"..........1965’te ABD’nin bugünlere dayanak olacak Türk-Kürt Federe Devleti planı uygulamaya konacaktı. Tıpkı 1999’da Öcalan’ın “Türkiye’yi büyütelim, toprak kazanın” demesi gibi. “ABD ilk kez resmi bir şekilde Türkiye’den kendi hamiliğinde bir Kürdistan kurulmasını talep etmiş, bunu da federasyonla yapılmasını önermişti.” Teklifi reddedilse de Yeni Osmanlıcılık fikrini büyütmeyi ve federasyonu konuşturmayı başaracaktı. ........."
Kitabın Yazarı: Erdem ATAY-Eray ÇELEBİ
(Pankuş Yayınları, Kasım 2025, 267 Sayfa)
Ülkemizin en uzun süren ve en karmaşık sorunlarından biri görünen, halk diliyle “Kürt Sorunu”nu anlatan, Veryansın TV’nin iki yazarı tarafından yazılmış bu kitap, beş bölüm halinde Öcalan-PKK-Kürdistan-Açılımlar-Gizli ve açık görüşmeler ile son yaşamakta olduğumuz olayları anlatıyor. 2013 açılımlarıyla başlayıp Oslo-Dolmabahçe ve İmralı görüşmeleri ile 2024 yılı sonuna gelen bu kitapta aşırı derecede tekrarların olması elbette sıkıcı oluyor; ancak temeli PKK sorunu olunca önünü-arkasını dikkatle okumak gerekiyor.
Kitapta, Apo’nun yakalanması, açılımlarda pazarlıkçı tarafta olması ve en son Bahçeli ile başlayan taze açılım dönemi de dahil tutanaklara girmiş tüm konuşmalarına yer veriliyor. PKK ve Apo hakkında kimlerin saman altından su yürüttüğünü ve bunların başını çeken BOP’u da öğreniyoruz. İki taraftan biri olan Apo resmen Kürdistan istiyor! Devlet tarafı ise adım adım Anayasa değişikliğine kadar geldi. Anayasa değişince anadil, genel af, teröriste beyefendi muamelesi yapmak, sevgiyle kucak açıp aş-iş-yuva bulmak gibi ayrıntılar avans gibi; arkasında asıl “heybedeki turp” yatıyor! İşte tüm bunlara tutanaklar üzerinden yani yazılı belgelerle ulaşıyoruz. Söz uçup yazı kalacağına göre okuyup görelim o zaman...
1. Bölüm “Türkiye Himayesinde Kürdistan Planı.” 2005 yılında ABD Ankara Büyükelçisi, Ortadoğu ve Kafkasya uzmanı Ross Wilson Köşk’e mektubunu sunduktan sonra mecliste grubu bulunan partilere gideceğine nedense doğru Devlet Bahçeli’ye gidecek, “Sayın Genel Başkan, sizinle daha uzun yıllar birlikte çalışacağız” diyecektir. Şimdi yaşananlara bakılınca Bahçeli’nin Öcalan’a çağrısı ile başlayan süreç daha iyi anlaşılacaktır!
1965’te ABD’nin bugünlere dayanak olacak Türk-Kürt Federe Devleti planı uygulamaya konacaktı. Tıpkı 1999’da Öcalan’ın “Türkiye’yi büyütelim, toprak kazanın” demesi gibi. “ABD ilk kez resmi bir şekilde Türkiye’den kendi hamiliğinde bir Kürdistan kurulmasını talep etmiş, bunu da federasyonla yapılmasını önermişti.” Teklifi reddedilse de Yeni Osmanlıcılık fikrini büyütmeyi ve federasyonu konuşturmayı başaracaktı. Kitapta; Ağustos 1993’te RTE Osmanlı Devletindeki Eyalet sistemini savunmasını, “Amerika’nın Gülü” diye anılan Tansu Çiller’in uyguladığı karanlık PKK oyunuyla ABD’nin bölgedeki çıkarlarına hizmet etmesini, Bahçeli’nin gayretiyle BOP ve AKP/RTE döneminin başlamasını, 18 Aralık 2005’te Aydınlık’ta; “CIA-FBI Niçin Geldi? - Atasagun Bahçeli İkilisine Özel Görev”; Türkiye himayesinde Kürdistan projesini uygulamak haberini, 2012’lerde ise A. Gül ile Colin Powell arasında 2 sayfa 9 maddelik “Kürdistan, BOP ve federasyon sürecini en açık şekilde anlatan” gizli bir anlaşma imzalanmasını, “2009 yılında yapılan ‘Oslo’daki PKK görüşmeleri ve sonrasını, hendek teröründe yedi yüz doksan dört güvenlik görevlimizin şehit olmasını” ayrıntılı olarak okuyoruz.
Zaman hızla akıp geçecek, açılımın buzdolabından çıkması, Bahçeli’nin 22 Ekim’de Öcalan’ı Meclis’e davet etmesiyle başlayacaktı. Gözden kaçırılan ise; “ABD’nin ‘Kürdistan’ projesi Irak’ın kuzeyindeki petrolün Akdeniz’e çıkarılmasıydı. “Adına 2009-2015 arasında ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’, 2024 sonrası ise ‘terörsüz Türkiye’ dedikleri PKK açılımı; Suriye’de fiili bölünme yaratmış, Türkiye hamiliğinde Kürdistan projesiyle Türkiye’de federasyon ve özerklik planlarının dayatılacağı bir süreci beraberinde getirmişti.” Öcalan ise tecridin kaldırılması sonrasında “Bilerek özerklik demiyorum, yerel demokrasi diyorum ama bu da dünyanın her tarafında özerkliktir” diyordu. Hızını kesmiyor, ayrıca “Demokratik entegrasyon” ve “Komün toplumu” istiyordu. Ona göre neydi Komün toplumu? “Kendi öz diliyle, kültürüyle eğitimi olacak; temel ihtiyaçlarını giderecek ekonomisi olacak, bizzat bir eko-endüstriyel ekonomik inşa gerekecek; kendi dil ve tarih çalışmaları olacak” diyordu.
2. Bölüm “Silah Bırakma Tiyatrosu”dur. Siftah olsun diye başlayan ilk açılım denemesinde 2009 yılında Oslo’da içinde Anayasa değişikliğinin de yer aldığı pazarlıklar sonucu aynı yıl PKK tek taraflı ateşkes ilan edecekti. “Tarihe ‘Habur rezaleti’ geçen olayda” neler yaşamıştık, utançla anımsarsınız. Sonra 2013’te ikinci açılım başlayacak, İmralı’ya heyetler gidecek, benzer talepler tartışılacaktı. Bunların peşini Dolmabahçe Mutabakatı ile dolduracaklar, Öcalan on koşul dayatacaktı. Sonunda son devlet açılımına gelecektik. Devlet içinde Devlet’i tanıyacak, sağdan sola dönüşün şiddetini test edecektik. Artık İmralı yol geçen hanıydı, giren çıkan belli değildi.
Bu arada sözde yeni barış sürecine paralel olarak Şubat 2025’den sonra PKK saldırıları da yaşanacaktı. Kitapta tek tek 24 Ekim 2025’ten başlayarak tam 21 saldırı anlatılıyor. Yazar diyor ki; “PKK ile çatışmazlık yaşanması beklenirken terör örgütü defalarca Türk ordusuna saldırmış, bölgedeki faaliyetlerini devam ettirmiştir. Bugün de süreç aynen devam etmektedir. Ancak durumun en acı tarafı, PKK saldırılarının gizlenmesi.”
3. Bölüm “Öcalan’ın Anayasal ve Yasal Talepleri”dir. Anayasamızın değiştirilemez hükümleri tek tek hedefe konuyordu. “Anayasa’ya ‘Kürt’ ifadesinin yazılması için Anayasa’nın 66. maddesinde yer alan Türk vatandaşlığı tanımının da değiştirilmesi” gelecekti. Böylece Atatürk’ün Türk halkı tanımı değerini yitirecekti. Anayasa’da Türk, bir millet tanımı olmaktan çıkarılarak etnisiteye indirgeniyordu. ‘Türk etnisitesi’ varsa ‘Kürt etnisitesi’ de olmalıydı.” İstekler bitmiyordu, Ana dil olmazsa olmazlarındandı. TBMM Başkanı bile “ana dil ana sütü kadar helaldir” dedikten sonra... Apo; “Barış gelirse, demokratik toplum gelirse kimse demokratik anayasanın önünde duramaz” diyebiliyordu.
Şu anda ülkemizde kurulan komisyona DEM Partinin verdiği rapor o kadar açık ve net ki, kafalarında her şey olup bitmiş gibi... Yakında diğerlerinin rapor ve görüşleri de ortaya çıkacak ve tartışılacaktır. Okuyunca açıkçası ürktüm! Sonra kurulan Meclis Komisyonu konusu işleniyor. PKK için özel yasa pazarlığını da okuyoruz. Sıra 1921 Anayasasının Öcalan ve yandaşlarıyla Cumhur tarafından eleştirilmesi konusunun derinliğine ortaya konmasına geliyor. Merak edenler buradan da okuyabilir.
4. Bölüm “Teröristbaşı Öcalan’ın Ağzından Siyasiler.” Burada Apo’nun ta başından beri RTE ile iyi anlaştığını, onun başkanlığını desteklediğini, Fidan’ı da çok beğendiğini, Numan Kurtulmuş’un da en olumlu kişilerden olduğunu, Bahçeli’nin ise kendine şiir bile gönderdiğini ayrıntılı olarak okuyoruz. Peşinden “PKK’nın siyasi uzantısı İmralı heyetinin görevi” açıklanıyor. İmralı’ya 33 kez giden heyet Kandil’e de 33 kez gitmişti!
Fazla yinelemelerle dolu olsa da farklı bir bakış açısından Apo/PKK gerçeği ve savunucularının birlikte ülkemizin başına getirmek isteyecekleri barış adı altında nereye varacağı sır gibi gizlenen gelişmeleri belgeler üzerinden okuyoruz.
Hayal aleminde yaşayanların çıkarmaya uğraştıkları yangın hepimizi biraz yaksa da ülkenin temellerini yerinden oynatamaz. Şu anda tüm dünyanın gözü önünde bağımsız bir devletin başkanını kaçırıp o ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koyacağını söyleyebilen yayılmacı ABD ile aynı çuvala girenlerin tekrar düşünmeleri zorunluluktur!
İyi okumalar dileği ile...
