"...........Bugün çocuklar, yaşı kaç olursa olsun, problem çözmenin yolunun şiddetten geçtiğine inanıyor.Eğitim sistemi gittikçe çocukları topluma entegre etmekten ziyade toplumdan uzaklaştıyor. Evrensel değerler sadece "din" ile çocuklara empoze edilmeye çalışılıyor. İletişim, empati, sabır, hoşgörü gibi insani değerler sistemli biçimde yok edildi. Onun yerine “kim güçlüyse zayıfı ezer” anlayışı yerleşti. .............."
80’lerde Ankara’da doğdum.
Ankara’nın o dönem kırsal sayılabilecek bir ilçesinde geçti çocukluğum. Mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri ve sosyoekonomik durumu birbirine yakın aileler ve onların çocukları vardı hayatımızda.
Etrafımızda bizi uyaran çok az etken vardı. Tek kanallı, sonra yavaş yavaş özel kanallara geçen televizyon, okul ve sokak oyunları… Dünyamız, okuldan ve arkadaşlarımızdan ibaretti.
O zaman da hatırlıyorum; mahallenin köşe başlarında bıçkın delikanlı (!) abiler olurdu.
Ama silahları yoktu.
Uyuşturucu kullanmazlardı.
Aleni alkol içmezlerdi.
Çoluğa çocuğa yan gözle bakmazlardı.
Kendi çaplarında mahallede bir “koruyuculuk” üstlenmişlerdi güya.
En önemlisi de aileleri mahalledeydi; kendileri mahalleliydi.
Yani görünür, denetlenir, sınırları olan insanlardı.
Gel gör ki, zaman ilerledikçe çocukluk da gençlik de bir yana savruldu.
Elbette bunun altında bir sürü neden var.
Bugün çocuklar, yaşı kaç olursa olsun, problem çözmenin yolunun şiddetten geçtiğine inanıyor.Eğitim sistemi gittikçe çocukları topluma entegre etmekten ziyade toplumdan uzaklaştıyor. Evrensel değerler sadece "din" ile çocuklara empoze edilmeye çalışılıyor.
İletişim, empati, sabır, hoşgörü gibi insani değerler sistemli biçimde yok edildi.
Onun yerine “kim güçlüyse zayıfı ezer” anlayışı yerleşti.
Çocuklar, sistemin şiddet diliyle büyüyor ve bunu meşru görüyor.Hayatın içinde de buna tanık oluyor. Çünkü, artık ülkemiz böyle bir ülke...
İşlenen suçların cezasız kaldığını görüyorlar.
Hatta suç işleyip hüküm giymeyi bir güç gösterisi olarak algılıyor, bununla gurur duyuyorlar.
Sanki delikanlılıklarına bir rütbe daha eklenmiş gibi…
Çünkü, çürüyen yalnızca değerler değil; toplumun kendisi suçu normalleştiriyor, yok sayıyor.
İnternet çağında büyüyen çocuklar, bazen bir yetişkinin bile bilmediği kadar silaha, şiddete ve karanlığa yakın büyüyor.
Sanal dünya da bu silahları tanıyor, kullanıyor ve en kötüsü bundan zevk alıyor.
Reel dünyada ise silaha ulaşmak artık hiç de zor değil.
Çocuk da olsan…
Uyuşturucu kapı arkasında.
Neredeyse ekmek almak kadar kolay.
Medya, uyuşturucu kullanan kişilerle sansasyonel haberler yapadursun; bu işin ticaretini yapan ağababaları nerede?
Bir çocuk için bile uyuşturucuya ulaşmak bu kadar basitleşmişken, sorumlular neden görünmez?
Ve hayvanlara zarar veren çocuklar…
Bir canlıya bilerek, isteyerek zarar veren bir çocuğun gelecekte neye dönüşeceğini gerçekten merak etmiyor muyuz?
Tüm bunlar olup biterken, çocuğunu görmeyen aileler…
Oysa sizler çocuğunuzu gözlemlemekle mükellefsiniz.
Eğitimiyle, arkadaşlarıyla, davranışlarıyla, insani değerleriyle…
İnanın, hayvan sevgisiyle bile.
Çocuğunuzu sistemin, çevrenin, mafyanın, uyuşturucunun kurbanı etmeyeceksiniz.
Ve işte günün sonunda kaçınılmaz ölümler…
Bir çocuk tarafından öldürülen güzel çocuklar…
Ne acı.
Çocuğun çocuğu katletmesi…
Bir çocuk neden bıçak taşır?
Nasıl olur da hiç tereddüt etmeden en ölümcül yerlere darbe vurabilir?
Bu nasıl bir motivasyon, nasıl bir karanlıktır?
Bugün, “çocuk katil” dediğimiz her vakada, aslında hepimizin payı var.
Çünkü, bir çocuk suça doğmaz; suça sürüklenir.
Ve biz o sürüklenişe ya seyirci kaldık
ya da gözümüzü başka tarafa çevirdik.
Sosyolojik olarak ortada bireysel bir sapmadan çok, toplumsal bir çözülme vardır.
Aile, okul, mahalle ve devlet gibi koruyucu yapılar zayıfladıkça, çocuk, şiddetin ve suçun açık hedefi hâline gelmektedir.
Cezasızlık, adalet duygusunu yok etmekte; güç, hakka üstün tutulmaktadır.
Denetimsiz dijital dünya şiddeti sıradanlaştırmakta, silahı ve ölümü meşrulaştırmaktadır.
Böyle bir ortamda çocuk için bıçak, bir suç aracı değil; bir var olma biçimine dönüşmektedir.
Bu yüzden mesele sadece çocuklar değildir.
Mesele, çocukları koruyamayan bir toplum meselesidir.
Devlet kurumları bu tabloyu münferit vakalar olarak değil, toplumsal bir alarm olarak ele almak zorundadır.
Aksi halde bugün yaşanan her çocuk ölümü, yarının sıradan haberine dönüşecektir.
