"...........Babamın ismini taşıyan Süleyman abi Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisiydi. Psikoloji öğretmen okullarında önemli bir dersti ve özel olarak ilgimi çeken bir alandı. Bazen ona takılır konferansa giderdim. Hala memnuniyetle hatırlıyorum ülkemizin en önemli psikiyatrı Rasim ADASAL’ ın konferanslarını birçok kez dinledim. Bir defa Süleyman abi beni Ankara Akıl Hastanesine götürdü. ............"
Süresiz ara verilen Üniversiteler ve Hazırlık Lisemiz açılınca tekrar okula dönmüştük. Ama üniversiteler ve üniversiteye giden Yüksek Öğretmenli abiler -ablalar yine hareketliydi. Hafta sonları olmalı toplantı yaptıkları mekanlara gidiyor ve siyasi tartışmaları dinliyordum.
Babamın ismini taşıyan Süleyman abi Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisiydi. Psikoloji öğretmen okullarında önemli bir dersti ve özel olarak ilgimi çeken bir alandı. Bazen ona takılır konferansa giderdim. Hala memnuniyetle hatırlıyorum ülkemizin en önemli psikiyatrı Rasim ADASAL’ ın konferanslarını birçok kez dinledim. Bir defa Süleyman abi beni Ankara Akıl Hastanesine götürdü. Bir kattaki odaları tek tek dolaştık. O bir çalışma yapıyordu. Hastalarla konuşuyordu bende ilgiyle dinliyordum. İki hasta hala hatırımda, biri bir kadın bana Berlin’i anlatıp bir mekan yada yol net bilemiyorum bir yeri sordu, ben hiç yurt dışına gitmedim ki hiç bilmiyorum dedim ‘zaten bende gitmedim’ deyince, Süleyman abiye bakakaldım. Eşi Almanya ya çalışmaya gitmiş, çocuklarını ve onu yanına almasını beklerken Alman bir kadını seçmiş ve boşanma davası açmış maalesef. Diğeri bir gençti. Uyuşturucu bağımlısı olmuş bir şekilde, beni kurtarın diye kendisi gelmiş hastaneye. Yapılan IQ testi ile 140 = Çok Yüksek Zekalı olduğu tespit edilmiş. Dedi ki beni tedavi edemiyorlar, sadece burada tutuyorlar, bağlantı kuramıyorum çıktığım dakika yine kullanacağım. Okulunu unuttum ama önemli bir üniversite öğrencisi idi. Çok üzülmüştüm böyle zeki bir genç harcanmıştı. Şimdi sanıyorum tedavi merkezleri var.
Tabi anlattıklarım kendi derslerimle ne kadar ilgilendiğimin göstergesi. Ders çalışma alışkanlığım olmadığı gibi ders dinlemekte de ilgim zayıftı. Fazla dert de etmiyordum işin garibi. Çünkü Kimya Mühendisliği okuma şansım kalmamıştı. Mühendisliğe geçmek demek devlet öğrenciliğinin sona ermesi ve hatta okuduğun zamanların tazmin edilmesi demekti. Tütün deki hem rekolte hem üretim düşüklüğü bütün şansımı ortadan kaldırmıştı. Sadece devlet öğrencisi olma şansım varsa sadece öğretmen olma şansım vardı. O da olurdu nasılsa !?
Okulun yemekhanesi artıkları ile geçinen kedi ve köpekler gözümden kaçmıyordu tabi. Bazen kendi yiyemediklerimi özel olarak verdiğim oluyordu ama yakın bağ kurmuyordum. Yılım dolunca burada olmayacaktım ve onları emanet edeceğim kimsem de yoktu. Kendim için kimsem vardı aslında. Yine babamın babasının ölen eşinin erkek kardeşi vardı Ankara Küçükesat ta. Sinop’ta evci çıktığım Rukiye ve Hava Babaannelerimin erkek kardeşi Musa Dayım. Babam kız kardeşlerinin çocuğu olsa dayısı olacak kişi. Kız kardeşlerinin yerine gelenin çocuğu ama onlar kız kardeşlerinin çocuğu ve beni torunları saydılar. Bir bağ daha vardı ilginç olarak Musa Dayımın eşi Hürmüz Hanım babamla kuzen olduğu için Hürmüz Hala demem gerekirken kan bağım olmadığı halde sevgi bağlarımız kuvvetli Musa Dayımın eşi olduğu için Hürmüz Yengemdi. Musa Dayımın şekeri vardı ama ben tatlı seviyorum diye kahvaltıda reçel koyar, kendi elleriyle meyve suyu sıkardı. Böyle güzel bir ilişki mümkün mü bu günlerde, hiç aklım almıyor. Birde onların çocukları Tuğrul Abim ve Hatice Ablam aynı sevecenlikte. Yıllar içinde savrulup durdum ama o evin sıcaklığını unutmadım.
Bir evim daha vardı Ankara da. Üstelik okuluma çok yakın Bahçelievler de. Fatma Hanım Teyzem ve Aslan Bey Amca. Fatma Hanım Teyzem Bu günkü Sinop Etnografya Müzesi Binasının Mirasçısı. Hatta Aslan Bey Amca diğer mirasçıların paylarını da satın aldığı için uzun süre Aslan Torun Konağı olarak anıldı bina. İsim Hakkı bile haktı benim için. Binayı Kültür Bakanlığına satan ve Aslan Torun Konağı olarak tescil ettiren oğlu Avukat Cahit Abime rağmen Müze Araştırmacısı olarak Sinop Müzesinde çalıştığım yıllarda binayı yaptıranın babasının ailesi değil benim soy ağacımdan gelen annesi yani Kavizade ailesi olduğunu Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden tapu kayıtlarını isteyerek belgelemiş, günümüze ulaştıranın Aslan Torun olduğu göz önünde bulundurularak iki ailenin isminin de değil ismin Sinop Etnografya Müzesi olmasını sağlamıştım. Kim yazılsa haksızlık olurdu. Tapu Kayıtlarının ise tarihçe olarak Müzede sergilenmesini istemiştim. Cahit Abim öğretmenliğe başladığım ilk yıl stajyer olmama rağmen istediğim yere tayinimi yaptırmak gibi büyük bir iyiliği olmasına rağmen bunu yapmıştım ve bana çok kırılmıştı.
Hazırlık Lisesinde evci kağıdım hafta sonları Bahçelievler’e daha çok Küçükesat’a arada Yüksek Öğretmenli büyüklerimin toplantıları ve ilgi duyduğum konferanslara gitme fırsatı vermişti. Sonunda okul bitti ve Üniversite sınavına girdik.