...........çok çocuğun birlikte olduğu halamın evine alışkanlığımdan askeri koğuş gibi çift katlı ranzalarda 20 kişilik yatakhanede yatmaktan, banyo sırası beklemekten hiç şikayetçi olmadım. Bir de samimi arkadaşlar oluyordu. İki samimi arkadaşım biri Fatma diğeri Fahriye idi. İkisi ile de bugüne kadar ilişkim kopmadı. Fahriyenin babası Sinopluydu ama İznik ten gelmişlerdi. ..........."
Yatılı okula alışmak çok zor olmamıştı zaten anne ve babamızın yanından okula gidip gelememiştik. Ayrıca ara sınıfta girip başladığımda okulda ablam olduğu gibi bir de onun yatakhanesinde kalmıştım. Benden hızlı alışan olmamıştır. Tabi ablam mezun olup gitti ama düzenli ve güzel harçlık gönderdiği için yine keyifliydim Birde sanırım ders çalışma alışkanlığım olmamasına rağmen dersi derste öğrendiğim için ilk üç başarılı öğrenci arasına girmiştim. Kaçıncı olduğumu bilemeyeceğim sonraki yıllarda yine o üç öğrenci Yüksek Öğretmen Okulu sınavına gönderildiğimiz için hangimizin daha iyi olduğunu hiç bilemedik zaten önemi de yoktu. Saygılı bir öğrenci olduğum içinde öğretmenlerim severdi. Sadece etüt saatlerinde ya konuşurken ya bir arkadaşımı ders çalıştırırken yakalanmak dışında bir yaramazlığım yoktu.
O zamanlar Milli Güvenlik dersimiz vardı ve Türk Garnizonundan bir Albay dersimize gelirdi. Yurt sevgimizin pekişmesine önemli katkısı olan bir dersti. Bir dersimizin ortasında dikkatim dağılmış olmalı dikkatimi çekti. Arkadaşımın biri de çalışmaz ama dersleri yine de iyi deyince sanki beni gözeten varmış gibi anlaşılmasından korktum. Hocamız beni savundu iyi mi ‘Bazı Öğrenciler 50 gram şeker yemek için 250 gr. keçiboynuzu kemirmez’ dedi. Anlamak için yorulduk ama sanırım konunun özünü kavrayıp farklı şeylerle ilgilendiğimi söylemişti.
Arkadaşlarımı hep çok sevdim. Her zaman kalabalık evimize, çok çocuğun birlikte olduğu halamın evine alışkanlığımdan askeri koğuş gibi çift katlı ranzalarda 20 kişilik yatakhanede yatmaktan, banyo sırası beklemekten hiç şikayetçi olmadım. Bir de samimi arkadaşlar oluyordu. İki samimi arkadaşım biri Fatma diğeri Fahriye idi. İkisi ile de bugüne kadar ilişkim kopmadı. Fahriyenin babası Sinopluydu ama İznik ten gelmişlerdi. Babası tekne yapımı ile uğraşırdı. Hafta sonu Evci Kağıdım vardı. Bazı hafta sonları iki arkadaşımın evinde de kaldım. Ruhları şad olsun anneleri annem gibi beni sarıp sarmaladılar. Esasen Evci Kağıdım büyük babamın çocuksuz vefat eden eşinin Sinop’ta oturmakta olan kız kardeşlerine gitmem içindi. Düşündükçe hala ne güzel ilişkiler varmış diyorum hayretle. Düşünsenize kız kardeşleri ölmüş, hiçbir kan bağım yok, bir zamanlar kız kardeşlerinin eşi olmuş bir adamın torunuyum. Ama onlar benim babaannemlerdi. Rukiye ve Hava Babaannem. Rukiye Babaannemin kızları Şükran ve Zeliha Halam. Babam hafta sonu gelip benimle onlara geldiğinde iki babaannem aralarına alıp babamı çocuk gibi severlerdi. Uğur Mumcu Meydanında o günkü Konak Meydanında, Simit ve poğaçalarımızın ustası Hurşit Amcanın yan tarafındaki apartmanda oturuyorlardı. Konak Meydanıydı, çünkü Vali Konağı vardı. Etrafında da dükkanlar. Devlet ile Halk ne kadar yakındı birbirine.
Tarih Öğretmenimiz Mergube Hanım neden bilmiyorum beni mahcup etmek için özel çaba sarf ederdi. En düşük ders notum tarihti 7’den fazla alamazdım. Babam da 8 den düşük not istemezdi. Bayağı sıkıntı yaşadım. Yazılı sonuçlarını okuduğunda bir defa daha iyi not bekliyordum dedim kızdı sözlüye kaldırdı. Henüz işlemediğimiz konulardan sordu. Öğrenmediğim konuyu bilemezdim haliyle, otur gelecek hafta yine sözlü yapacağım dedi. İlk defa adam gibi ders çalışıyorum çünkü öğrenmediğimiz konuları da öğrenmeye çalışıyorum. Zaman yetmiyor. Sözlü olacağım günün sabahı erkenden kalktım, dershanelerimizin olduğu ana binaya geçip çalışmaya devam edeceğim. Yatakhane binamızın kapısı kilitli henüz açılmamış. Yemekhane de o binada ve bodrum kat sayılabilecek mutfağın üstünde. Yemekhaneye geçtim. Pencereden dışarı atladım ara yolda yürümeye başladığımda aman karşımda Mergube Hanım! Yatakhanede mutlaka nöbetçi öğretmen olur her odanın ışıklarını kapanmasını ve uykuya geçişi kontrol ederdi. O gece nöbetçi oymuş ve benden daha erken kalkmış olmalı her zamanki şıklığı yerindeydi. Bağırıyor ‘birde daha iyi not bekliyormuş kapı yerine pencereden çıkıyor’. Sanki büyük bir suç işlemişim. Öğretmenim Tarih Dersimi çalışacaktım kapı açılmamıştı deyince alaycı bir şekilde güldü çalışacaksın tabi. İşe bakın o gün yeni bir konu işledi ve ders sonunda gel bakalım seni öğretmenler odasında sözlü yapacağım dedi. Alı al moru mor peşinden gittim. Öğretmenler odası dolu. Uzun büyük masanın köşesine oturdu ben yanında ayakta dikiliyorum. En sevdiğim öğretmenlerim Kimya Öğretmenim Belkıs Hanım, Fizik Öğretmenim Aydın Bey, Resim Öğretmenim Nevzat Hanım, Matematik Öğretmenim Turgut Bey, Tarım Dersi Öğretmenim Selahattin Bey, Biyoloji Öğretmenim Mustafa Bey, Psikoloji Öğretmenim Rasim Bey, Edebiyat Öğretmenim Sabiha Hanım…hepsinin önünde ya yine bilemeyeceğim bir soru sorarsa? Belkıs Hanım kalktı yerinden Hale bende sana şu kitapları verecektim deyip kitaplar elinde geldi, merak ettiğin konular vardı ya bunlar benim üniversite kitaplarım al bakalım daha ne soracaksın deyince Mergube Hanım yumuşak bir tonla evet bir daha vaktinde kalkıp kapıyı kullan dedi ve beni gönderdi. Ne olmuştu? Hiçbir zaman bilemedim ama fen derslerine meraklı ve başarılı bir öğrenci olduğuma inanmış olabilir. Bir daha hiç kötü davranmadı.