“ Savaş zaruri ve hayati olmalıdır! Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş cinayettir!” Mustafa Kemal ATATÜRK ----------------------------------------- “Tarih, ezilen sınıfların baskı ve zulüm düzenlerini devirme girişimleriyle doludur” Vladimir İ. LENİN
Yıllardır yaşam savunucuları, bilim insanları, meslek odaları, dernekler, Ekoloji örgütleri ve içinde Nükleer Karşıtı Platform ve Bileşenlerinde içinde olduğu oluşumlar, nükleer santralların ve dolayısıyla Nükleer güçlerin risklerinden ve oluşturduğu tehditlerden doğabilecek felaketlere dikkat çekiyorlar. Bu doğrultuda mücadele veren kesimlerin son yıllarda nükleer tehditlerin daha öne çıktığına işaret etmeleri mesnetsiz bir iddia olmaktan öteye çoktan geçmiş durumda. Emperyalist Kapitalist güçlerin tepişmesinden doğacak akıl almaz zararlar ve tahribatlara İnsanlık âlemi katlanmak zorunda da değildir.
Günümüzde, finans kapitalizmin geçiş yaptığı otoriter ve baskıcı rejimler zaman içinde güç zehirlenmesi yaşayarak kamuoyunun istek ve beklentileri, denetim mekanizmaları, hukuk, adil ve eşit gelir dağılımı, düşünce özgürlüğü, basın ve haber alma özgürlüğü gibi çok temel haklarını büyük ölçüde tahrip ediyor. Bu tarz Otoriter yönetimlerin ve yöneticilerin hızla arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Bunun sonucunda aklın, bilimin ve modern devlet işleyişi aygıtlarının da devre dışı kaldığına ne yazık ki tanık oluyoruz. Aklın ve bilimin devre dışı kalmasının hazin sonuçlarından birisi de Orta doğuda yaşanan Enerji Savaşları ve buna bağlı olarak oluşan Ateş Cehenneminde otoriter yöneticilerin başta Orta doğu ülkeleri olmak üzere yakın ve uzak coğrafyaları güç devşirme uğruna mahvetmekten çekinmediklerini görüyoruz.
Bu Topraklar Ateşe Atılamaz! Bu Nedenle Savaşı Değil Barışı Savunuyoruz!
Tamda bu sıralarda Israil ve ABD ortaklığında Orta doğu bölgesinde İran’a yönelik saldırılarını bütün dünya ile birlikte izliyoruz. 2022 yılında yani dört yıl önce başlayan Rusya- Ukrayna savaşını izlediğimiz gibi! . ABD ve İsrail tarafından yapılan bu saldırılar, yalnızca İran’ın egemenliğine yönelmiş askeri hamleler değildir. Ülkemizin kuzeyinde devam eden Rusya - Ukrayna savaşının ve Güney sınırımızdaki Suriye'de devam eden iç savaşlarının, Filistin'de üç yıldır süren soykırımın da parçası olduğu bir militarizm dalgasının parçasıdır bu saldırılar! Bütün bölgeyi, insanlığın, doğanın ve tüm türlerin ortak geleceğini tehdit eden tehlikeli bir savaş zincirinin belki de son halkasıdır.
Bu savaşın adı açıkça konulmalıdır diyoruz! Bu savaş ABD'nin hegemonyatik gücünü sürdürmesi ve iç borç yükü ile sıkıştığı kendi finans darboğazından çıkışı için yapılan bir kaynak savaşı ve dolayısıyla Enerji savaşlarıdır.
Neden mi?
2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle Rus doğalgazı Avrupa’dan çekildi. Bu süre içinde Avrupa’da doğal gaz %100’e varan oranda zamlandığını görüyoruz! Bu doğalgazın zamlanması hayatın her alanını etkilemiş durumda! Bu güne geldiğimizde; ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan emperyalist savaş sonucunda kritik bir konuma sahip olan Hürmüz boğazında uzun süreli bir kesinti yaşanması halinde petrol ürünlerinin yaratacağı zamlanma yine emekçi kesimleri vuracaktır. Yaşanan savaş nedeniyle, KATAR Devleti LNG üretimin durdurdu. Bu hamle 120 milyar metreküplük bir arzı devre dışı bırakacağını düşünürsek emekçilerin üzerine yüklenecek yükü daha da büyümüş olacaktır.
Diğer bir deyişle; Ortadoğu, yıllardır enerji koridorları, petrol, doğalgaz ve stratejik ticari geçiş yolları nedeniyle yürütülen küresel güç rekabetinin merkezine sıkıştırılmıştır. “Güvenlik” adı altında meşru hale getirilen müdahaleler, gerçekte fosil yakıt sisteminin, silah endüstrisinin ve jeopolitik tahakkümün güvenliğini sağlama amaçlıdır. Bunun bedelini de ne yazık ki bölge halkları ve yaşam alanları ödemektedir.
Savaşın İnsanlığa ve Ekolojik Yaşama verdiği zararlar!
Günümüz dünyasında savaşlar yalnızca cephe hattında değil; suyun derinliğinde, havanın içinde ve toprağın altında sürmektedir. Bunun içinde Ağır silahların tesis edildiği alanlar, Nükleer santrallar ve nükleer tesisler, füze sistemleri, hava bombardıman alanları ve askeri tesisler hedef alınmaktadır. Bu saldırılar;
· Kimyasal ve Nükleer Teknolojilerin yaratacağı riskleri büyüterek kuşaklar boyu sürecek sağlık krizlerine zemin hazırlar!
· Savaş, Ekolojik yıkımı kalıcılaştırır, yoksulluğu derinleştirir!
· Petrol rafinerilerinde ve boru hatlarında büyük yangınlara ve toksik sızıntılara yol açar!
· Yeraltı sularını kirletir, tarım alanlarını zehirler, gıda güvenliğini tehdit eder!
· Atmosfere salınan karbon ve zehirli gazlarla iklim krizini hızlandırır!
· Yarattığı Ekolojik yıkımla savaşın sürdüğü coğrafyada ve çevresinde yaşayan tüm canlıların yaşam hakkını ihlal eder!
· Militarizm, iklim krizinin çoğu zaman görünmeyen ama en güçlü hızlandırıcılarından biridir. Bu coğrafyada yürütülecek her türde savaş; yalnızca bugünü değil, geleceği de yıkıp geçecektir!
· Ortadoğu, zaten su kıtlığı, çölleşme ve aşırı sıcaklık artışıyla mücadele eden kırılgan bir coğrafyadır!
· Savaş, göçü büyütür! Dolayısıyla da Savaş insanlığa ve doğaya karşı işlenen suçtur!
· Savaş, Diktatörlüğü ve otokrasiyi besler!
· En önemlisi de Savaş militarizm, Irkçılık ve Şovenizmi tetikler ve büyütür!
Savaş ve buna bağlı olarak silahlanma yarışı politikaları, gezegenin zaten kırılgan olan Ekolojik dengesini daha da derin bir yıkıma sürükler. Savaş ekonomisi; sağlık, eğitim ve adil bir dönüşüm için ayrılması gereken kaynakları toplumsal ihtiyaçlardan koparıp silahlanmaya yönlendirir ki İnsanlık tarihi için en önemlisi de budur!
Yaşam Savunucularının Çağrısı: Tehditlere Karşı Birlikte Mücadele Etmeliyiz!
Geçtiğimiz dört yıl içinde Ukrayna - Rusya savaşı sırasında Zaporijya nükleer tesisine yönelik saldırı ve sonrasında Çernobil Nükleer tesisinin 1986 yılında yaşanan felaket sonrasında zarar gören ve devre dışı bırakılan 4. reaktörünün çelik koruma zırhına yapılan bir dron saldırısı gerçekleştiğini ulusal ve uluslararası basından biliyoruz. Rusya ve Ukrayna her iki saldırıda da birbirlerini suçlamış olduğunu da biliyoruz. Bu gün de ABD benzer bir şekilde İran’ı suçlayarak kendini müdahale etmekle mecbur kaldığını ifade etmektedir! Yani kendisini Israil üzerinden dünyanın jandarmalığına layık görmektedir.
Yaşam savunucuları kimin ya da kimlerin saldırılarda parmağı olduğundan daha fazla Nükleer santralların risk ve tehdit olarak barındırdığı potansiyele dikkat çekmektedir. Nükleer Karşıtı Platform bileşenleri, dünya kamuoyunu sonunu getirme potansiyeline sahip bu riske karşı hep birlikte mücadele etmeye çağırdığını da biliyoruz.
Yaşam savunucuları; BM (Birleşmiş Milletler) başta olmak üzere uluslararası kurumları ve dünya devletlerini göreve çağırıyor.
Yaşam savunucuları; ABD ve Israil’in bu kural tanımaz ve fevri davranışı karşısında BM, Uluslararası Barışı korumak ve dünya halklarının güvenliğini koruma sorumluluğunu yerine getirmelidir!
Uluslararası hukuk, hâkim güçlülerin keyfi müdahalesine göre şekillenemez. Bu manada kullanılan çifte standart, barış hukukunu zayıflatır! Hukukun zayıflaması ise insanlığı ve doğayı savunmasız bırakır.
Bu durumda acilen yapılması gerekenler;
· Derhal ve zaman geçirilmeden Diplomatik kanallar işletilmelidir.
· Nükleer ve kimyasal risklere karşı uluslararası denetim mekanizmaları devreye alınmalıdır.
· Bölgede gerilimi artıracak askeri yığınak ve her türlü tehdit terk edilmelidir.
· Savaşı izlemek, savaşı onaylamaktır.
· Sessiz kalmak suçu kabullenmek ve ortak olmaktır.
· Uluslararası hukuk mutlaka işletilmelidir. Hukukun işletilmemesi halinde dünya, hukukun değil güç siyasetinin hüküm sürdüğü bir bilinmezliğe doğru yol alacaktır ve bedelini de emekçi halklar ile doğa ödeyecektir.
Bu durumda Türkiye ne yapmalıdır?
· NATO kontrolünde bulunan mevcut Üslerimizi Savaşa açmamalıdır!
· İsrail’e gönderilen Fosil Yakıt ve Nadir Toprak Elementleri Sevkiyatını Durdurmalıdır!
· NATO üslerini ve Türkiye toprakları bu savaş için kesinlikle kullandırılmamalıdır.
· Türkiye’de bulunan ABD/NATO askeri varlığı ve askeri tesisler, bölgesel savaşın lojistik altyapısı olarak kullanılmasına izin verilmemelidir.
· İsrail’in savaş mekanizmasına yarayacak tüm ticari ve lojistik kanalları kapatmalıdır. Limanlar ve transit güzergâhlar üzerinden yürüyen sevkiyatlara izin vermemelidir. Yakıt ticareti “normal ekonomi” değildir! Yakıt sevkiyatı bu koşullarda savaşın altyapısı konumundadır.
· Türkiye savaşın bir parçası durumuna gelmemelidir.
Son Sözümüz!
Bölge ülkelerine ve İran’a yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır!
Bölgeyi ateşe atan kaynak ve tahakküm savaşlarına son verilmelidir.
Sınırsız ekonomik büyüme hedefli ve fosil yakıt bağımlılığına dayalı savaş düzeni terk edilmelidir.
Adil ve barışçıl bir ekonomik düzene dair dönüşüm sağlanmalıdır.
Türkiye; Emperyalist rekabet, silahlanma yarışı ve kaynak yağmasının yanında değil, Halkların kendi kaderini tayin hakkı ve iklim adaletinin tarafında yer almalıdır.
· Savaşı değil, yaşamı savunalım!
· Dünya Savaş Çığırtkanlarının Kaprislerine ve Hırslarına Kurban Edilemez!