"....... madde bağımlısı bir babası olan ve hiç erkek kardeşi olmayan Rahima ve ablaları, sokağa bile çıkamaz, okula gidemezler. Tek umutları, oğlu olmayan ailelerin, kızlarından birini, ergenlik çağına gelene kadar erkeğe çevirmesini sağlayan Bacha Posh geleneğidir. Rahima, bu gelenek sayesinde erkek gibi giyinip, öyleymiş gibi davranabilir ve hayal bile edemeyeceği bir özgürlüğe kavuşur. ...." Kitabın Yazarı: Nadia HASHİMİ Çeviri: Mehtap Gün AYRAL (Arkadya Yayınları, yeni Baskı: 2025, 519 Say
İnsanların din ve inanışları kendileri için vazgeçilemez kutsal bir haktır. Kişi ile inandığı Tanrı arasında hiçbir aracının yer almadan bir kişinin inancını ve ritüellerini yerine getirebilmesi demokrasinin ve laikliğin gereğidir. Hâlbuki tarihi gerçeklere baktığımızda din ve inanç konusunun ana savunucusu olan laiklik ve demokrasi, neredeyse tüm dinler tarafından en büyük tehlike gösterilerek yok edilmesine uğraşılmıştır.
Orta çağda ülkeyi ve yönetenlerin bitmez iştahlarını doyurabilmek için ya halkından vergiler alınır ya da başka ülkelere yapılacak seferlerle toprak, köle ve ganimet ele geçirmek gerekirdi. Bu savaşlarda en kolay kullanılacak malzeme ise yine din ve inançlardı. Defalarca yinelenen Haçlı Seferleri “dinsiz ve sapkınları yok etmek için” bahanesiyle yapılmamış mıydı? Ya da diğer dinlerdekilerin gâvurları gerçek dine döndürmek için yaptıkları gibi…
Din ve inanç, eğer demokratik ve laik yöntemlerle inananlara saygın bir alan açamıyorsa tehlike büyüktür. Tartışılamayacağı, normal kişilerin özünü anlayamayacağı gibi asılsız dayatmalarla din siyasileştirilmekte ve birtakım kişilerin eline bırakılmaktadır. Mezhep, cemaat, tarikat gibi toplulukların doğuş nedeni, dini, gerçek amaçlara kalkan yapıp gücü elinde toplamaktır. Dört tek Tanrılı din varken aynı Tanrının kendi kullarına bir öncekini yasaklaması ve onları kâfir sayması tartışma konusudur. Bu tür olaylar kendini dinin tek bileni sayan kişilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırmıştır.
İslam dininin, aklı öne çıkarması daha çağdaş kabul edilirken bir kısım kişilerce ise dine ihanet sayılabilmektedir. İşte bu noktada din, tutanın elinde keskin bir kılıç gibi kendini kabul etmeyeni kesebilir. Şu anda en tehlikeli durum bu olup ortaya çıkması genellikle Gazali sonrasına dayandırılır.
Kitap tanıtımı yerine bu açıklamaları neden yaptım? Çünkü kitap, Afganistan’da ve 1900’lü yılların başında geçen bir konuyu anlatmaktadır. İslam olan bu halkın başındaki liderlerine göre dini inanç konusundaki çalkantılarını, özellikle kitaba konu olan kadınların yok sayılan yaşamını anlatmaktadır.
Kitap, bu ülkede kadın olmanın daha doğduğu zaman başlayan acımasızca günlerini anlatıyor. Tek evliliğin adeta suç sayıldığı ve “sünnet” diyerek en az 4 kadınla evlenilebileceğini normal gören bir dünyada, daha çocuk yaşta hiçbir söz hakkı olmadan, fikri sorulmadan, babası veya erkek akrabalarıyla yapılan pazarlıklarla “satın alınan”, parayı ödeyerek çocuğu satın alanın “malı” sayılan çocuğun, o adamın kaçıncı karısı olacağının hiçbir değeri yoktur. Çocuk, artık o adamın malıdır, karşısında konuşamaz, fikir söyleyemez. Tek görevi kocasını doyurmak, temizliğini yapmak ve mutlaka ona erkek çocuklar doğurmaktır. Yoksa? ‘yoksa’sı yoktur, geleceği, kız doğurduğunda bir köşeye atılmak ve üzerine erkek çocuk doğuracak yeni satın alınmış çocukların gelmesini beklemektir. Tüm bunları baba evine asla dönemeyeceği, her türlü çileye katlanmak sorunda kalacağı bir kader saymak zorundadır.
Kitapta yine az da olsa bu düzene başkaldırabilecek kadar cesur kadınlar da çıkabildiği anlatılıyor. Ama, yaşam kadınların kaderini alınlarına çok acıtarak da olsa doğuştan kazıyacaktır, biat ve itaat tek kurtuluş yoludur.
“Yıl 2007… Taliban’ın hükmettiği, kanayan yaraların sarılamadığı Afganistan’da madde bağımlısı bir babası olan ve hiç erkek kardeşi olmayan Rahima ve ablaları, sokağa bile çıkamaz, okula gidemezler. Tek umutları, oğlu olmayan ailelerin, kızlarından birini, ergenlik çağına gelene kadar erkeğe çevirmesini sağlayan Bacha Posh geleneğidir. Rahima, bu gelenek sayesinde erkek gibi giyinip, öyleymiş gibi davranabilir ve hayal bile edemeyeceği bir özgürlüğe kavuşur.”
Kitabın ana konusu bu ve bunun çevresinde örülü. İşi ilginç kılan ise bu sıra dışı geleneği ilk uygulayan kişinin “yüz yıl önce Rahima’nın büyük büyük annesi Shekiba’nın olmasıdır.” Aradan geçen bunca yılda neler değişmiştir?
“Kabuğunu Kıran İnci” yazara göre “Aralarında yüz yıl olmasına rağmen aynı cesarete sahip olan bu iki kadının olağanüstü öyküsüdür.”
Din, inanç, laiklik, tarikat, cemaat, yasak, günah kavramlarını düşüne düşüne, bir inancın nerede ne kadar değişebileceğini görmeye hazır olarak okumak gerekir. Laiklik olmadan dini inancın nasıl tehlike altında olduğunu anlayanlar için tanıdık bir kitap…
İyi okumalar dileği ile.