".........RTE, önünde en geç iki yıl içinde yapması gereken ve aday olamayacağı seçimler, altından kayan koltuk, verilemeyecek hesapları karşısında ne yapacaktır? Tek çıkar yol; o dört maddeyi de değiştirip yepyeni bir sistem yaratmak değil midir? Bunun için de mecliste “demokratik!” olarak kalkacak parmaklar gerekir. ......."


Her dönemde, o günün koşulları gereği yaşanan olaylar olur. O zamanın koşullarını yok sayarsak yapılanlar bizlere ters gelebilir. Siyasetin tarihini böyle okumazsak yanılırız. Bazen kangren olan bir organı kesip atmazsak tüm vücut ölür! Ülkemizde son günlerde en keskin siyasilerin nasıl olup da birdenbire yan ve yön değiştirdiğine görüyoruz. Bir gün ABD’nin, öteki gün Rusya’nın yanında görünenlerden “azılı Türkçü” olup da aniden PKK’lı olanına kadar... Şimdi de saç ayağının üçüncü bacağı ortaya çıkmıştır! CHP’de 13 yıl genel başkanlık yapan birinin o güveni nasıl kazandığı da sorgulanmalıdır. Ülkemizde etnik ve farklı inanışlı vatandaşlarımız özellikle sosyal devlet ve demokrasi yanlıları tarafından haklı olarak hoşgörü görürler. Kemal Kılıçdaroğlu (KK) da bu yönüyle mi halkta bir sempati toplamıştır? İktidarın yaptıkları ve yapacakları karşısında halkın umudu olan bir partinin başa gelmesi için sanki 'kim olursa olsun' düşüncesi mi öne çıkmıştır? Gücü elinde bulunduranların yandaşını korumak adına karşı propaganda yöntemi mi başarılıydı? Peki; CHP’de yaşananların hukuksal olarak doğruluğu var mıdır? Türkiye bir hukuk devleti midir? Yetkisiz bir mahkeme geçersiz bir karar verebiliyorsa HSK ne iş yapar? YSK nasıl kendini yok sayan bir karara olur verir?

Yaşadıklarımızı yorumlayabilmek için iktidarın durumu iyi anlaşılmalıdır. RTE, önünde en geç iki yıl içinde yapması gereken ve aday olamayacağı seçimler, altından kayan koltuk, verilemeyecek hesapları karşısında ne yapacaktır? Tek çıkar yol; o dört maddeyi de değiştirip yepyeni bir sistem yaratmak değil midir? Bunun için de mecliste “demokratik!” olarak kalkacak parmaklar gerekir.

İşte burada dönüp “CHP’de neler oluyor?” sorusuna tekrar bakmak gerek... Başkan olduğu sürece mühürsüz oylarla sistemin değişmesine göz yumarak desteğini esirgemeyen biri, şimdi ortağının en zor gününde boş mu duracaktı? Gereğini el birliği ile yapıverdiler! Yetkisiz birinin verdiği hukuksuz karar, hızla işgal edilen merkez binası ve partinin bölünmesinin sağlanması... Bunlar asla bir rastlantı değildir. Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın göstergesidir; sakın unutmayalım!

Şöyle ki;

Atanmış başkan CHP’nin tarihi görüntüsünü darmadağın etme görevini parti tüzüğünü tanımadan yapıyor. Önümüzdeki ilk tehlike; temmuz ayına kadar kurultay yapılmazsa CHP yasal olarak seçimlere katılamayacak! Bu yedek olarak kenarda tutulurken seçilmiş başkan Özgür Özel’i canından bezdirip ayrı bir parti kurmaya zorlayacak; bu ikinci seçenek... Yeni kurulacak partinin devasa örgütlenme giderleri ve devlet yardımı olmayacağı düşünüldüğünde önünde bu maddi zorluklardan bir dağ varken aniden bastırılacak bir seçime hazırlıksız yakalanacağı da ortadadır. Sıradaki tehlike; başta Özgür Özel ve arkadaşları için mecliste bekletilen fezlekelerin hızla yürürlüğe sokulup “parmak sayısıyla!” dokunulmazlıkları kaldırılıp birileri tarafından “arınması” istenecek, malum hukuk hallerinden dolayı da tutuklanabilecekleridir!

CHP ve Özgür Özel üzerinden planlanan oyunlar yedekte bekletilirken koltuk sevdalılarının hayallerini gördüğü asıl çözüm yolu; anayasanın değiştirilmesidir. Mecliste parmak sayısının önemi de burada ortaya çıkmaktadır. 360 ile referandum zaten her an yapılacak gibi hazırdır. Ama hırslarının esiri ve koltuğun aşığı olanlar asla halkın önüne seçim sandığı konmasını istemezler! Çünkü o sandıktan ne çıkacağını kestiremezler. Peki garanti nedir? 400 parmak... İşte K.K ve yirmi kadar vekili de diğerleri gibi göreve hazırdır! Aklama makinesi gibi çalışan bir partinin “kuyruğunu kıstırdığı” birilerini dün anasına sövmüş olsa da bugün bağrına basmasının hukuki ya da mantıklı bir açıklaması var mı? Rozetle ikna edemedikleri de zaten yerlerine kayyum atanarak, hapislere tıkılarak “halledilmiyor” mu? Günün sözü; “Ya benimsin ya Silivri’nin...”

Yepyeni bir ittifak oluşur mu? RTE+DB+KK ile DEM birlikte olabilir mi? Neden olmasın ki; önemli olan, karşılığında neler verilip alınacaktır? Bu durum yeni bir siyasi sistem, RTE için ömür boyu liderliğin ilanı olur mu? Demokrasi bu; Anayasayı değiştirecek parmak varsa “yasal olarak” mümkün; ne yapılabilir ki?

Önümüzde çok sıcak geçecek kısa bir yaz var, sonrasında buzul çağını aratmayacak kışlar bizi bekliyor. Yavaş ısıtılan suya atılmış kurbağalar gibi haşlanıp öldüğümüzü anlamayacak kadar “alışılmış çaresizlik” durumu yaratılıyor. Bıkkınlık, artık direnmekten vazgeçme duygusu, teslimiyetçilik bir zehir gibi damarlarımız enjekte ediliyor. Ya panzehiri bulacağız ya ölüp gideceğiz! Ama asla hukuk dışına çıkmadan mücadelemiz sürecek.

“Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!”