"............Atatürk, daha 1930’lu yıllarda, dünyanın birbirinden kopuk adacıklardan oluşmadığını görmüştü. Bir ülkedeki istikrarsızlığın başka ülkeleri de etkileyeceğini öngörmüştü. Milletlerin birbirlerinin sorunlarına kayıtsız kalamayacağını ifade etmişti. Bu yaklaşım, Atatürkçü düşüncenin bütünleştirici boyutudur. ............."
İran ile ABD arasında tırmanan gerilim, yalnızca iki ülkenin meselesi değildir. Küresel sistemin kırılgan yapısı düşünüldüğünde, bölgesel bir kriz birkaç saat içinde küresel sonuçlar doğurabilir. Enerji piyasaları dalgalanır, hava sahaları kapanır, ticaret aksar, güvenlik dengeleri sarsılır. Ve en önemlisi; barışın ne kadar kıymetli olduğu bir kez daha anlaşılır.
Tam da böyle zamanlarda, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 20 Nisan 1931 tarihinde dile getirdiği o veciz ilke yeniden hatırlanmalıdır:
“Yurtta sulh, cihanda sulh için çalışıyoruz.”
Bu ifade bir temenni değil, bir devlet aklı beyanıdır.
Bir slogan değil, bir stratejidir.
Bir retorik değil, bir hukuk anlayışıdır.
Nitekim bu ilke, 1961 ve 1982 Anayasalarında yer alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politika düsturu haline gelmiştir. Devlet faaliyetlerinin yönlendirici çerçevesini oluşturur. İç ve dış politikanın ortak paydasıdır.
“Yurtta sulh” demek; içeride huzur, güvenlik ve hukuk düzeni demektir.
“Cihanda sulh” demek; uluslararası barışın korunması, kolektif güvenliğin savunulması demektir.
Bugün İran-ABD hattındaki gerilim, bu ilkenin ne denli ileri görüşlü olduğunu bir kez daha göstermektedir. Atatürk, daha 1930’lu yıllarda, dünyanın birbirinden kopuk adacıklardan oluşmadığını görmüştü. Bir ülkedeki istikrarsızlığın başka ülkeleri de etkileyeceğini öngörmüştü. Milletlerin birbirlerinin sorunlarına kayıtsız kalamayacağını ifade etmişti.
Bu yaklaşım, Atatürkçü düşüncenin bütünleştirici boyutudur.
En geniş anlamıyla kolektif güvenlik fikridir.
Uluslararası barışın korunması ve sürdürülebilirliğidir.
Günümüzde savaş söylemlerinin kolaylaştığı, askeri seçeneklerin hızlıca masaya konduğu bir dönemde; itidal, akıl ve diplomasi her zamankinden daha değerlidir. Türkiye’nin tarihsel ve jeopolitik konumu, onu krizlerin tam ortasına yerleştirse de, Cumhuriyet’in kurucu vizyonu yönümüzü belirler.
Atatürk’ün liderliği bu noktada tartışılmazdır. Onun dış politika anlayışı, güç gösterisine dayalı değil; saygınlık, denge ve barış temellidir. Bu anlayış, ne pasifliktir ne de kayıtsızlık. Aksine, akılcı ve ilkeli bir duruştur.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bugün de yalnızca geçmişe ait bir söz değildir.
Geleceğe uzanan bir rehberdir.
Barışın kıymetini savaş ihtimali hatırlatır.
Ama barışı kalıcı kılan; vizyon, hukuk ve ilkedir.
Türkiye’nin yolu bellidir.
İçeride huzuru, dışarıda dengeyi savunmak.
Ve her şartta barışı öncelemek.
Çünkü medeniyet, çatışmayı değil; düzeni ve güvenliği inşa etme iradesidir.
