"........."Neden güvendin?" "Neden dinlemedin?" "Neden gördüğün halde devam ettin?" Bu soruların hiçbirisi yaşanan ihanetin sorumluluğunu azaltmaz. Bir insanın güven vermesi, başka bir insanın güvenmesi için yeterli sebeptir. Eğer ortada bir yanlış varsa, o yanlış güvenmek değil, güvene ihanet etmektir. Belki de artık bakış açımızı değiştirmeliyiz. Çünkü güvenmek insan olmanın en doğal hâlidir. ..............."
Bir kadının en büyük yanılgısı 'sevmek' değildir.
Bir erkeğe inanmak, onun sözlerine güvenmek, birlikte kurulacak bir geleceğin hayalini kurmak da değildir.
Asıl sorun, toplumun hâlâ güvenen insanı değil, güveni boşa çıkaranı yeterince sorgulamamasıdır.
Hayatın içinde sıkça karşılaşıyoruz bu hikâyeye. Bir kadın çıkar karşımıza; sevmiştir, inanmıştır, fedakârlık yapmıştır. Belki ailesinin tüm itirazlarına rağmen sevdiği adamın yanında durmuştur. Çünkü aşk bazen mantığın önüne geçer. İnsan sevdiği kişide görmek istediği iyiliğe odaklanır, görmek istemediği gerçekleri ise görmezden gelir.
Sonra gün gelir, verilen sözler tutulmaz.
Kurulan hayaller yarım kalır.
Ve en ağır yüklerden biri omuzlara çöker: Mahcubiyet...
Kadın yalnızca yaşadığı hayal kırıklığıyla mücadele etmez. Bir de ailesinin karşısına çıkmanın ağırlığını taşır. Kendisini yıllarca korumaya çalışan anneye, sessizce endişelenen babaya, "Keşke haklı çıkmasaydık" diyen kardeşlere karşı duyulan o tarifsiz mahcubiyet...
Oysa burada üzerinde durulması gereken nokta şudur:
Güvenmek bir kusur mudur?
Bir insanın sevdiğine inanması neden utanç sebebi olsun?
Bugün birçok kadın yaşadığı hayal kırıklığından çok, çevresinden duyacağı eleştirilerden korkuyor. Çünkü toplum, terk edilen kadına değil, terk edilmesine neden olan kişiye bakmak yerine çoğu zaman kadının yaptığı tercihi sorguluyor.
"Neden güvendin?"
"Neden dinlemedin?"
"Neden gördüğün halde devam ettin?"
Bu soruların hiçbirisi yaşanan ihanetin sorumluluğunu azaltmaz.
Bir insanın güven vermesi, başka bir insanın güvenmesi için yeterli sebeptir. Eğer ortada bir yanlış varsa, o yanlış güvenmek değil, güvene ihanet etmektir.
Belki de artık bakış açımızı değiştirmeliyiz.
Çünkü güvenmek insan olmanın en doğal hâlidir. Hiç kimse hayatına aldığı insanı günün birinde kendisini yarı yolda bırakacak biri olarak seçmez. Herkes iyiyi umut eder. Herkes mutlu olacağına inanmak ister.
Bu yüzden ailesine karşı mahcup hisseden kadınlara söylemek gerekir ki; siz güvenerek hata yapmadınız. Sadece karşınızdaki insanın karakterini olduğundan farklı değerlendirdiniz.
Bu bir suç değildir.
Hayatın her alanında olduğu gibi ilişkilerde de insan yanılabilir.
Ama insanı büyüten şey hiç yanılmamak değil, yaşadığı yanılgılardan sonra yeniden ayağa kalkabilmesidir.
Unutmayalım...
Güvenmek cesaret ister.
Verilen güvene sahip çıkmak ise karakter ister...