"..............2024 verilerine göre Türkiye’de 11.2 Milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. Bu toplam iş gücünün %37-40 arasına denk gelmektedir. Bu sayı öylesine yüksek ki, Avrupa’daki 21 ülkenin toplam asgari ücretli çalışan sayısına yakın durumda. bildiğim kadarıyla en yüksek Fransa’da o da yaklaşık %11 civarı. Bizde ise her üç çalışandan biri asgari ücretli. ..........."
Asgari ücret tartışmaları bu yıl da gündemin tam merkezinde. Ülkemizde asgari ücret tartışması her yıl aynı tiyatroyla karşımıza çıkıyor. Önce “zam pazarlığı” adı altında göstermelik görüşmeler. “Katılırdım, katılmazdım” tuhaf açıklamalar, ardından da emekçiyi dar gelir dilimi içinde açlık sınırının üzerindeki ince çizgiye hapseden bir rakam açıklanıyor. İşin garibi bu bir lütufmuş gibi, cömert bir yardımmış gibi sunuluyor.
Asgari ücret meselesi “Bu sene kaç olacak?” tartışmalarından çok daha derin ve temel bir meseledir. Asgari ücret Türkiye’de milyonlarca insanın mahkûm edildiği bir ücret haline gelmiştir.
Bu cümle abartı değil, çıplak gerçeğin ta kendisidir. 2024 verilerine göre Türkiye’de 11.2 Milyon kişi asgari ücretle çalışmaktadır. Bu toplam iş gücünün %37-40 arasına denk gelmektedir. Bu sayı öylesine yüksek ki, Avrupa’daki 21 ülkenin toplam asgari ücretli çalışan sayısına yakın durumda. Avrupa’ da asgari ücretle çalışan oranı %3-5 bandında seyrediyor, bildiğim kadarıyla en yüksek Fransa’da o da yaklaşık %11 civarı. Bizde ise her üç çalışandan biri asgari ücretli.
Asgari ücret başlangıç ücreti olmalı, yaşam boyu değil.
Tanım olarak asgari ücret, en düşük tecrübeyle işe başlayan, çalışma hayatına yeni atılan bir kişinin geçici olarak korunmasını sağlayan alt sınırdır. Bizde ise bu alt sınır insanların yıllar boyu mahkûm olduğu bir tavan ücret halini almıştır.
Bir işçi düşünün vasıfsız olarak bir işe başlıyor, haftada 45 saat ve üzerinde çalışıyor. Deneyimi artıyor, iş vereni bu işçiyi beğeniyor, iş yerinde problem çıkmıyor, işe ve iş yerine uygun olduğu görülüyor ki iş veren işçiyle çalışmaya devam ediyor. E yıllar geçti artık işi de öğrendiği için vasıflı da bir işçi. Kişi değişiyor, tecrübe değişiyor, bilgi ve görgüsü değişiyor, tecrübe değişiyor peki ne değişmiyor? İşçinin aldığı ücret değişmiyor. Yılın belki ilk ayı açlık sınırının az üzerinde, henüz ilkbahar gelmeden açlık sınırı altına düşen, onurlu yaşama yetmeyen, hayal kurdurmayan, çocuk güldürmeyen asgari ücret. Bu emeğin değerinin tanınmaması demek olduğu kadar, çalışanın geleceğe dair tüm ümitlerini törpülüyor. Ömür boyu bu temel asgari ücretle çalışmak demek, ömür boyu yoksulluk sınırıyla boğuşmak, her ayın sonunu getirme stresini sırtında taşımak, bir türlü ekonomik olarak nefes alamamak demek.
Bu koşullar altında insanın çalışma şevki azalır, motivasyonu tükenir. Bireysel olarak etkisi böyle olsa da toplumda milyonlar bu şekilde çalışıyorsa, bireyselden öte toplumsal olarak gerilim ve psikolojik çöküş kaynağıdır.
Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışan oranının düşük olması sistemin doğru kurgulanmasındandır.
Asgari ücretle çalışanlar asgari sayıdadırlar.
Bir işçi birkaç yıl çalıştığında, deneyim kazandığında ya da iş yerinde performans gösterdiğinde maaşı yükselir. Kıdem, beceri, eğitim, sorumluluk ve verimlilik gibi kriterler ücret skalasının doğal bileşenleridir. Kişinin ücret artışı şansının değil, emeğinin sonucudur.
Bizde ise yıllarca aynı iş kolunda çalışmış, yüksek deneyime sahip hatta emekliliği gelmiş işçi bile asgari ücret ile çalıştırılmaya devam ediyor. Orta sınıfın daralması, yoksulluğun kalıcı hale gelmesi, sosyal ve toplumsal huzursuzluğun önemli bir nedeni de budur işte.
Düşünsenize genç yaşınızda bir işe giriyorsunuz ama biliyorsunuz ki ömrünüzün sonuna kadar çalışsanız da en iyi ihtimalle başlangıçtaki durumunuzda olacaksınız. Kah açlık sınırının az üzerinde kah altında geçecek hayatınız. Şanslıyız ki ülkemiz ekonomik olarak “stabil, krizlerin teğet geçtiği, her gelen ayın bir öncekinden daha iyi olduğu, istikrarlı” bir yer.
Ne mi yapılmalı?
Asgari ücretle çalışan sayısı azaltılmalı, kademeli ücret sistemi getirilmeli.
Bir işçi vasıfsız başladığı işte 2 yıl çalıştıktan sonra işverenin iş akdini sonlandırmak için geçerli bir nedeni yoksa ve işçi ile çalışmaya devam etmek istiyorsa mutlaka asgari ücretin üzerine çıkmalı. Bu oran ve süreler yasama organı tarafından belirlenmeli.
Kıdem ve deneyime bağlı kademeli ücret getirilmeli. Hatta eğitim ve deneyime göre asgari ücret olmalı.
Sektörel bazda taban ücret belirlenmeli. Tehlike sınıfına göre, işin gerektirdiği özen ve donanıma göre taban ücretler belirlenmeli.
Yoksulluk sınırı üzerinde (dikkatinizi çekerim açlık değil yoksulluk) hedef ortalama ücret belirlenmeli.
Asgari ücretliler asgariye indirilmeden toplumsal refahtan bahsedilemez.
Sendikalaşma özendirilmeli, toplu iş sözleşmesi yaygınlaşmalı, iş güvencesi, işsizlik sigortası güçlendirilmelidir.
Adil bir ücret sistemi alelade bir rakamdan ibaret değildir, onurlu yaşamın gereği, emek hırsızlığının bir nebze de olsa çaresidir.
Asgari ücret kader olamaz.
Türkiye’de asgari ücret ekonomik bir mesele olmaktan çıkmış, siyasal bir tercihe, hatta sınıfsal bir düzenin temel direğine dönüşmüştür.
Günümüz Türkiye’sinde asgari ücret adeta ülkenin genel maaşı haline gelmiştir. Başlangıç maaşı bir ülkenin kaderi olamaz. Bir çalışanın ömür boyu asgari ücret seviyesinde sıkışıp kalması, emeğin değersizleştirilmesidir.
Ücret değil, ücret sistemi değişmeli!!!
Yılın Muhabiri: Osman TERKAN
Bu yazıyı hazırlarken Türkiye Basın Federasyonu tarafından verilen 11. Anadolu Medya Ödüllerini kazananların açıklanmış olduğunu ve kardeşim Osman TERKAN “Yılın Muhabiri” ödülüne layık görülmüş olduğunu öğrendim.
Osman, işine aşık, çalışkan, ahlaklı ve dürüst biri. Bu özellikler günümüzde pek iyi donanım sayılmasa da yapacak bir şey yok armut dibine düşer.
Mutluyum, gururluyum, kardeşim ödüle layık görüldü,
Mutluyum, gururluyum, bir Sinoplu ödül alacak,
