".....Öcalan 1 Ağustos günü İmralı heyeti ile yaptığı görüşmede YENİ PARTİ Genel Başkanı ÖZGÜR ÖZEL’ e bir mesaj iletmiş; Yeni Parti’nin Mecliste kurulması planlanan İzleme Kurulu’ na temsilci vermesi gerektiğini savunarak, “ ben bu kurulu CHP için dayattım. Biz AK Parti’ liler ile değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz.” Yeni Parti’ ye ise şöyle mesaj gönderiyor; “ Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için SON ŞANSTIR” demelisiniz. ..."


Sonunda herkes kafasında olanı ve gönlünden geçeni yavaş yavaş açıklamaya başladı da bizler de aydınlanmaya başlıyoruz.

Bir yeni yasamız oldu biliyorsunuz ; “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu”. TBMM’ de büyük çoğunluk tarafından kabul görmüş bir yasa. Öncelikle hayırlı olsun diyelim. Ancak yasanın uygulanabilirliği ve sürekliliği siyasi iktidarın sürekliliğine, samimiyetine ve de TBMM’ nin tavrına bağlı olacaktır diye düşünüyorum .

Benim düşüncem, işin içine farklı yapılar, farklı ülkeler, açıkçası Ortadoğu için yeni projeler üreten emperyalist ülkeler sürece karıştığı sürece yeni yasayı hayata geçirmek kolay olmayacaktır.

Girişte belirttiğim gibi, yavaş yavaş yasanın tarafları arasında yapılan, yani İMRALI ile DEVLET arasında yapılan görüşmeler, İMRALI heyetinin ÖCALAN ile yapılan görüşmelerdeki düşünce ve talepler, son günlerde birazda hızlı bir şekilde kamuoyuna sızdırılmaya başlandı. Henüz bu tip haberlere bir TEKSİP/ DÜZELTME gelmediği için doğru olarak kabul etmek ve bu duruma ilişkin yorumlar yapmak zorundayız.

Konuya, ülkemizin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerini önemli bulduğum için, 1934 yılında HÂKİMİYETİ MİLLİYE gazetesine verdiği bir röportajda açıkladığı düşüncesi ile girmeyi uygun görüyorum.

Döneminde Sovyetler Birliği ile ilgili tartışmalara değinen ATATÜRK ; “ Biz bir milletiz, kendimize özgü adetlerimiz vardır, ilkemiz vardır ve biz bunların sadıkıyız (...) Sovyet Cumhuriyeti var ve onların vasıtaları var, kaynakları var ve bizim düşmanımızın düşmanıdır. Biz kendi amacımızı kurtarmak için bunlarla birleşebiliriz. Yoksa kendi amaçlarımızı bırakıp da onlara köle olalım meselesi söz konusu değildir (...) Örneğin Ermenistan’ daki insanların kendi kaderlerini oylarıyla yönlendirme ve belirlemeleri, Erivan Cumhuriyeti’ ni kuran ve oluşturan Ermenilerin bağımsız olmaları ve bu konuda arzuları her ne ise zaten kabul etmişizdir. Fakat Kürdistan, Lazistan vesaire hakkında değil. Genel olarak ilke şudur ki, milli sınır olarak çizdiğimiz daire içinde yaşayan muhtelif İslami unsurlar, birbirine karşı ırki, muhiti, ahlaki bütün hukukuna saygı gösteren özkardeşlerdir. Dolayısıyla, onların arzularına aykırı bir şey yapmayı biz de arzu etmeyiz. Bizce kesin olarak belli olan bir şey varsa, o da, milli sınır içinde Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesair bütün bu İslam unsurların menfaatleri ortaktır. Beraber çalışmaya karar vermişlerdir. Yoksa hiç bir zaman başka görüş yoktur. Vicdani arzu ile kardeşçe ve dindarane bir birlik vardır.”

Şimdi başlıkta sorduğum sorunun cevabına bir bakalım ; Öcalan 1 Ağustos günü İmralı heyeti ile yaptığı görüşmede YENİ PARTİ Genel Başkanı ÖZGÜR ÖZEL’ e bir mesaj iletmiş; Yeni Parti’nin Mecliste kurulması planlanan İzleme Kurulu’ na temsilci vermesi gerektiğini savunarak, “ ben bu kurulu CHP için dayattım. Biz AK Parti’ liler ile değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz.” Yeni Parti’ ye ise şöyle mesaj gönderiyor; “ Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için SON ŞANSTIR” demelisiniz. DEMOKRASİNİN YOLU SİLİVRİ’ DEN DEĞİL, İMRALI’ DAN GEÇER.”

Bana göre çok iddialı bir söz. Ben DEMOKRASİNİN YOLUNUN, HALKLARIN TALEP, KARARLILIK, MÜCADELESİNDEN GEÇTİĞİNE İNANIYORUM.

ÖCALAN’ nın bir de SOLCU’ lar ile ilgili bir değerlendirmesi var; “SOL’ cular da Cumhuriyet dışıdır. SOL grupları da dahil edileceğiz. Hem solculuklarını hem Cumhuriyetçiliklerini karşılayacak bir harekete ihtiyaç var. Büyük Cumhuriyet hamlesine bir halk olarak, kültür olarak katılıyoruz. Solcular da anlamıyorlar. İlk yüz yılda hepsi işkenceden geçti. Biz bu yüzyılda demokratik cumhuriyetle bütünleşiyoruz. Bu solcular için de bir fırsat, şerefli bir ortaklıktır.”

Şimdi gelelim 20 Temmuz görüşmesine. Burada “ 27 Şubat çağrısının ruhuna bağlı olduğunu, silahların tamamen devreden çıkarılmasını, Türk-Kürt birlikteliğinin hukuki güvenceye kavuşturulmasını, demokratik cumhuriyet içinde eşit yaşamı savunduğu” mesajını veriyor.

Ve konuyu yasa çıkmadan önceki şu mesajları ile bağlayalım; “ Benim şimdi organize edeceğim hareket, Demokratik Toplum ve Cumhuriyet hareketidir. Eskiden bağımsızlıkçıydık. Artık siz engelleseniz bile cumhuriyetçi olacağız. Bunun hem tarihsel hem de toplumsal zemini var. Çünkü Kürt’ ler henüz cumhuriyete katılmamış. “

Asıl şimdi tartışılması gereken ve “ DEMOKRATİK TOPLUM VE CUMHURİYET HAREKETİ” olarak önerilen modelin içeriğidir. Ve bu model içinde hangi talepler vardır, hangi siyasi modelleri kapsamaktadır, kısacası “ Yeni Türkiye” nasıl inşa edilecektir ?

İşte asıl mesele budur.

Başta belirttiğimiz Atatürk’ün çizdiği rota dikkate alınacak mı, yoksa 103 yıllık Cumhuriyet ve 106 yıllık CHP politikası eskimiş mi kabul edilecektir ?

Bu yazımızın bir Öcalan reklamı olduğu anlaşılmasın. Çünkü, DEVLETİMİZ kendisini TBMM aracılığı ile yasanın alt komisyonunun başkanlığına atamış bulunuyor. Yani tek muhatap olarak alınıyor.

Bu konuda dile getirilen düşünceleri de bir başka yazıda değerlendirelim.

Güzel günler diliyorum.