Kitabın Yazarı: Veysel BOĞATEPE (Pankuş Yayınları, 1. Baskı-Şubat 2026, 160 Sayfa)



Sıradan birinden bir terör örgütü lideri(!) yaratan, onu kendi amaçları doğrulusunda kullanan emperyalist güçlerin tek amacının Orta Doğu’yu ele geçirmek, BOP Projesini uygulamak olduğunu anlamadan ülkemizde yaşananları da anlayamayız.

Çocukluk ve öğrencilik yıllarından başlayarak keşfedildiği ana kadar sıradan biri olan Apo, yıllarca içimizde “uyuyan hücre” gibiydi. Gün geldi, uyarıldı, söylenenleri yaptı ve ülkemizi kana boğdu. Kimimiz olaya adi bir terör örgütü gibi bakarken kimimiz de onun üzerinden ülkemizin siyasi duruşu ve geleceğini değiştirecek açılımlar yaptı. Sonuç; on binlerce vatan evladımız can verdi, sakatlandı, ailelere ateşler düştü. Yakalanması, daha doğrusu “paketlenip teslim edilmesi” bile planın bir parçasıydı. Halkımızı, “Terörist Başı” diyenleri, yavaş yavaş “Örgüt Lideri”, “Kürt sorununun çözülmesi için vazgeçilemez kişi”, “Sayın” ve “hapishaneden ülkeyi yönetir hale getirecek tek kişi” dayatmalarına inandırdılar. Devlet, terörist başı ile defalarca gizli veya açık masaya oturup halka “cambaza bak” derken masalarda ülkenin geleceğini oluşturdular.

BOP’çu akıl, Kürt denince gölgesine kurşun sıkan bir liderinin birdenbire “Apo sevici” olup onu TBMM’ne davet edecek birini ortaya sürünce şaşırdık mı? Irkçılık ve dincilik üzerinden yapılan siyasetin mutlaka bu tür sonuçları olacağını bilenler, yıllardır bunu halkımıza anlatabilmek için bedel ödedi, canını, işini, aşını, gençliğini verdi. Ama bu siyaset üzerinden yükselenler ise kimlerin yönetimi ve desteğinde olduğunu işte sonunda gösterecekti, gösterdi. Kitap, tüm bunların ayrıntılı ve belgeli aktarımından oluşuyor. Yazarın dünya görüşü ne olursa olsun, sonuçta belgelenmiş doğrular değişmeyeceğinden, çoğumuzun şaşırmadan okuyacağı bir kitap olmuş. Biraz da alıntılar vereyim:

“Emperyalist yayılmacıların böl ve yönet politikası gerçekte Orta Doğu’nun kalbine Truva Atı olarak yerleştirilen Büyük Orta Doğu Projesi’nin kendisidir. Truva Atının dört ayağını ise sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan, Mesut Barzani, Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen oluşturuyordu.”

Yıllarca “AB’ye girdik, giriyoruz” diyerek bizi oyaladılar. İstediklerinin ülkeyi perişan etmek ve BOP’a hazırlamak olduğunu çok geç anladık… İşte Ergenekon davaları ile TSK’nın çökertilmesinden başlayarak bugünlere geldik.

“AB ile yapılan müzakerelerin ucu açıktır, üyelik garanti edilemez. Kürtlerin azınlık olduğu kabul edilmiştir fakat daha fazla haklar tanınmalıdır. Yani federe Kürt devleti kurulmalıdır. (…) Türk halkının göz bebeği, tek güvencesi olan ordunun sivil yönetime (yani siyasilere) teslim edilerek güç ve etkisinin zayıflatılması istenmiştir. AKP, bu maddelerin birçoğunu olduğu gibi uygulamaya koymuş, muhalif sesleri ve yayınları susturma yoluna giderek gerçekleri perdelemiş ve orduyu emperyalizmin istediği şekle getirmiştir.” 80 bin sayfadan oluşan AB Müktesebatına itiraz ve pazarlık olmadığından verilen birçok sözden halkımızın haberi de olmamıştır. Örneğin; “Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki sulama barajlarının Türklerin elinden alınacağı açıkça ifade edilmektedir fakat Türk halkının bundan haberi yoktur” diyen yazar anlaşmaların orijinal dili ve Türkçesini de kitaba koymuştur.

Geliyoruz “Apo’nun yaratılışına!” 1977 yılında Apo asker kaçağıdır, evlidir ve karısıyla birlikte oturduğu evin adresi MİT’e verildiği halde; “Güvenlik güçlerinin baskın yapmak yerine izlemeyi tercih etmesi tuhaf bir durumdur; ancak asıl düşündürücü olan, örgütsel faaliyetleri bu kadar deşifre edilmişken operasyonun neden geciktirildiğidir.” Kitapta Özal döneminin nasıl başladığını, kimin çocuklarının darbeyi başardığını ve PKK’ya nasıl destek verildiğini, AKP döneminde ise açılımlarla nasıl alt yapı oluşturulduğunu okuyoruz. Yine bu süreçte PKK düşüncesinin mecliste karşılığı olan siyasi partilerin kurulması-kapatılıp yeniden başka isimlerle açılmasını da okuyacağız. Elbette açılım düşüncesinin ne kadar tehlikeli olduğunu, gizli pazarlıklarının yapıldığını, amacın nereye doğru gittiğini de Oslo, Dolmabahçe ve İmralı görüşmelerinin açığa çıkmasında öğrenecektik. İmralı misafiri(!), TBMM’nde hasretle beklenen(!) Sayın(!) Apo’nun siyasi dönüşümlerini yazar çok açık şekilde sıralamış, okumaya değer…

“Kürt halkı akılsızdır, menfaatine düşkündür ve güce tapar” diyen Apo, Kürt halkının inancını da çarpıtıyor; “Özellikle güney Kürtlerinin Sünni İslam’ın en gerici ve iş birlikçi karakteri olarak gelişmiştir. Kültürel soyunu inkâr eden feodal-tüccar zihniyetin en güçlü temsilcileri özellikle Urfa, Mardin, Siirt ve yakın yörelerinde süper ihanet içindedirler. Müthiş iş birlikçi ve çıkarcıdırlar.”

“Yakalandıktan sonra PKK ile organik bağının kesilmesi, idamla yargılanması ve sonrasında AİHM’nin devreye girmesiyle ömür boyu hapse mahkûm edilmesi, kimliğinde ve kişiliğinde ciddi kırılmalara neden olmuştur. (…) Bu sebeplerden dolayı PKK hareketinin üzerine dinsel bir örtü atarken kendisi ile peygamberler arasında yeniden olumlu ve ılımlı paralellikler kuracaktır.”

Yazar, ülkemizdeki bazı kişilerin ve siyasi partilerin BOP-Kürt Hareketi-PKK-Apo-Türkiye arasında aldığı görevleri, yaptıklarını örneklerle yazıyor. Kendi değerlendirmeleri olsa da sonuçta tarihe geçmiş belgeler yalanlanamaz. Emeklerine sağlık; o yazmış, bizler okuyup düşüneceğiz. “Her ağacın kurdu içinde olur” sözü bize her görüşün değişik nedenlerle, bilerek ya da bilmeyerek zaman içinde bu hareketin işine gelebilecek hamleler yaptığını anımsatmalı… Önemli olan; insanlarımızın huzur içinde, demokrasi, hak, hukuk, adalet, güvence içinde yaşayacağı yasal olanakları yaratmaktır. Bunun yeri de TBMM olmalıdır. BOP projesinin değil, halkımızın geleceğini garanti altına almak zorundayız.

Bu ülke dini, inancı, etnik kökeni, yaşam tarzı ne olursa olsun, her vatandaşının yasalar önünde aynı haklara sahip olduğunu bilmenin güvence ve kıvancıyla el ele vererek ayakta kalabilir. Ülkemizin bulunduğu coğrafya ve kimileri, halkımıza bu huzuru vermemek için “böl-parçala-yönet” mantığıyla bizi zayıflatmaya çalışmaktadır.

“Bağımsızlık benim karakterimdir” diyerek bize bu yurdu bırakan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda, önümüze ne kadar engeller konsa, yollarımız tıkansa da ya yeni bir yol bulur ya yeni bir yol yapar, sonuna kadar bu uğurda mücadele ederiz.

İyi okumalar dileği ile.