........... Zavallı anacığım bir yandan dantel örüyor, bir yandan önümde yığılı kitapları, resimleri gördükçe gözü korkuyordu. Moral vereceğine, “Bunları bitirip de mezun olamazsın kızım,” diyordu. İnatçılığım işe yarıyordu. Annem öyle dedikçe moralimi bozmak bir yana, inatla çalışıyordum. .....
İzmit'te oturmaktayız ve bana artık üniversiteyi bitirmek çok uzak geliyor. Ancak sanki yolunda olmayan durumlar var. Tam adını koyamıyoruz, çünkü dayım bize hâliyle hesap vermiyor. Kardeşime gönderilen harçlıkta aksamalar başladı. Hadi biz, hangi evde çorba kaynamışsa oraya çıkarız ama kardeşim kitapları pahalı bir okulda ve bir arkadaşıyla evde kalıyor.
Çalışmam gerektiğini düşünmeye başladım ve düşünmekle kalmadım, iş aramaya başladım. İzmit'te büyük sanayi tesisleri var tabii. Petkim, İGDAŞ... gibi. Çeşitli birimlerine çeşitli başvurular yaptım. Her başvurunun sonucunu uzunca bir süre beklemek gerekiyor. Sonuç alamadıkça ve kardeşim sıkıntı çekmeye başlayınca annem elinden geleni yapmaya başladı; dışarıya dantel örüyordu.
O kadar maharetli olduğunu gerçekten bilmiyordum. Tatillerde çok yoğun tütün, sebze yetiştirme, hayvancılık gibi ağır meşguliyetler içinde olduğumuzdan ve el işi yapmak için zamanımız olmadığından görmemiştim. Bana göre örmesi imkânsız genişlikte ve çok desenli örnekler çıkıyordu elinden. Gece gündüz örüyor ve sıklıkla sipariş alıyordu. Kardeşim de, biz de rahatladık ama buradaki beklentimiz sadece geçinmek değildi; hatta annemin dantel örmesiyle geçinmek hiç değildi.
Bizim için apartman yapmak üzere alınan arsanın satıldığını duyduk. Dayımlar ellerinde hiç olmadığı kadar nakit olunca işlerini büyütmüş, birçok kooperatif inşaatı almışlardı. Ancak maliyet hesapları ve hak sahipleriyle yapılan sözleşmeler yanlış gidiyor olmalıydı. Ayrıca dört aile geçiniyor olmamız gerekiyordu. Olumsuz koşullar gelişmeye başladı.
İş ve İşçi Bulma Kurumuna da başvurmuştum. Askeriyenin Makine Sınıfı Okulu vardı ve idari sekreter arandığı bilgisi geldi; başvurmam istendi. Resmî bir kurum olduğu için sevinçle müracaat etmeye gittim. Kapıda karşılayan genç askerler olduğu gibi, adım başı genç askerler vardı ve uzaylı görmüş gibi bana bakıyorlardı. Okul idaresiyle görüştüm, istenen görevleri anladım. Yapılmayacak bir şey yoktu ama çıkarken yine kendimi uzaylı gibi hissedince işin bana uygun olmadığını anladım.
Kendime uygun iş bulmak zor gözüküyordu. Dayımlar ise giderek hepimizi çıkmaza götürüyorlardı. Okulu bitirmekten başka seçeneğim olmadığı dank etti kafama. İstanbul'a, üniversiteye gidip gelmeye başladım. Bölümümden yeni arkadaşlar edindim. Ders notları, resimler, bol sayıda kitaplar elde ettim. Önce Bizans Sanatı Sertifikamı almam gerekiyordu.
Uzunca bir süre eve kapandım. Böyle bir çalışma hayatım boyunca yapmadım. Zavallı anacığım bir yandan dantel örüyor, bir yandan önümde yığılı kitapları, resimleri gördükçe gözü korkuyordu. Moral vereceğine, “Bunları bitirip de mezun olamazsın kızım,” diyordu. İnatçılığım işe yarıyordu. Annem öyle dedikçe moralimi bozmak bir yana, inatla çalışıyordum.
Sınav günü geldi çattı. Amfiye girdim. Sınava girenlerin listesi okundu, öğrencilerin kimlikleri doğrulandı. Adım okunmadı. Ayağa kalktım ve hocamız Semavi Eyice'ye —alanında Avrupa çapında uzman— “Beni okumadınız,” dedim.
“Sen daha sınav harcını yatırmamışsın, salondan çıkmalısın,” dedi.
Ben herhalde kırmızı, lacivert, mor renge girdim. “Nasıl olur, yatırdım!”
Listeyi gösterdi ve çık dedi. Öğrenci gişesine harcın dekontu veriliyor, onlar da Devam Karnemizi mühürlüyorlardı. Yoğunluktan beni atladılar, ben de kontrol etmeden devam karnemi aldım, gittim.
İstanbul Üniversitesi binasında, Edebiyat ve Fen Fakültelerinin bağlandığı bina yüksekliği kadar yüksek ve geniş, adı Hergele Meydanı olan alanda, iyice küçülmüş bir hâlde duruyordum.
Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım?
Dekana koştum, yerinde yoktu. Yardımcısına gittim. Yapabileceği bir şey olmadığını, bir sömestr sonra yeniden sınava girebileceğimi ve bir daha unutmamamı söylemekle yetindi.
“O gün için bile o kadar küçük bir bedeldi ki...”.. Duygularımı, kendime ve ilgili diğer herkese öfkemi anlatmam zor.
Zaman geçiyor tabii. Yeni dönemde biraz daha çalışarak girdiğim Bizans Sanatı sınavını geçtim.
Şimdi Ana Sertifikamdan tez hazırlamam gerekiyordu. Hocalarımla görüşmeye gittim. Önüme araştırılmamış, hakkında yazı yazılmamış birçok konu koydular. Düşünüp taşınıp, İzmir'de kardeşimin evinde kalarak daha az masrafla çalışabileceğim “Manisa Camileri, Mihrap ve Minberleri” konusunu seçtim.
Annemin sağladığı parayla İzmir'e gidip çalışmaya başladım.