...........Kimdi bunlar? “Bizim oğlanlardı”. Ama bizim değil ABD’nin oğlanlarıydı! Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri olamamış, NATO ve ABD kontrolünde kendi halkını kurşunlayan, asan, hapislerde çürütenler, sonradan kahraman bile ilan edilebildi… Bizim oğlanlar bitti mi? Hayır; gerektikçe piyasaya sürülüyorlar! O günlerden bugünlere güç sahiplerine bakın, her yerde göreceksiniz. Bize hep “Sen de mi Brütüs” demek mi düşecek ey halkım? ....


Bir silahı ateşlenecekse o ölümcül kurşun istenen hedefe varana kadar bazı hazırlıklar yapılır. Silah ateş edecek duruma getirilir, içine mermi konur, hedef bulunur, iyi nişan alınır, sonra tetiğe basıldığında amaca ulaşılır. İşte bir ülkeye faşizm de böyle uzun hesaplar, düzenlemeler, planlar, ortam yaratma işlemlerinden sonra gelir ve yerleşti mi çok zor temizlenir.

12 Eylül darbesi de öyleydi! Tarihin derinliklerinden gelen intikam duyguları zaman ve ortama göre bazen uyutuldu, sessiz ve derinden gidildi, yapılanların olağan gündelik işler gibi kabullenilmesine halk alıştırıldı. Beyin yıkama ile halkın dikkati istenen tarafta yoğunlaştırıldı. Tel cambazı seyrettirilirken cepleri boşaltıldı. Zamanı gelen darbe ısrarla “olgunlaşma” dönemine sokuldu. Gençlerimiz hedef gösterilip akan kanda ellerini yıkayanların amacı terörü yaratmaktı, durdurmak değil… İşlerini garantiye almak için bir yıl önce de darbe yapabileceklerini, ama akan kanın halkta bezginlik yaratması için olayları izlediklerini söyleyebildiler! Kimdi bunlar? “Bizim oğlanlardı”. Ama bizim değil ABD’nin oğlanlarıydı! Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri olamamış, NATO ve ABD kontrolünde kendi halkını kurşunlayan, asan, hapislerde çürütenler, sonradan kahraman bile ilan edilebildi… Bizim oğlanlar bitti mi? Hayır; gerektikçe piyasaya sürülüyorlar! O günlerden bugünlere güç sahiplerine bakın, her yerde göreceksiniz. Bize hep “Sen de mi Brütüs” demek mi düşecek ey halkım?

İşte öyle dememek için gözlerimizi ve belleğimizi dört açmalıyız. Darbelerin öyle sıradan birileri tarafından yapılması kolay değil… Arkalarında bilinen güçlerin desteği olmadan parmaklarını bile oynatamazlar. Bu nedenle resmin tamamını görmek zorundayız. Bu uzun soluklu bir projedir. Adı BOP olup asla vazgeçilmeyen, temelleri 1980’lerde atılıp apaçık, dayata dayata ortaya konan, sınırları ve hedefi belirtilip sonuca varmaya ramak kalan proje… Eşbaşkanı bile var! Artık son bir iki adımı kaldı. Uyanmazsak dönüşü olmayan bir yola girmek üzereyiz ey halkım, uyanın artık...

BOP bizde nasıl işledi diye merak edenlere ve yavaş yavaş ısıtılan suda haşlanarak öldüğünü anlamayan kurbağalara duyurmalı… Ta ilk günden; yani Kurtuluş Savaşının kazanıldığı günden başlamalı… Bağımsız demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve tapusu Lozan Anlaşması neden bugün bile hedeftir? Bu soruya yanıt veremezsek bugünü de anlayamayız. İç isyanlar, suikastçılar, yeraltına çekilen dinci ve cumhuriyet düşmanları; tanı bunları, tanı ki anlayabilesin. Sonra 1950’li yıllarda yönetime oturtulan yandaşlar… Faşizme giden yolun temizlenmesinde başta eğitimin, Anayasa ve yasaların yok edilmesi, KHK’ların hakimiyeti, yargının siyasallaşması, Anayasal düzenin ana direklerinin tek tek kırılmasıydı.

Bunu nasıl yaşadık? Öncekilere benzeyen bir FETÖ darbesiyle… Önce FETÖ, sonra diğer cemaatlerin devleti ele geçirmesine yardım edenler kimlerdi? Laikliği kabullenmeyen, bunu halkımıza dinsizlik olarak anlatanlar dincilerdi. Karşısında demokrasi yanlılarının yetersizliği sonucu siyasetin din ve etnikçiliği malzeme yapmasıyla faşizm temel silahlarına kavuşuyordu. Aynı zamanlarda PKK, Apo ve açılımlar niye yapılıyordu? 12 Eylülcüler gibi olayların olgunlaşması mı terörün yasallaşması mı bekleniyordu? Aslında BOP yolu temizleniyordu.

Geldik bugüne… Son 15-20 yılın “güya faili meçhul” dosyalarının açılması; “ne kadar yansız ve tarafsızız ne kadar adalete bağlıyız” mesajı inandırıcı mı? Göz göre göre işlenen hukuk cinayetleri artık sıradanlaştırıldı. İnsanoğlunun güce karşı tek umudu olan hukuk, eğer ona hukuka uygun davranmıyorsa, sandıkta özgürce oy kullanma hakkı zorla elinden alınıyorsa birey ne yapar? Ya direnir; faşizmin gerçek yüzüyle tanışır, yaralanır, öldürülür, aile bireyleri üzerinden tehdit edilir, yalancı tanıklarla hapse atılır, işinden-eşinden-aşından olur. Ya da güce teslim olur! Tam da yaşadıklarımız gibi… Bir yandan hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı anlatılırken gerçek yaşananlarla arasında ne kadar uçurum olduğu da görülüyor. Kimse sormayacak mı; “Bu dosyaları açtınız da kimin döneminde yapılmış, onları sorgulayacak mısınız” diye?

Çok darbeler, suikastlar, cinayetler yaşadık. Kardeşi kardeşe kırdırdılar. Halkın bir bölümünü ötekine düşman ettiler. Şimdi o gücün sahipleri birilerini yine “görevlerini” yapmak üzere “uyandırdılar!” Yoksa düne kadar solcu diye kurşunladıkları, terörist diye elde iple gezdikleri, ucuz popülizm yapmalarını unutuverip; bebek katilini TBMM’ne çağırmak, ona özel özel konut, mevki ve makam vermek, devletin karşısında eşit güç saymak, hapishaneden örgütünü yönettirmek ne demek oluyor? Lider diye peşinde koşanlar bunu görmüyorlar mı? Nasıl hazmedebiliyorlar?

İşte bunlar faşizmin hedefine ulaşmada “kullanılır eleman” malzemesinin ne kadar bol olduğunu bize kanıtlıyor. BOP projesi adım adım hedefine ilerliyor. Darbeler projenin yolunu temizlemek için kullanıldı. Artık maçın son saniyeleri… Ya bu golü de yeriz ve tarihin derinliklerindeki kümeye düşeriz ya da golü biz atar tüm oyunlarını bozarız!

Yoksa; “Yaz kızım: Düzenin devamına, düz*lenin başının çaresine bakmasına…”

Kahrolsun faşizm!