"...bu uyuyanlar uyandırıldıklarında düşünme, yorumlama, sorgulama gibi yeteneklerini kullanma yasağı ile yetiştirildiğinden “biat ve itaat” hatta “mankurtlaşma” nedeniyle verilen hedefe kitlenip vuran bir silah gibi hareket eder. KK da öyle yaptı; “butlan” denen bir kurmaca eylemle seçimle koltuğa oturan Özgür Özel’i yok etmekle görevlendirilmişti. KK ve yandaş butlancılar, sahibinin sesini dinleyerek CHP’yi AkCHP yapmak, gerçek CHP’lileri partiden uzaklaştırıp eritmek için görevini yaptı..."
Ve sonunda butlancı K.K. ve saz arkadaşları, kendini seçimle yenen Özgür Özel ve arkadaşlarını CHP’den kovdu! Bu büyük başarıyı, davul-zurna eşliğinde üç-dört yandaş esnafı ziyaret ederek, toplam 20-30 kişilik dev katılımla gövde gösterisi yaparak kutladı. AkChP yaratma yolundaki bu kutlu adımlar da tüm butlancılara hayırlı olsun.
Bu koskoca CHP, otel odalarında değil, Atatürk’ün bizzat içinde olduğu savaş çadırlarında ülke kurtarılırken kuruluyordu. İçinde, ayrımsız tüm halkın canı, kanı, geleceğe dönük hayalleri vardı. Kulluktan vatandaşlığa, esaretten bağımsızlığa, cehaletten çağdaşlığa geçişin kapılarını açtılar. Dünyanın en büyük yayılmacı ve sömürgecileri ile onların yetiştirdiği yerli işbirlikçileri, hiç ummadıkları bu direniş sonucunda tüm hayallerini kaybettiler. Ama içlerindeki kin ve düşmanlık hiç bitmeyecekti. Her fırsatta kaybettiklerini geri almak için özel yetiştirdikleri ve uyuyan hücreler gibi gizli tuttukları kişilerle isyanlar çıkarıldı, şeyhler-şıhlar kılığında irticacılarıyla beyin yıkadı, eğitim sisteminden başlanarak devletin tüm kurumları işgal edildi.
Geldik bugüne… Yetiştirilmiş kişiler darbeler yaptı, seçimler kazandı, iktidara ortak oldu, gittikçe daha da güçlendi, ülkeyi ele geçirdi. Ara sıra kendi içlerinde güç ve paylaşım kavgası yaşadılar; ama hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden devam ettiler verilen görevleri yapmaya… Din ve etnikçiliği bol bol kullanıp rakip gördükleri herkesi siyasallaştırdıkları hukuk ile yok ettiler. Tek kişi-tek güç olmak düşlerine ulaşmak için hak-hukuk-adalet tanımadılar.
Ancak CHP gibi ulu bir çınar vardı ve kökleri o kadar derin ve sağlamdı ki, tüm yangınlara, saldırılara, fırtınalara direndi. Bu sistemin kökünü kazıyacak en önemli güç olduğunu günden güne kanıtladı. İç ve dış güçlerin yetiştirdiklerinin uyandırılma zamanı çoktan gelmiş, tek tek göreve sürülmeye başlanmıştı. Bunlardan biri de CHP’nin içine saklanmıştı. Düğmesine basınca hazırlanmış senaryodaki rolünü yaptı. Çünkü bu uyuyanlar uyandırıldıklarında düşünme, yorumlama, sorgulama gibi yeteneklerini kullanma yasağı ile yetiştirildiğinden “biat ve itaat” hatta “mankurtlaşma” nedeniyle verilen hedefe kitlenip vuran bir silah gibi hareket eder. K.K. da öyle yaptı; “butlan” denen bir kurmaca eylemle seçimle o koltuğa oturan Özgür Özel’i yok etmekle görevlendirilmişti. K.K. ve yandaş butlancılar, sahibinin sesini dinleyerek CHP’yi AkCHP yapmak, gerçek CHP’lileri partiden uzaklaştırıp eritmek, seçimlerde hiç umudu kalmayan birini de bir daha iktidara getirmek için görevini yaptı.
Beklenen hedefe ve amaca ulaştığını zannedenler önümüzdeki günlerde yaptıklarının sonucunu göreceklerdir. CHP, öyle kolayına yok olacak bir parti değildir! Defalarca denendi; ama hep küllerinden yeniden doğdu. Şimdi de öyle olacaktır. Butlancılar CHP’den eninde sonunda çekip gidecekler; gerçek sahipleri oraya dönecektir. Yeni kurulacak parti yasalar karşısında bir savunma alanı yaratmak zorunluluğundan dolayı kuruluyor. Adı, logosu farklı olsa da özü CHP’dir. Önümüzdeki ilk seçimlerde sadece CHP’lilerden değil, tüm demokrasiye inanmış halkımızdan oy alacak, çok büyük olasılıkla birinci parti olacaktır.
Bu tehlikeyi gören iç ve dış güçler boş durmayacaktır. Beklenenlerden bazıları; parti kurulduğunda iki aydır yazısı Yargıtay’a ulaştırılamayan butlan kararı aniden çıkıp butlan kaldırılabilir. Böylece bir kavram ve anlam kargaşası yaratılabilir. Bu yeterli gelmezse (ğ) planı olarak Özgür Özel’in meclise yığılan dokunulmazlık dosyaları aniden büyük bir demokrasi aşkıyla gündeme alınıp parmak hesabıyla dokunulmazlığı kaldırılabilir. Böylece tarafsız mahkemelerin birinden onlarca dava açılması, ceza verilmesi veya siyaset yasağı getirilmesi beklenebilir. Ve de hatta; “bunlar yetmez, bu rüzgâr fırtınaya döndü, önünü kesemeyiz. Son çare, hızla transfer sezonu kapanmadan dört yüz adet vekili tamamlamak için satın alma komisyonları sahaya çıkar.” İşte son ve garantili darbe bu olur; bul dört yüzü, yaz istediğin maddeleri, çıkar Anayasa’yı ve… Ve’si şudur ki; TBMM, çok demokratik olarak, oylama ile, yani parmak gücü pardon parmak sayısı ile yeni baba yasayı onayladı mı geçmiş olsun….
İşte geleceğimizin filminin ön gösterileri… Bu yola çıkanlar tüm bunları biliyorlar, benzerlerini zaten yaşadılar. Ama korku duvarları aşıldı. Halkı arkasına alan bu fırtına kolayına durmaz artık… Üstelik isimlerin de önemini yitireceği bir döneme giriyoruz. Başkomutan savaşta ön siperdekilere ne demişti? “Ben size ölmeyi emrediyorum. Biz tükenene kadar güçlerimiz yetişir ve vatanı kurtarır.” Olay budur! Belirlenen kişi olmazsa nasıl ki başkaları hazırsa, Özel olmasa onun yerine geçecek bir asker sırada bekliyordur, bu yoldan dönüş yok!
Halk, ilk defa ona çektirenlerin gerçek yüzünü gördü, geleceğinin kalmadığını anladı ve kendisini kurtaracak değil, nasıl kurtulabileceklerini anlatıp önlerine düşen bir “kahraman” buldu. Artık onu kolayına bırakmayacaktır.
Düşmanda hile çok olsa da inanan ve bu yola her şeyini koyarak yola çıkanlarda ise bitmez bir direnç vardır. Çünkü “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmayanlar için” gerisi “teferruattır!”