"........Hayatımızı çekilmez bir hale getiren, insanlara en fazla acı veren adeta ikiz kardeş gibi insanın vücuduna yapışmış ayrılmayan, günümüzün en yaygın hastalığı olan strestir. Yaşamış olduğumuz olumsuz şartlar, ailevi olaylar, İş yerinde yaşanan olumsuz durumlar ve bazı gerginlikler stresin yaşanmasına neden olmaktadır. ......



Hayatın yorgunluğu ve acımasızlığı ne yazık ki insanları mutsuz ediyor. İnsanlar bu yalan dünyada maalesef mutlu olamıyor. Gözyaşı dökmek veya yaşama isyan etmek insanların kaderi olmamalı. Mutluluk varken neden insanlar üzüntüyle mücadele etmek zorunda kalıyor? Gülmek veya eğlenmek her insanın hakkı olmalıdır. Şu da bir gerçek insanların yaşamı boyunca kusursuz bir hayat sürme imkânı da tabi ki yoktur. Hayat düz bir yol olmadığına göre insan hayatında mutlaka inişli ve çıkışlı zamanlar olacaktır. Benim kaderim diyerek mücadeleyi bırakarak hayatın acımasızlığına esir düşmek yenilgiyi kabul etmek demektir. Mücadeleden vazgeçmek yerine sorunlarla savaşmak geleceği garanti altına almaktır. Eğer yaşam nefes alıp vermekse nefesimiz bitene kadar yaşamın bizlere vermiş olduğu zorluklarla mücadele ederek başarıyı yakalamak sanırım çok da zor değildir. Her mücadelenin sonunda mutlaka başarı yakalanmıştır.

Hayatın içinde olan gülmek, sevinmek ve mutlu olmak kavramları insanlara her zaman olumlu duygular yaşatmıştır. Hayatın diğer tarafında olan üzülmek ve acı çekmek ise yaşantımızı alt üst eden olumsuz duygulardır. İnsan yaşamı içinde olan olumlu veya olumsuz duygular yaşam boyunca peşimizi hiç bir zaman bırakmaz. Önemli olan insan olarak yaşadığımız müddetçe bazen gülerek bazen de acı çekerek bu yaşamı sürdürmek zorunda olduğumuzu unutmamak lazım. Hayatın iki yüzü olan ağlamak ve gülmek ikiz kardeş gibidir. İnsanlar ağladığında mutlak acı çekiyor demektir. Esasen ağlamak bazen sevinç gözyaşı da olabiliyor. Önemli olan burada kalbi üzmemek lazım. Eğer kalp üzülmüşse, işte o zaman gözyaşı, acı ve mutsuzluğun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Mutluluk ise ruhsal acıdan insanların en güçlü duygusudur. Mutluluğun dışa yansıması ise insanın gülmesi ile yaşanan fiziksel bir durumdur. Gülmek aynı zamanda kalbin hem ilacı hem de vitaminidir.

Hayatımızı çekilmez bir hale getiren, insanlara en fazla acı veren adeta ikiz kardeş gibi insanın vücuduna yapışmış ayrılmayan, günümüzün en yaygın hastalığı olan strestir. Yaşamış olduğumuz olumsuz şartlar, ailevi olaylar, İş yerinde yaşanan olumsuz durumlar ve bazı gerginlikler stresin yaşanmasına neden olmaktadır. Esasen stres vücudu baskı altına alarak insanların acı çekmesine neden olan bir hastalık türüdür. Yaşamı büyük derecede olumsuz yönde etkileyen stres hayatı yaşanmaz ve çekilmez hale getirebiliyor. Hayat şartlarının getirmiş olduğu geçim sıkıntısı nedeni ile insanların günde birden fazla iş yapması, bunun yanında dinlenmeye fırsat bulamaması ve bunun sonucunda ise beyin ve vücudun yorgun düşmesi stresi hızlandırmaktadır. Her insan mutlaka stres yaşar. Önemli olan stres denen belanın beynimize, ruhumuza ve bedenimize zarar vermeden hayatımızı sürdürmemizdir. Her insanın strese bakış açısı değişiktir. Strese konu olan olaylar bazıları için stresin çok ağır geçmesine neden olurken, bazı insanlar için ise strese neden olmamaktadır. Stres günlük yaşantımızdan çıkması neredeyse imkansızdır. ” Ben hiç bir şeyi kendime stres yapmam” diyebilen insanlara da inanmak mümkün değil. Stresten biraz uzak kalmak istiyorsak strese neden olan olaylardan uzak durmaktır.

Hayatta insanın en kötü durumu acı ile karşı karşıya kalmasıdır. Her insanın hayatında mutlaka yaşanmış bir problemi vardır. İnsanlar kendini mutlu hissettiğinde yaşam daha güzel olur ve duyguların doruk yaptığı bir andır. Fakat, herhangi bir konudan dolayı insanlar acı çektiğinde ise en mutsuz olduğu zamandır. İnsan yaşamındaki istenmeyen olaylar insanın psikolojinin bozulmasına neden olabilmektedir. Bu olumsuzluklar insanların yaşam tarzı ve hayatımızın bir parçası olarak bizimle her zaman yaşayarak peşimizi takip edecektir. İnsanların çok aşırı duygusal olması hayatı olumsuz yönde etkilediği gibi, acı çekmesine de neden olabiliyor. Bu yapıdaki insanlar olumlu veya olumsuz olan tüm olaylardan etkilenerek kendine acı verebilmektedir. Duygularını kontrol edemeyen insanların en büyük korkusu istemeden insanları kırmaktır. Burada en önemlisi ise duygularımızı kontrol edersek hem kendimize hem de başkasına zarar vermekten kaçınmış oluruz. Duygusal insanların gözyaşı hiç bir zaman kurumaz. Bu kişiler her olaydan çabuk etkilendikleri için farkına varmadan kendilerini yıpratırlar. Duygusallık aynı stres gibi insanlara bazen acı verebilir. Hayata küsmek yerine hayata gülümsemek, huzurun ve mutluluğun evinizin kapısından içeri girmesi demektir. İnsanlar her hangi bir konuda karar vermek istediğinde duygusal yönünü mü yoksa mantığını kullanarak mı karar vermesi daha doğru olur? Bence karar vermenin en gerçekçi tarafı mantığını kullanarak karar vermesi daha doğru olur. İnsanlar duygularını kullanarak karar vermesi sonucu hata yapmasına neden olabilir.

Hayatın her zaman acı tarafı mutlaka olacak. Bazen acı çekmek insana büyük dersler verebilir. İnsanların birbirine yaptığı kötülükler insanın bazen canını yakar, fakat insanların yapmış olduğu kötülükleri anlama yönünden ise ders verici tarafı daha ağır basar. Bu şekilde kime güvenip, kime güvenmeyeceğini insanlar daha iyi anlamış olur. Hayatın en güzel duygularından olan mutluluk varken YAŞAMAK, ACI ÇEKMEK OLMAMALI…