" İyi ki mühendislik hayalimi fazla beslememişim. Sadece devlet öğrenciliğinden ayrılmak tazminatı göze almak yetmeyecek, aylık giderimi karşılanması için ailemin iyi bir gelirinin olması gerekecekti. Oysa sonraki yıllarda gelirimizde ciddi düşüşler yaşanacaktı. Toprağa bağlı geliri değiştiren o kadar etken vardır ki hiç ön göremez ve değiştiremezsiniz. İklim gibi, bitkilerdeki hastalıklar gibi. ....."
5.Sınıfa (lise 2.sınıf) geçmiştim. Başarılı bir öğrenci olmaya devam ediyordum. Tüm öğretmenlerimi seviyordum. Ama Fizik Öğretmenim Aydın Bey ve Kimya Öğretmenim Belkıs Hanımı biraz daha fazla seviyordum. Bu iki dersi de çok seviyordum. Belkıs Hanım’ın üniversite kitaplarını vermesi ve özendirmesi ile kimya okumayı hele Mühendislik okumayı istiyordum ama öğretmen olmazsam onca yıl devlet öğrenciliği karşılığını öğretmen olarak hizmet ederek ödemem gerektiğini bildiğimden fazla hayal kuramıyordum.
İyi ki mühendislik hayalimi fazla beslememişim. Sadece devlet öğrenciliğinden ayrılmak tazminatı göze almak yetmeyecek, aylık giderimi karşılanması için ailemin iyi bir gelirinin olması gerekecekti. Oysa sonraki yıllarda gelirimizde ciddi düşüşler yaşanacaktı. Toprağa bağlı geliri değiştiren o kadar etken vardır ki hiç ön göremez ve değiştiremezsiniz. İklim gibi, bitkilerdeki hastalıklar gibi.
İşte o yıl okul tatili zorlu bir yaza dönüştü. Tütünlerde mavi küf (Peronospora tabacina) denilen bir hastalık başlamıştı. Tütün fidelikten sökülüp tarlaya dikiliyor ancak kısa süre sonra yapraklarında oluşan küf gibi lekelerden sonra buruşup ölüyordu. Fidelerimiz bütünüyle hastalık taşıyordu. Babam Samsun Bafra ilçesinden yeni fide getiriyor, yeniden bütün tarlalara dikiliyordu, sayı hatırlamıyorum ama çok sayıda işçi ile. Tabi Bafra’dan getirilen fidelerde de hastalık vardı. Zorlukla onları yaşatmaya çalışıyorduk. Kayıplar ve fide yenileme derken yağışsız zamana denk gelinmiş bu defa sağlam kalanlar susuzlukla boğuşmaya başlamıştı. Su çeken ve basan bir motor, tarla sınırına ulaşacak metrelerce ve geniş motor hortumları alınmış ve derenin göl haline getirilmiş bölümünden motorla tarla sulaması yapılmıştı. Zaman zaman hortum patlar, fazla su fidelerin üzerine gereğinden fazla fışkırır bir de bu nedenle zayiat veriliyordu. Tütün üreticisiyiz ve ne yaptığımız masrafın ne verdiğimiz emeğin geri döneceğinden emin olamazken hayal kurabilmek mümkün değildi.
Tütünler büyüyüp kırılmaya ve dizilmeye başladığında da durum iç açıcı değildi. Dip, dip üstü, ana, doruk altı ve doruk olarak adlandırılan yaprak sıralaması içinde en iri olan ana yapraklar, en kaliteli olanlar doruk altı ve doruk yaprakları olurdu. Ne yazık ki o yıl hem rekolte hem kalite düşüktü.
Asıl hesabı anne ve babamız yaparken işçiliğimiz beklenerek bir araya gelmiş hala, amca çocukları çocukluğumuzdan vazgeçmiyorduk. O yıllarda yaygın olan Tommiks, Teksas ve Kling gibi Amerikan kültürü pompalayan çizgi romanlar okuyor, onları birbirimizden saklıyor, ararken evi hallaç pamuğu gibi atıyorduk. Koskoca arazi ve bahçe içinde oynadığımız gibi evi karıştırmanın yolunu da buluyorduk. Safiye Halamın (küçük halam) küçük hızı İsmihan hepimizden yaramaz ve küfürlü konuşan bir çocuktu. Bir boş günümüzde anneannemlere gitmeyi planlıyoruz ama İsmihan’ı götürmek istemiyoruz. Yavaş yavaş arka bahçe ye dolanarak onu ektik. Babam, Halam, Annem daha kim varsa Hayat dediğimiz dış kapının ve odaların açıldığı hatta arka bahçe kapısının da bulunduğu salonda oturuyorlarmış. Giriş ve bahçe kapısı açık. İsmihan gelmiş bizi görüp görmediklerini sormuş bilen yok. Epeyce dolanmış geldiler mi diye yine sormuş. Halam da konudan habersiz sen saklan kızım seni bulamayınca onlar aramaya gelir demiş. İsmihan derdini anlatamamanın öfkesi ile ‘ağzına….. karısı benden kaçıyorlar onlar saklanıyor diyorum anlamıyor musun ! diye bağırmış. Erkeğinden bile küfür duyulmamış bu evde onun küfürü her hatırladığımız zamanlarda kahkahalarla gülmemize neden oldu.
Yaz sonu ciddi yağışlar başladı. Bir gün evin önündeki dere taştı. Tretuvarı ve eşiği atlayıp eve giremedi ama evin önü göle döndü. Kümeslerin olduğu kapalı mekanın altı tütün kuyusuydu. Üst üste iki büyük oda düşünün alttaki oda toprak seviyesinin altında bodrum gibi üsteki odada çeşitli kümes hayvanlarının kümesleri var. Orada bir açıklık ve merdivenle alt odaya iniliyor. O odada tütün hevenkleri asılıp kuru tütünün yumuşaması bekleniyor ve sonra yapraklar ufalanmadan balya yapılıyor. İşte bu odaya tütün kuyusu deniyor. Söz ettiğim yağış ve göle dönüşen ortamda kümeslerin olduğu bölümün tabanı çöküyor kümesler, tütün kuyusuna içindeki hayvanlarla düşüyor. Tavukların bağırışını ama kazların ve ördeklerin tütün kuyusuna dolan suda mutlu mutlu yüzdüklerini hatırlıyorum. Onları çıkarmakta bizim için epey eğlenceli olmuştu. Tabi yeniden fonksiyonlarını kazandırmak büyükleri ne kadar yormuştu bizi çok ilgilendirmedi. İşe, zorluklara rağmen doğanın içindeydik, etrafımızda çeşitli canlılar taze ve bol gıda vardı.