"............En önemlisi, denetim elemanları üzerlerine düşeni yapıp kontrol için aldıkları örneği ilgili yerlere gönderdiğinde, buralarda, “yukarıdan uzanan eller” olmadan bu sahtecilikler yapılabilir mi? Kamuda çalışan personelin mobing baskısında olduğu, bırakın gıdayı, Adli Tıp’ta bile istenen belgelerin değiştirilebildiği söylemleri havada uçarken söylenecek söz var mı? Liyakatin yerini sadakatin alması elbette bu işlerin olmasının temel nedenidir. ...."
Sosyal medya keskin bir bıçak gibi; kimin elindeyse ona göre şekil alıyor. Yalan-yanlış haberlerle bir kesim kandırılırken, asılsız reklamlarla kalitesiz ve sağlıksız gıda yiyebiliriz. Beslenme en temel hak iken ülkemizin ekonomik koşulları nedeniyle en zor ulaşılan sağlıklı ve ucuz gıdadır. Açlık korkunçtur; bu nedenle en çok kullanılan sözlerden biri “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin” dileğidir. Çalışan ve emeklisine sefalet ücreti verilen ülkemizde gıdaya ulaşmanın zorluğu, açlıktan ölümlere ve kötü beslenmeye rastlanması, pazarlardan atık, çöp tenekelerinden yiyecek arayanlar güncel olay haline gelmiştir. Bunların yanında zor da olsa satın alabileceğimiz gıdaların durumu ise, bırakın sağlıklı beslenmeyi, sağlığımızı bozmayı garanti edecek haldedir. Bu kısa özetten sonra bir Veteriner Hekim olarak gıda konusunda hassas davranılması gerektiğini savunuyor, bu nedenle örnek olarak sadece sucuk, zeytinyağı ve bal hakkında karşılaşılan bazı sahtecilikleri örnek vereceğim.
***Sucuk, yiyebildiğimiz gıdalar sınıfından jet hızıyla çıkmış, ortalama Kg fiyatı bin lirayı geçmiştir. “Sucuğun Yasal İçerik Miktarları; kasaplık hayvan eti en az %30, yağ oranı en fazla %40, protein oranı en az %16 olmak zorundadır. Sakatat, kan, deri, bağırsak, akciğer, dalak, mide gibi yan ürünler, bitkisel proteinler (soya proteini vb.) nişasta ve un gibi dolgu maddeleri katmak yasaktır.” Ama sucuk diye ne alıyorsunuz? Görüntüsü sucuk; tamam ama Nasrettin Hocanın dediği gibi “Kedi buysa ciğer nerede, ciğer buysa kedi nerede?” Sosyal medyada çok özendirici, renkli, fiyakalı, üstelik nasıl oluyorsa “helal et” denen etten yapılmış sucuklar tam da kesene göre! Beş kilosu dokuz yüz lira, sudan ucuz, yani kilosu yüz seksen liracık... En ucuz etin beş-altı yüz lira olduğu bilinen bir ülkede nasıl olur da üçte biri saf et olması gereken sucuk bu fiyattan satılabilir? Diğer katkı maddeleri, işçilik, vergi, nakliye, kargo eklenince maliyetini bile kurtarmayacağı belli değil mi? O zaman et yerine yağ ve sakatat kullansa yine o rakama zor üretir. Ne yiyeceğinizin farkında mısınız?
***Zeytinyağında da durum farklı değil... “Türkiye’nin toplam zeytinyağı üretimi 200–250 bin ton, soğuk sıkma oranı ise toplam üretimin %20–30’u kadardır. Ortalama market fiyatları 250-400 TL, organik sertifikalı veya butik üretim soğuk sıkma zeytinyağları 500 TL/litre, toptan fiyatı 180–220 TL/litre seviyesindedir.” Sosyal medyada ise “şok fiyat; on litre soğuk sıkım halis zeytin yağı dokuz yüz lira!” diye reklamları görenler kuyruğa giriyor! Fabrika toptan fiyatının altında, çiçek yağı bile neredeyse bu fiyata yakınken şimdi biz saf, organik, soğuk sıkım, düşük asit zeytin yağı mı yemiş olacağız, yoksa gıda zehirlenmesine aday mıyız?
***Bal’a gelince; çeşidine göre kilosu altı-yedi bin liraya kadar bal satılıyor. Çok özel olanlar var; Anzer balı, kestane balı gibi... Yiyebilene afiyet olsun; ama Anzer Yaylası’nın çok sınırlı bir alan olduğunu, buradaki çiçek florasının ancak yılda sekiz- on ton bala yeteceğini biliyor musunuz? Ya Anzer balı adı altında piyasada satılan balın ise yüz ton olduğunu? Yeniden afiyet olsun... Bal çok kıymetli bir gıdadır. “Nem oranının %20’yi, sakkarozun %5’i, fruktoz+glukozun çiçek balında %60’ı geçmemesi gerekir. Doğal olarak balda protein ve polen bulunur. Yapay tatlandırıcı, nişasta, aroma verici katkı maddeleri yasaktır.”
“Arı görmemiş bal üretimi” ülkemizin Nobel’e aday bir buluşudur! Genleriyle oynanmış mısır şuruplarının tüm tehlikesine rağmen rahatça kullanıldığı ülkemizde elbette şeker fabrikaları da satılacaktır! Çok ucuza şurup varsa niye sağlıklı ama pahalı(!) şeker üretecekler ki? İşte bal da bu ucuz şekerlerle çok kolay üretilebilir. Her biri gerçek birer hayvansever(!) olan bazı arıcılar, arıları yorulmasın, çiçek çiçek dolanmasın diye kovanlarının yanına hazır şurubu doldurur, kolaylıkla ve bol miktarda bal üretiverir! “Ya çiçek kokusu, kestane ve benzeri aroma?” diyecek saf arkadaşlarımıza anımsatayım; o kadar gerçekçi aromalar var ki aslından ayırt edemezsiniz! İstediğin her kokuyu vermek kolaydır. Bu arıcılarımızdan daha da “akıllı” olanlar ise merdivenaltı bir odacıkta ne kovan ne arı ne gezgincilik ile uğraşmadan isteyene istediği çeşitte balı şurup+aroma+balmumu ve küçük makineler ile çok daha ucuza üretiverirler.
Mesleğim gereği bu üç ürün için özet bilgiler aktarmaya çalıştım. Burada anlatılanlar işlerini gerçekten düzgün yapan üreticilerimizi asla karalamaz, üstelik onları yüceltir! Üç kuruş para kazanmak uğruna insanları kansere kadar varacak sağlık sorunlarıyla uğraştırmak öncelikle insanlığa sığmaz; ama kapitalist ekonomide tek Tanrı para olduğundan onların cüzdanlarına sığar! Bu nedenle bu sektörlerde çalışanlar lütfen alınganlık göstermesinler; üstelik onlar da bu yazılanlardan çok daha fazlasının yapıldığını bilen kişilerdir.
Burada en önemli konu, bizi yönetenlerin görev ve sorumluluklarının bilinmesi ve sorgulanmasıdır. İktidarda olanlar, sağlıklı gıdanın üretilmesinden sofraya kadar gelmesinde mesleğimizin rolünü yok saymaya uğraştıkça bu türlü sıkıntılar artacaktır. Üretim aşamasından başlayan denetimlerin nasıl olması gerektiği yasalarla belirlenmiştir. Sağlıksız gıda üretenleri bulmak ve cezalandırmak yönetenlerin görevidir. Haberlerde “falan firmanın ürünlerinde yasak madde olarak şunlar bulundu, ürünler toplatıldı, şu kadar ceza kesildi” diye duyarız. Koskoca firmalar nasıl böyle bir yanlış yapabilir? Yaptı diyelim; peş peşe onlarca kez sahtecilik yapan firma niçin kapatılmaz?
En önemlisi, denetim elemanları üzerlerine düşeni yapıp kontrol için aldıkları örneği ilgili yerlere gönderdiğinde, buralarda, “yukarıdan uzanan eller” olmadan bu sahtecilikler yapılabilir mi? Kamuda çalışan personelin mobing baskısında olduğu, bırakın gıdayı, Adli Tıp’ta bile istenen belgelerin değiştirilebildiği söylemleri havada uçarken söylenecek söz var mı? Liyakatin yerini sadakatin alması elbette bu işlerin olmasının temel nedenidir. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim: Bizim gibi ülkelerde hiçbir gıda maddesi son kullanımı geçti diye imha edilmez! Aynı şeyi başka bir halde yine yeriz! Yurtdışından geri çevrilen sebze ve meyvelerin ne olduğunu bilen var mı?
Son olarak yasalardaki sosyal haklarımızı da görelim, hak ve sorumluluklarımız bilelim: “6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre; Yanıltıcı reklam ve haksız ticari uygulamalar yasaktır. Reklam Kurulu, bu tür reklamları durdurma ve para cezası verme yetkisine sahiptir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’ne göre; Ürün fiyatı, özellikleri veya menşei hakkında gerçeğe aykırı bilgi verilmesi yasaktır. “Ucuz gösterme” veya “gerçek dışı kampanya” doğrudan yanıltıcı reklam kapsamına girer. Eğer tüketici kasıtlı olarak aldatılıyorsa, bu durum (TCK) 157–158) dolandırıcılık suçuna dönüşebilir.”
Tarımda kendine yetebilen sayılı ülkelerden biriyken samanı bile yurt dışından alan, üretmek yerine dışalımı önceleyen, halkın ve üreticinin değil aracıların zengin olmasını savunan bir ülkede yaşadığımızı biliyoruz. Bu siyasi bir seçenektir; elimizdeki tek kuvvet oyumuzdur. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam, ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşmayı istemek ise suç değil haktır.
