"........ gücü elinde tutmak isteyen yayılmacı devletlerin faşist ve yarım akıllı liderleri, dünyayı ele geçirmek için yukarıdaki nedenlerle yeni kaynaklara yönelecek, tarihteki örneklerinden hiç ders almadan tam bir deli cesaretiyle ve elindeki korkunç güce güvenerek, hukuku da yok sayarak, elinde aradıklarından biri olan devletleri utanmazca ezeceklerdi. ..............."
Size bir soru: Aslında yamyamların bile yemeyeceği canlıyı öldürmeyeceği ortada iken, ayağa kalkıp yürümeye başlayan insanoğlu tarih boyunca kendi ırktaşlarını öldürmeyi neden sürdürüyor? Çünkü hırsı aklının önüne geçmiş birileri hep açtı, hiç karnı ve gözü doymayacak kadar açtı hem de... Güç ve kanla elde ettiği koltuğunu koruyabilmek için her zaman da güçlü olmalıydı. Bu bakış açısıyla düşününce yüzyıllardır süren savaşları daha kolay anlayabiliriz.
Site devletlerinden günümüz kadar insanlar en güçlü olana biat ve itaat etmek zorundaydı. Teknoloji ilerledikçe her yeni keşfin insanın yararına olacağı beklenirken “insan insanın kurdudur” sözünü yalancı çıkartmamak için tüm canlıları daha kolay, daha hızlı ve daha çok öldürebilecek silahlara ve makinelere yönelecekti. Silahlanma teknolojisinin şu anda ulaştığı boyutları düşününce savaşların kolayına durdurulamayacağı ortaya çıkmıyor mu?
Gücü elinde tutmak, makamını korumak için bu teknolojiye ya sahip olmak ya da ham maddesini satın almak zorunluydu. Ama bu kadar hızla gelişen teknolojiye ne para ne kaynak yetiyordu. Uzay Çağı dediğimiz süreç bile neredeyse geride kalmak üzereydi. İşte, gücü elinde tutmak isteyen yayılmacı devletlerin faşist ve yarım akıllı liderleri, dünyayı ele geçirmek için yukarıdaki nedenlerle yeni kaynaklara yönelecek, tarihteki örneklerinden hiç ders almadan tam bir deli cesaretiyle ve elindeki korkunç güce güvenerek, hukuku da yok sayarak, elinde aradıklarından biri olan devletleri utanmazca ezeceklerdi. Buna sömürgecilik de dendi, savaş da işgal de... Bir terazinin kefeleri gibi biri yükselirken öteki alçalmak zorundaydı.
Günümüze gelirsek önümüzde deli sorular yığılı... Bağımsız bir devlete askeri güçle girmek bir savaş nedeni değil mi? Bu faşizan tutum nasıl görmezden gelinebilir? Dünya, hırsı aklının önüne geçmiş sorumsuz delilerin eline mi kalıyor? Faşizm ve emperyalizmin sömürgecilik damarları tekrar mı kabarıyor? Hedef, sömürgelerin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirip halkını açlık ve sefalete mahkûm etmek ve dünyaya hükmetmek mi?
Trump gibi bir deli açıkça bağımsız bir devlete el koyuyor! Küba’ya, İran’a ve öteki devletlere tehditte bulunuyor. Grönland’ı da alırız, Venezuela’yı da diyebiliyor.
İnsanlar yüzyıllardır savaştı, hele son yüzyılın en büyük iki savaşında milyonlarca insan öldü. Bu gidişe bir son vermek için örgütler kurdular. Dünya Barış Örgütü, Birleşmiş Milletler, Nato, AB nerede? ABD-SSCB ile İki kutuplu dünyada Üçüncü Dünya Ülkeleri de olup iyi kötü bir denge unsuru vardı. Ama “deliler boşanıp” emperyalizm baskın gelince dengeler bozuldu. Çin yeni dev olmaya aday, Rusya, İngiltere, Fransa denge ve güç unsuru olmayı sürdürmek istiyor. Yine de Trump gibileri durdurulamıyor!
İlle sıranın size gelmesi mi gerekiyor? O zaman haydi hep birlikte; “Susma, sustukça sıra size gelecek!” Tek çözüm; sömürge savaşlarını hortlatan ABD’ye karşı birlik olmaktır. Buna demokrasiye inanan her ülke destek vermelidir.
Ancak; Venezuela ve İran’ın siyasi rejimlerini beğenmeyebiliriz. Ne olursa olsun o ülkenin iç sorunlarını o ülke halkı çözer, çözmelidir. Kırılan kol yen içinde kalmalıdır. Birilerinin darbe yaptırıp ısmarlama kukla yönetimleri başa geçirmesi desteklenemez. Bir ülke halkının kendi yönetiminden şikayetçi olması ve bunu değiştirmek istemesi yasal hakkıdır. Eğer bu hamlede iktidara karşı koyacak kuvvetli bir muhalefet oluşmamışsa direniş sonuç vermez. İktidardakiler, devlet olanaklarını kullanarak muhalefeti ezer. Bu dengeye çok dikkat edilmelidir. Önce hukuk ve demokrasinin tam ve kesintisiz işlemesi sağlanmalı ve halkın seçeneğine saygı duyulmalıdır.
Son olarak; hukuk ve demokrasi denince akla halkın seçme ve seçilme gücünü özgürce kullanabilmesi gelir. Seçimlerin amacı, belli süreler için halk tarafından bazı kişilerin görevlendirilmesidir. Bunu, hukuku ve yasaları tanımadan engellemek, tek başına Anayasa’yı değiştirmek ve istediği şekilde yeniden yazmak için, seçime gerek kalmadan, sayısal çoğunluk olan 400 vekile, seçimle değil, nasıl olduğu zamanla ortaya çıkacak transferlerle ulaşmak son derece yanlış ve tehlikelidir. Tüm halkımızın durumu dikkatle izlediğini ve seçme ve seçilme hakkını kullanmaktan vazgeçmeyeceğini düşünüyorum.
