"............Ve sonuç ortada. Çok gerilere değil, 1970 ‘lerde ki Afganistan’a, İran’a, Irak’a, Suriye’ye Mısır’a, Libya’ya bakarsanız anlarsınız ne demek istediğimi. O tarihlerden bugüne baktığınızda ülkemizdeki değişimi de görürsünüz. Çocuklar mı suçlu, biz büyükler mi? Biz büyüklere altın tepside sunulan Cumhuriyet rejimini koruyamadığımız için elbette ki biz büyükler suçluyuz. Kimse kendini bir kenara çekmesin. “Ben mücadele ettim, ediyorum” demesin. ............"


Hiç zahmet edip de sormayalım birbirimize, bu günlere nasıl geldiğimizi. Asında cevabını bildiğimiz sorulardır birbirimize sorduğumuz.

Ne demişler atalarımız; “Ne ekersen onu biçersin.”

Bizlerde yıllar içinde neler ekmişsek onu biçmiyor muyuz?

Çocuklar mı suçlu, anne babalar mı? Öğretmenler mi suçlu, arkadaşları mı?

Toplum mu suçlu, siyasiler mi? Ülkeyi yönetenler mi suçlu, seçmenler mi?

Hiç bulmaca çözer gibi düşünmeyin, hepimiz suçluyuz!

Ben, sen, o….

Biz, siz ve onlar….

Çocuklar çabuk öğrenirler. Körpe beyinleri ile her şeyi hemen kaparlar. Önceleri anlamazlar iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı. Büyüdükçe anlarlar, öğretileni öğrenirler.

Kreş yaşamı ile başlarlar eğitim yaşamına. Öncesinde tabii ki anne babalarıyla.

Eğitim sisteminiz çökmüşse, bilim yerine dini eğitim seçilmişse eğer o küçücük yaşlarında cennetle cehennemle, ölümle, meleklerle şeytanlarla besleniliyorsa o çocuklar, sınıflarda mezarlar kazılıp dualar ettiriliyorsa o saf beyinler kazınıyor, hurafeler ile dolduruluyorsa neden şaşırırsınız şimdi?

Ahlakı çökertmek istiyorsa bir siyasi iktidar, kendi saltanatını sürdürmek istiyorsa, çağının tüm olanaklarını kullanarak ahlaksız toplumu yaratır çocuklardan başlayarak. Bilimi dışlar önce, hurafelerle dolu kitaplar sürer onların önüne, televizyon aracılığı ile mafyacılığı ön plana çıkarır, din düşmanları yaratıp kılıçtan geçirtir film ve dizileri ile. Sosyal medyada savaş oyunlarını öğretir.

Ve çocukların “özgür” büyümeleri adına da, ebeveynlerin tercihleriyle de, günümüz eğitimcilerinin derse girip çıkmalarını yeterli görmeleriyle de artık iş işten geçmiş demektir. Tüm eğitimcileri, tüm ebeveynleri kastetmiyorum tabii ki. Tüm yukarıdaki sorunları, olumsuzlukları, sistemin acımasızlığını görüp de ses çıkarmayanları kastediyorum.

600 yıl dünyanın yarısını yönetmiş Osmanlı hayranları neden padişahların tahtta kalmak için kardeşlerini, anne babalarını, hatta kendi çocuklarını acımasızca katlettiklerini sorgulamazlar? Sadece bir başkasına ait, bir başka ulusa ait toprakları zapt etmeleri anlatılır tarih derslerinde ve halen fetih günleri kutlanır ülkemizde? Ve günümüzde Osmanlı hayranlığı yeniden hortlamışsa, padişahlıktan söz edilip halifelik tesis edilmek isteniyorsa neden sessiz kalınır?

Sorarlar kadın hakime, kadın doktora, kadın mühendise, kadın siyasetçiye; “neden kapalısın, neden türbanlısın” diye. Cevap verir kadınlar; “inancımız gereği ” derler. “İyi de senin inancında kadın çalışmaz, kadın erkeğin sözünden çıkmaz, kız çocukları okutulmaz, köle gibi satılırsın, çünkü sen kadınsın ve insandan sayılmazsın” diyemeyiz.

Ve sonuç ortada. Çok gerilere değil, 1970 ‘lerde ki Afganistan’a, İran’a, Irak’a, Suriye’ye Mısır’a, Libya’ya bakarsanız anlarsınız ne demek istediğimi. O tarihlerden bugüne baktığınızda ülkemizdeki değişimi de görürsünüz.

Çocuklar mı suçlu, biz büyükler mi?

Biz büyüklere altın tepside sunulan Cumhuriyet rejimini koruyamadığımız için elbette ki biz büyükler suçluyuz.

Kimse kendini bir kenara çekmesin. “Ben mücadele ettim, ediyorum” demesin. Bu kolaycılık olur, suçlardan arınma çabası olur. Zamanında yapılan güzel işler terk edilirken, örneğin Köy Enstitüleri kapatılırken, Halk Evleri kapatılırken, Amerikan yardımları adı altında ilkokullarda süt tozları dağıtılırken, “yerli malı yurdun malı” öğretisinden üretim yapmayan ülke durumuna düşerken ses çıkarmayan, rahatını bozmak istemeyen bizler suçluyuz.

Ülke için asılırken bile halkına seslenen, ülkesi için canını feda eden gençleri astırdığımız için biz büyükler suçluyuz.

Neymiş, 15 yaşındaki çocuk okulunda katliam yapmış. Çocuğun rahatsızlığını tespit edemeyen, etse bile tedavi ettirmeyen ana baba, öğretmen, okul yöneticileri suçludur. Ve onların belki de feryatlarını duymayan biz büyükler de suçluyuz. Evinde bir cephanelik bulunduran baba kadar 7 silaha birden ruhsat veren makamlar suçsuz mudur?

Geçelim bunları!

Başımızı iki elimizin arasına alalım, ağlamak için değil düşünmek için. Bugün o çocuklarda idi sıra, yarın bizimkilere gelecek.

O İNCECİK PARMAKLAR KALEM TUTMALI, SİLAH DEĞİL!