Tüm olayların önüne geçen ve içimizi yakan haber, bir kargo uçağımızın düşmesi ve yirmi askerimizin şehit olduğuydu. Şehitlerimize rahmet, kalanlara sabır ve başsağlığı diliyorum. Umarım bu acı son olur. Kazada bir ihmal ya da hata, hatta bir saldırı olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Ama neden bir yas ilan edilmediğini anlamakta zorluk çekmekteyim.

*****

İktidar dün ak dediğine bugün kara demeyi o kadar sık yaptı ki, düne kadar özellikle muhalefetle yan yana getirilip “terörist-PKK’lı-bölücü” dediği bir partiyle bugün kanka oluverdi! Hoş, biz bunu daha önce de yaşadık, bu nedenle de şaşırmadık. Ama yandaşlarının dün “bölücü, çocuk katili” diye bar bar bağırdığı birine bugün “örgüt lideri, kurucu önder” diyerek alkışlaması, insanı dik tutan omurga yüzünden çok zor olmalı… Hele birinin milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyip ümmetçiliği dayattığında, kendini milliyetçi sayanların şimdi onu kurtarıcı görmeleri de gerçek milliyetçilerin kemiklerini sızlatmıştır sanırım… Bu nedenle hızla şekil-fikir-ideal gibi ne varsa hepsinden vaz geçip birilerini tek adam yapacak yepyeni bir anayasa hedefine dört elle sarıldılar. Kürtçe türkü söyleyeni içeri tıkanlar “megri megri” diye horon tutmuşlardı zaten; şimdi bir adım daha ileri gidip bir terör örgütü liderini şanlı TBMM’ne davet edebildiler. Halkın tepkisini görünce bu kez de vekiller bu herifin ayağına gidip görüşlerini alsın ya da akıl danışsın diyorlar! Helal olsun milliyetçi muhafazakâr cumhurcular, kim tutar sizi…

*****

Cumhuru kurtaracak sihirli formüle gelelim; bu hedefe ulaşabilmenin tek yolu muhalefeti yok etmekti! Hele bu zamana kadar girdiği tüm seçimleri kazanan RTE’yi, bir değil dört kez yenen birinin karşısına CB adayı olarak çıkarılması korkunçtu. İşte çözüm: Müjde! Sonunda beklenen iddianame yazıldı! Elbette iddianame hakkında yandaşlar sayesinde hiç habersiz kalmadık… Ha; şimdi gizlilik falan diyenler olacak, ya yürü be kardeşim, nerede yaşıyoruz biz!

“Tuğla gibi- Büyük suç örgütü- rüşvetler kasada- üyelere saat dağıtıldı- yüzlerce dairesi var- tahmin ediyorum, sanırım, duymuştum diyen çok gizli itirafçı tanık ifadeleri” havalarda uçtu. Olsun; çamur at izi kalsın derler ya, ifade ver, suçla, senin bir şey kanıtlaman gerekmiyor, onlar suçsuzluğunu kanıtlasın, burası hukuk devleti kardeşimmmm…

Gerçekten de dört bin sayfaya yakın ama içi boş bir belge, içinde kanıtlanamamış, ama onlarca kişinin tutuklanmasına neden olmuş suçlamalar hakkında elle tutulur tek kanıt yok diyor hukukçular. Olsun, sonunda ortada artık bir iddianame var. Şimdi “suç-belge-suçlama” üçgeninde hukuk yarışı olacak. Bakalım kimler haklı çıkacak? Görülen o ki, temel amaç CHP’yi “şeytanlaştırıp” halkın gözünden düşürmek, sonunda da mutlaka kapatmak! İnkâr etseler de iddianamede CHP’nin kapatılma talebi var. Amaç; DEM’i ve ayaklar altına aldığı milliyetçiliği ve milliyetçileri de yanına çekip 400 MV ile yeni anayasa yaparak Cumhuriyet dönemine ait son kalıntıları da yok edip yeni bir devlet yaratmak… Şimdi bazı yorumlara geçelim, daha net aydınlanalım:

“İddianame bir yolsuzluk soruşturması değil, siyasi operasyon belgesi. Örgütün amaçları arasında ‘CHP’yi ele geçirmek’ ve ‘aday olmak’ sayılıyor. Bir siyasi hedefi suç unsuru olarak göstermek bu operasyonun ne olduğunu gösteriyor.” “Mali suçlardan söz ediliyor ama ispat edilmiş bir para ortada yok. Para trafiği olmadan yolsuzluktan bahsetmek mümkün değil.”

“Öyle anlaşılıyor ki yalnız İBB değil, bir bütün olarak CHP, “gayrı meşrulaştırılacak” diyor, Barış Terkoğlu ve ekliyor: “Hayır, savcılığın Yargıtay’a yaptığı bildirimden bahsetmiyorum. Kastettiğim, savcılığın, CHP’yi ısrarla “yasadışı örgüt uzantısı” ve “ele geçirilmiş” sayması. Genel merkezini, bir anlamda “illegal” kabul etmesi.”

“Aziz İhsan Aktaş suç örgütüne yönelik hazırlanan 578 sayfalık iddianame, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek tensip zaptı hazırlandı. (...) Davanın ek klasörlerine yansıyan bilgilere göre, yargılamanın azami 2520 günde tamamlanması hedefleniyor.” (Cumhuriyet, 11.11.2025). 2520 gün, yaklaşık 7 yıl yapıyor. Açık ki cumhurbaşkanı seçimi rahat rahat geçip gidene kadar dava sürsün isteniyor.

Ergenekon-Balyoz kumpaslarının temel hedefi TSK’yi budamak ve ulusalcı akımı zayıflatmak, dahası dönüştürmekti. Bu iddianamenin temel hedefi ise CHP’yi ve Erdoğan’ın rakiplerini tasfiye etmektir, Kemalistleri ve cumhuriyetçileri etkisizleştirmektirdiyor Mehmet Ali Güller.

Ya arkadaş; bir siyasi parti niçin kurulur? Parti lideri seçim kazanmak için üyelerini belirlemekle, başka görüşlerden oy istemekle suç mu işler? O zaman AKP’de bir tane seçilmiş aday var mı, ona bakın… Bilmem ne kolları başkanına kadar hepsini kim seçip kim istifa ettiriyor? Utanın be kardeşim; çoğulcu demokrasiden anlamadığınızı biliyoruz da bari başkalarının işine karışmayın.

*****

Anayasa Mahkemesi (AYM) yargıda yeni bir tartışmayı başlattı. Artık çoğunlukçu değil çoğunluk sistemi geçerli olacak gibi… Olay şu idi: CHP’li bir Belediye Başkanı tutuklanmış, yerine Vekil seçilecekti. Yasa açık; İlk dört oylamada belirtilen oy alınamazsa ve sonunda oylar yine eşitse kura çekilir.

İktidara göre yasa ne ki? Korkuları kurada ya onların adayı çıkmazsa? İşi garantiye almanın yolu TBMM’nde bu kuralı değiştirmek, kura yerine sonuna kadar seçimde diretmek. Bu getirilen yasa da Anayasa’ya aykırı; ama olsun! Görevi, tüm yasaların ne olursa olsun Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek olan AYM 11'e karşı 4 oy çokluğu ile değişime onay verdi. Yani AYM, TBMM’nde bu zamana kadar çıkan tüm kararların iktidar tarafının parmak çokluğuyla çıktığını ve bunun Anayasada belirtilen çoğulculuk ilkesine uymadığını görmeyiverdi! Bundan sonra Anayasa’daki herhangi bir maddenin referandum ya da yeni anayasa ile olmasının yerine, TBMM’nde alınan kararın yürütülmesine onay vermekle, bir şekilde Anayasayı da hükümsüz bırakmış olmuyor mu? Gözümüz aydın; artık üç yüz atmış ya da dört yüz MV aramaya gerek yok; şu andaki meclis çoğunluğuyla anayasadaki istediğin maddeyi yok sayan bir karar çıkar, muhalefetin tek çaresi AKM’ye itiraz etmek, hadi geçmiş olsun! Ülkemiz bir hukuk devletidir ne de olsa...

“AYM bundan sonra çoğunluk esasına dayalı tercih edecektir’ yerine AYM’nin bundan sonra kendi içtihatları arasında ilkesel değişiklikler yaparak olaya, zamana, eylemin ve siyasetin yönüne göre değişik kararlar vereceğini görüyoruz” demiş bir yetkili…

Ben de “Türkiye’de halen yargıçlar var” diyorum!