“ BU DÜNYA BİZİM İKLİMİ DEĞİL SİSTEMİ DEĞİŞTİR"
12-16 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya Amazon Yağmur ormanları yakınlarındaki Belem’de “BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇEVRE SÖZLEŞMESİ 30.TARAFLAR KONFERANSI” kısa adı BM COP30 İKLİM ZİRVESİ olan bir zirve gerçekleştirildi.
Caron Brief’in analizinden edindiğimiz bilgilere göre, 193 ülke zirveye temsilci gönderirken; ABD, BM’nin yıllık iklim müzakereleri tarihinde ilk kez tek bir resmi delege dahi göndermedi ve bunu açıklamalarıyla da doğruladı. ABD, bu yıl Belem’de düzenlenen COP zirvesinde Afganistan, Myanmar ve San Marino ile beraber Amazon’a delege göndermeyen ülkeler listesinde yer aldı. Geçici verilere göre, zirveye 193 ülke ile Avrupa Birliği kayıt yaptırdı. En büyük heyet ise, 3.805 kişiyle COP30’a ev sahipliği yapan Brezilya’ya ait! Brezilya’yı sırasıyla Çin, Nijerya, Endonezya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti izlediğini görüyoruz. Bu yıl ayrıca en fazla “sanal” delegenin katılımına tanık olundu: 5 binden fazla kişi çevrimiçi görüşmelere katılmak için kayıt yaptırmıştır. Türkiye’den ise Zirveye 328 kişi davet edilmiş, ancak 256 delege kayıt yaptırmıştır. Zirveye en çok delege gönderen ülkeler arasında Türkiye 15. sırada olduğunu görüyoruz. Carbon Brief, rakamları Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından yayımlanan geçici delege listelerinden aldı.
Bu yıl düzenlenen COP30 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesine katılan her 25 kişiden birinin fosil yakıt lobicisi olduğunu da görüyoruz. Bu durum, yıllık COP müzakerelerinin güvenilirliği konusunda ciddi sorunlara ve endişeye neden olduğunu da uzmanlar ifade ediyor. Bu durum yeşile boyalı bir durumu da gözler önüne seriyor.
Buraya kadar anlattıklarımızla Resmi olarak organize edilen BM İklim Zirvesine katılımı ifade ettik.
Birde COP 30’a Alternatif olarak oluşturulan zirve katılımcıları var. Bu grup içinde Türkiye’den (İAK, Toprağımızı Vermiyoruz ve Ekoloji Politik gruplarını temsilen) beş arkadaşımız katılım sağladılar. Alternatif İklim Zirvesi Grubu Yerli Halk Temsilcileri, Köylüler, Kent İşçileri, Yerli Halklar, Balıkçılar, Sürdürülebilir Ormancılıkla geçinen Geleneksel Halklar, Sendikacılar, Evsizler, Kadınlar, LGBTQIAPN+ Topluluğu, Gençler, kırsal bölge ve çevrelerden gelen halklardan oluşan; yerel, ulusal ve uluslararası hareketlerden gelen 70.000’den fazla kişiyi bir araya getirdi. Bu alternatif grup Herkes için iyi bir yaşam sunan, adil ve demokratik bir dünya inşa etme görevi üstlenmişti. Çok çeşitli bir grup olasına rağmen İklim zirvesini bir festival havası içinde yapmayı başardılar. Bu Alternatif Zirve Grubu 4km’lik bir parkurda yürüyüşlerini de gerçekleştirdiklerini görüyoruz.
BM İklim Zirvesinde Brezilya Hükümetinin kendilerine “Topraksızlar” adını veren ekolojist grubun desteğiyle yönetimde oldukları için Alternatif İklim Zirvesi grubunun rahatça eylemlerini yaptıklarını izledik. Hatırlatmak isterim! Mısır Dubai ve Azerbaycan’da yapılan COP toplantılarında protestolara ve alternatif heyetlere izin verilmemişti.
COP30’un Tam Ortasında Yetmişbin Kişi, İklim Eylemi Çağrısı için Sokaklara Çıktılar.
Çekişmeli müzakerelerin tam ortasında “Doğa olmadan yaşam olmaz.” şiarıyla Yerli Halkların öncülük ettiği protestoyu gerçekleştirdiler. Binlerce kişi, iklim krizi konusunda acil eylem talebiyle Belém sokaklarına çıktı ve Büyük Halk Yürüyüşü’nü gerçekleştirdiler.
Alternatif İklim Zirvesi grubu içinde LULA Hükümetinin bakanları da ( Çevre, Sağlık, Tarım ve Yerli Halk Bakanları) yürüyüş kortejinde yerlerini aldıklarını da görüyoruz. Bu yürüyüş korteji içinde Yerli Halklar Liderinin en popüler aktör olduğunu da kortejde bulunan aktivistler ifade ediyorlar.
COP30’un gerçekleştirildiği Belem’de; Nükleer enerjiden çok bahsedilmediğini görüyoruz. Bunun nedenleri olarak da Rüzgâr ve Güneş Enerjilerinin öne çıkarıldığı ifade ediliyor.
COP30’da; İnsan hakları, Hukuk, Demokrasi standartlarının öne çıkarıldığını görüyoruz.
Alternatif İklim Zirvesi bileşenleri yaklaşık iki yıldır sürdürülen kolektif çalışmanın sonunda kararlaştırılan tespitleri;
- Kapitalist üretim biçimi büyüyen iklim krizinin temel nedenidir. Çağımızın başlıca çevre sorunları, finansal sermayenin ve büyük kapitalist şirketlerin mantığı ve egemenliği altında, malların üretim, dolaşım ve elden çıkarılma ilişkilerinin bir sonucudur.
- Çevresel topluluklar, aşırı hava olaylarından ve çevresel ırkçılıktan en çok etkilenenler onlar. Bir yandan altyapı ve uyum politikalarının eksikliğiyle karşı karşıyalar. Diğer yandan, özellikle kadınlar, gençler, yoksullar ve beyaz olmayanlar için adalet ve tazminat eksikliğiyle karşı karşıyalar.
- Ulusötesi şirketler Küresel Kuzey'deki hükümetlerle işbirliği içinde olan, kapitalist, ırkçı ve ataerkil sistemin güç merkezinde yer alıyor ve karşı karşıya olduğumuz çoklu krizlere en çok sebep olan ve bundan en çok faydalanan aktörlerdir. Madencilik, enerji, silah, tarım endüstrisi ve büyük teknoloji sektörleri, yaşadığımız iklim felaketinin başlıca sorumlularıdır.
- İklim finansmanı da dahil olmak üzere, zararlı uygulamaları sürdüren, öngörülemeyen riskler yaratan ve iklim adaletine ve ekosistemlerdeki halkların adaletine dayalı dönüştürücü çözümlerden dikkati uzaklaştıran iklim krizine yönelik her türlü sahte çözüme karşı çıkıyoruz. Tüm finansal projeler, şeffaflık, demokratik erişim, katılım ve etkilenen nüfuslar için gerçek fayda kriterlerine tabi olmalıdır.
- Mevcut çok taraflılık modelinin başarısızlığı ortadadır. Çevre suçları ve ölüm ve yıkıma yol açan aşırı hava olayları giderek yaygınlaşıyor. Bu durum, bu sorunları çözmeyi vaat eden ancak yapısal nedenlerine asla değinmeyen sayısız küresel konferans ve toplantının başarısızlığını göstermektedir.
- Enerji dönüşümü kapitalist mantıkla yürütülüyor. Yenilenebilir kaynakların yaygınlaşmasına rağmen sera gazı emisyonlarında bir azalma olmadı. Enerji üretim kaynaklarının yaygınlaşması aynı zamanda sermaye birikimi için yeni bir alan haline geldi.
7. Son olarak, kamu mallarının ve kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin, metalaştırılmasının ve finansallaştırılmasının halkın çıkarlarına doğrudan aykırı olduğunu teyit ediyoruz. Bu bağlamda, yasalar, devlet kurumları ve hükümetlerin büyük çoğunluğu, finansal sermaye ve ulusötesi şirketler tarafından azami kâr elde etme amacına hizmet edecek şekilde ele geçirilmiş, şekillendirilmiş ve tabi kılınmıştır. Devletlerin toparlanmasını ilerletmek ve özelleştirmeyle mücadele etmek için kamu politikalarına ihtiyaç vardır.
Şeklindedir.
Bu tespitlerinin karşılığı olarak ta tabii ki önerileri vardır. En önemli olanlarını özetle belirtirsek;
- Sahte piyasa çözümleriyle yüzleşmek; Hava, ormanlar, su, toprak, madenler ve enerji kaynakları halkın ortak malı olduğundan özel mülkiyet olarak kalamaz veya başkalarına verilemez diyorlar.
2. İklim çözümlerinin inşasında halkların katılımını ve liderliğini talep ediyor, atalarımızdan kalma bilgi birikimini dikkate alıyorlar.
3. Gıda egemenliğini güvence altına almak ve toprak yoğunlaşmasıyla mücadele etmek için halk tarım reformunun uygulanmasını ve tarımsal ekolojinin teşvik edilmesini talep ediyoruz. Halklar, dünyada açlığı ortadan kaldırmak için, işbirliği ve halk kontrolündeki teknik ve teknolojilere erişim temelinde, insanları beslemek için sağlıklı gıda üretmelidir. Bu, iklim kriziyle mücadelede gerçek bir çözümün örneğidir. Topraklar halkların eline geri verilmedikçe iklim adaleti mümkün değildir.
4. Yıkıcı yatırım projeleri, barajlar, madencilik, fosil yakıt çıkarma ve iklim felaketlerinin insanlara verdiği kayıp ve zararların adil ve eksiksiz bir şekilde tazmin edilmesini talep ediyoruz. Ayrıca, dünya çapında milyonlarca toplumu ve aileyi etkileyen ekonomik ve sosyo-çevresel suçlardan sorumlu olanların yargılanıp cezalandırılmasını talep ediyoruz.
5. Tüm çalışanların haklarını, insan onuruna yakışır çalışma koşulları, örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık ve sosyal koruma haklarını güvence altına alan adil, egemen ve halkçı bir geçiş talep ediyoruz. Enerjiyi ortak bir fayda olarak görüyor ve yoksulluk ve enerji bağımlılığının üstesinden gelinmesinin savunuculuğunu yapıyoruz. Ne enerji modeli ne de geçişin kendisi dünyadaki hiçbir ülkenin egemenliğini ihlal edemez.
6. Fosil yakıtların sömürülmesine son verilmesini talep ediyor ve hükümetleri, özellikle Amazon ve gezegendeki yaşam için elzem olan diğer hassas bölgelerde egemenlik, koruma ve onarımı içeren adil, halkçı ve kapsayıcı bir enerji geçişini hedefleyen fosil yakıtların yayılmasının önlenmesini sağlayacak mekanizmalar geliştirmeye çağırıyoruz.
7. Enternasyonalist bir taleple de Dünyanın bütün halkları, birleşin! Şeklinde de önerileri var.
COP31 Türkiye’de Düzenlenecek, !
COP31 için iki aday vardı. Bu adaylar; Türkiye ve Avustralya. İki aday da ev sahipliği için direndi. Türkiye’nin adaylığı uzun uzun tartışıldı. Uzun ve çekişmeli geçen tartışmalar sununda, Avustralya Başbakanı Albanese, ülkesinin İklim Değişikliği Bakanı Chris Bowen’ın COP Müzakereleri Başkanı olacağını, Türkiye’nin ise konferansa ev sahipliği yapacağını duyurdu.
Bu açıklamadan günler sonra ise; COP30 zirvesinde müzakereleri yürüten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31'in Türkiye'nin ev sahipliğinde ve başkanlığında yapılacak. Zirve için 196 ülke lideri Türkiye'ye gelecek.” dedi. Bu iki birbirinden farklı açıklamalardan sonra ilerleyen günlerde gerçeği birlikte göreceğiz.
Türkiye COP31’e Antalya’da ev sahipliği yapacak. Tarih ise muhtemelen Kasım 2026 olacak.
Onbinlerce kişinin katılacağı düşünülen ve iklim hedefleri konusunda, fikir birliğine varılması için aylarca diplomatik çaba gerektirecek bir etkinliğe hazırlanmak için artık sadece bir yıl var. Türkiye’nin; Müzakereleri yönetmek, yardımcı kolaylaştırıcıları atamak, taslak metni hazırlamak ve ön kararı yayımlamak için COP başkanlığının tüm yetkilerine sahip olacağı öngörülüyor.
Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek zirvede;
Yerel mücadeleler ağını oluşturmak görevlerimiz olmalı. İklim Adaleti Koalisyonu, Sinop NKP, Mersin NKP ve NKP- Türkiye kendi iç orga0nizasyonunu sağlamalı ve bunun için de diğer ekoloji grupları ile ortak çalışmayı hedeflemelidir.
Sinop NKP’nin bayrağı Zirve süresi boyunca Brezilya/ Belem etkinlik alanında hep asılı olarak kadı. Bayrağımızı Türkiye/Sinop’tan Brezilya/Belem’e götürüp orada görünür kılan sevgili Av. M. HORUŞ’a teşekkür ediyorum.

