"...........Yanlışlıkla mı oldu hatırlamıyorum kuluçka yatan kazın altında bir tavuk yumurtası kalmış ondanda civciv çıktı tabi. Kaz yavruları bilseniz ne kadar sevimlidirler. Sanki pamuk yumağı, kemik yok. Tabi o yumaklar yüzmeyi biliyor anneyle derenin göl haline getirilmiş bölümündeler. Zavallı civciv kenarda çırpınıyor. İki gün bu anomali nasıl düzelecek diye bakmış olmalıyım............."


Dayımın yanında sevgisiz ilgisiz kalmış olmamız, ablamın da derslerinin fazla olması kardeşimi ve kendimi koruma sorumluluğu taşımama bir yandan da öfkeye yöneltmişti beni.
Halamın benimle yaşıt kızı Şinas'la aynı sınıfta devam ederken bir gün öğretmen sınıfa girmeden benim defterimi yırttı. Öyle öfkelendim ki, öğle arasında arkadaşlarımı, Halamın evi ile Gazi İlkokulumuz arasındaki parkımızda Selvilerin arkasında saklanarak onu yakalamalarını öğütledim, onu dövecektim. Halamda iken her zaman oyun oynadığımız yerde Şinas bizi fark edip bağırınca halam kapıya çıktı ve ikimizi de çağırdı. "Ne yapıyorsun" diye beni azarlayınca , öfkeli öfkeli " peki sen kızının yaptıklarını biliyor musun" dedim. "Öğrenir ona dersini veririm, siz kardeşsiniz sarılın öpüşün bakalım " dedi. Denileni yaptık ve benim öfkem geçti gitti. Öfkem kadar affetmem de kolaydı çok şükür. Ama selvilerin arkasındaki arkadaşlarım heyecansız döndüler sınıfa..
Bir günde bir erkek arkadaşımı bir oyunda hile yaparken fark edip, "okul çıkışı beni bahçede bekle" dedim. Paydos zili çaldığında sınıfta oyalandığımı hatırlıyorum, sanki okulun boşalmasını bekledim. Nerdeyse bütün çocuklar gitmişti. Ama o arkadaşım gerçekten beni bekliyordu. O kadar saat öfkemi artarak tutmuştum olmalıyım çocuğu fena dövdüm. Vurduğumda çıkan sesler boş okul binasında yankılanıyordu, hala kulağımda. Hileye öfkeydi ama sanki hayata öfkeydi. Sanırım o gün eve döndükten sonra çekilmiş bir fotoğrafım var, güzelim beyaz yakalığım bir taraftan kopmuş sarkıyor.
Dayımın egoizmi ve dürüst olmayan yaklaşımları ile biten aile ilişkilerimiz nedeniyle ilkokulumun son iki yılında yine halamdaydık. Orada iken böyle şiddet içeren davranışlarımın olmaması, dayımda yalnız ve savunmaya hazır durduğumu anlatıyor bana. Ama hayatım boyunca problem çıkarmadım, çıkarandan da kaçmadım. Her zaman çok iyi savunma oyuncusu olduğumu düşünüyorum.
Yıl sonu yine köydeydik hey. Küçük küçük görevler veriliyordu ama yine de çok zamanımız oluyordu. Yanlışlıkla mı oldu hatırlamıyorum kuluçka yatan kazın altında bir tavuk yumurtası kalmış ondanda civciv çıktı tabi. Kaz yavruları bilseniz ne kadar sevimlidirler. Sanki pamuk yumağı, kemik yok. Tabi o yumaklar yüzmeyi biliyor anneyle derenin göl haline getirilmiş bölümündeler. Zavallı civciv kenarda çırpınıyor. İki gün bu anomali nasıl düzelecek diye bakmış olmalıyım. Sonra anneme dedim ki o civcivin annesi ben olacağım. Herkes gülümseme ile karşıladı ama nasıl olacağını bilmiyorlar. Civciv artık benimle. Gece kolumun altında vücut ısımla sıcacık yatıyor. 9-10 yaşlarında bir çocuk olarak uykuda dönüp onu ezmedim. Uykumda onun koltuğumda olduğunu biliyordum. Gün boyu peşimde, yorulunca önlüğümün cebinde. Güneşin altında oturup ona gölge yapıyorum o toprakta eşeleniyor. Buğday kırıntısı gibi gıda verirken kulak zarını kaldırıp Papatya -Papatya diye verdiğim ismi tekrarladım. Sakın, o bir kümes hayvanı demeyin. Büyüdükçe ismini öğrendi. Ses vermeyi öğrendi. Akşam olduğu zaman omzuma tünedi. Artık kümeste olması gerektiğini gösterdim ama hemcinsleri ile olmayı ret etti. Ona ayrı bir kafes yapıp gece ya evde ya tütün dizilen yerde muhafaza ettik. Kafesini nereye koyduğumu anlamak için seslendiğimde uzun bir gııık sesiyle cevap verdi. Etraftaki herkesin bizi şaşkınlıkla ve imrenerek izlediğinden eminim. Nefis bir yaz tatili sona ermişti. Biz üç çocuk çantalarımızla halama. Tabi Papat’yayı götüremedim.
İlk resmi tatilde 29 Ekim olabilir hemen köye . Annemler geldikçe soruyordum tabi, yabani tavuk gibi dolaşıyormuş ne kümes ne annemler. Tabi köyün çalışma hayatı içinde onunla kim ilgilenebilir. Varır varmaz avaz avaz Papatya diye sesleniyorum. Ne kadar zaman oldu bilmiyorum durumda bir gariplik var, annemlerde de ses yok. "Baba sen söyle Papatya nerede" dedim. Sevgimin boyutunu öğrenmiş olmalılar hemen söyleyememişler umudumun kırılmasını beklemişler sanırım. "Onu doğan( yırtıcı kuş) kaptı" dedi. O kadar ağladım ki babam nasıl sakinleştireceğini bilemedi. " O, zaten kahverengiydi, ben sana gerçekten papatya gibi bembeyaz ligorin (bir tavuk cinsi ) civcivleri alırım" dedi. O yaşımda hiçbir canlının başkasının yerini doldurmayacağını biliyor olmalıyım ki "o benim Papatyam olmaz ki o başka Papatya olur" dedim ve uyuyana kadar ağladım