"............Ablam Öğretmen Okulundaydı. Ben ortaokula başlayacak, kardeşim ilkokula devam edecekti. Bir gün en küçük kuzenim Esma siz yokken bu kadar ekmek almıyorduk demişti. Belki ablası Şinas ile köy okuluna gittiğimiz zamanı göre düşünerek fark etmiş küçük bir çocuktu ama bizde çocuktuk. Tek bir söz dünyamın yıkılmasına neden oldu............."
Köy Enstitülerinin son versiyonu Öğretmen Okulları sınavla da olsa köy çocuklarını alıyordu. Sinop’ta ise 1964 yılında açılan Sinop Kız Öğretmen Okulu ortaokulu bitirmiş olan ablam gibi birçok öğrenciyi sınava tabi tutarak almış, eğitim-öğretim yılına başlamıştı. Bu biz köy çocukları için çok önemli fırsattı. Köydeki İlkokulun uzaklığı yüzünden, Babaannemle- Kaytuk Ayşe’si, Halam, Dayım ve devamla Halamda okuyabilen üç kardeş böyle yatılı okul olmasaydı muhtemelen meslek sahibi olamayacaktık.
İlkokul beşinci yani son sınıfımda köy okullarından öğrenci alınacağı duyulduğu için o yılın son üç ayında köyümüz İlkokuluna nakil istedi babam. Halamın benimle yaşıt kızı Şinas içinde. Yine okulun uzaklığı yüzünden köydeki evimizden yani anne ve babamın yanından okula gidip-gelemedim. Okula yakın Tiryaki Mahallesinde oturan annemin halasında kaldık. Akrabalık ne kadar önemli ve güzeldi. Harika bir durum daha vardı Annemin Halasının kızı Hamidiye Ablam Trabzon-Beşikdüzü Kız Öğretmen okulundan mezun olmuştu ve Köyümüz Yaykıl İlkokulunda öğretmendi. Sabahleyin birlikte okula yürüyorduk. Ama bizim öğretmenimiz Fatma öğretmendi.
O zamanlar ilkokuldan mezun olmak bile sözlü mezuniyet sınavı ile oluyor ve okulun tüm öğretmenlerin de katılımı ile yapılıyordu. Köy okulunda bile eğitim kaliteliydi. Efendi efendi tüm öğretmenlerin sorusuna açık, sözlü sınavla mezun olabiliyorduk. Mezuniyet sınavıma girdiğimde, okulumuzun bir öğretmeni ve Okul Müdürü, yakın geçmişte Gerze Belediye Başkanı iken ölen kuzenim Recai Kuruoğlu’nun babası İrfan Öğretmende vardı. Köy Enstitüsü mezunuydu. Sınavda hiçbir soruya yanlış bir cevap verdiğimi hatırlamıyorum. İrfan Öğretmen benim bilgiçliğime karşılık her şeyi bilemeyeceğimi mi öğretmek istemişti yoksa o zaman dan öğrenmem için miydi, bana soru sordu. ‘Topraklarında güneş batmayan ülke hangisidir?’ Çok utandığımı ve yüzümün kıpkırmızı olduğunu hatırlıyorum. Çünkü bilmiyordum. Ama sınav salonundan çıkmadan söyledi.’ İngiltere! çünkü doğudan batıya birçok ülkeyi sömürgesi haline getirdiği için batıda güneş batarken doğudaki sömürgelerinde güneş doğuyor’ sömürgecileri de öğren kızım demişti.
Nedenini hatırlamıyorum ama Öğretmen Okulu Sınavlarına alınmadık.
Ablam Öğretmen Okulundaydı. Ben ortaokula başlayacak, kardeşim ilkokula devam edecekti. Bir gün en küçük kuzenim Esma siz yokken bu kadar ekmek almıyorduk demişti. Belki ablası Şinas ile köy okuluna gittiğimiz zamanı göre düşünerek fark etmiş küçük bir çocuktu ama bizde çocuktuk. Tek bir söz dünyamın yıkılmasına neden oldu.
Eniştemi kaybettikten sonra örgü ile geçim sağlamakta zorlanmaya başlamış olan halam babamdan daha büyük destek istemiş olmalı. Arazilerimizin bir bölümünde onlar için ayrıca tütün diktiren babam yazları halam ve çocuklarını köye çağırıyor hep beraber ve çalışan işçilerle hepimizin tütünü diziliyor, yaz sonu okul için biz ilçeye dönüyor, tütünün bitmez diğer işleri babam, annem ve işçilerle tamamlanıyor, tütün tekele satılıyor ve halamın payı halama veriliyordu. Buna rağmen halam örgü örmekte de zorlandığı için eniştemin yangın sonrası devletin yaptırdığı bahçeli ve blok şeklinde evlerin çift katlı olanlarından bir de yangın evi vardı. Halam satmak istemiş, babam satın almak yerine halamın tütün hakkını büyüterek evi kullanmaya karar vermişti. Bizde öğleyin halamda yemek yemek kaydı ile söz konusu evde kalmak için babamla anlaştık. İki çocuk müstakil bir evde kalacaktık. Üstelik ördeklerim de vardı.
O yaz annem gurk tavuğun altına ördek yumurtası koymuş, civcivlerle birlikte 4 ördek yavrumuz çıktı yumurtalardan. Evimizin önünden ve arkasından geçmekte olan dere ve öndeki derenin genişletilmiş bölümü, kazlar için olduğu gibi ördekler için de harika göldü. Bu defa ördek yavruları suya atlayınca anne tavuk yavruları için kenarda çırpınıyordu. Kimse ilgilenmiyordu ama ben bunun anneye eziyet olduğunu anlamıştım. Ördek yavrularını ayırdım kısa sürede onları unutan anne tavuk civcivleri ile mutlu eşinmeye başladı. Ördek yavrularının biri sapsarı-Sarıçıfıt, diğer üçü sanki üçüz gibiydi. Siyahlı beyazlı alacalı ama ayaklarında bile aynı yerde aynı beyazlık vardı. Hepsinin sırtında kare köşelerine konmuş gibi dört beyaz nokta vardı. Birbirinden ayıramadığım bu üç yavruya da dört benliler ismini koymuştum. Artık anneleri bendim yüzerlerken bekliyor sonra birlikte dolaşıyorduk. Eve geldiğimde onları da hayat dediğimiz bütün odaların açıldığı bölümde yanımda tutuyor canları sıkılmasın diye leğende su bulunduruyordum. Yavrum gölde dalar gibi dalıyor, çıkma hamlesi ile kendilerini kilimin üzerinde buluyorlar, orada olan herkes için çok eğlenceli tablo oluşturuyorlardı. Bazen sinek yakalayıp biraz yüksekte tutuyor Sarıçıfıt’ın atlayıp sırt üstü düşüşü ile herkesi güldürüyordum. Dışarda göl içinde iseler herkes seyretme fırsatı arıyordu onları. Popoları dışarda çay kaşığı gagaları ile su içinde ki gıda arayışlarını bütün çocukların seyretmesini isterdim. Doğamız çok güzel ve ben kendini anne sanan çocuktum. Bir gün dere kıyısında çay kaşığı gagaları ile şapır şapur uğraşırlarken derenin yukarısına doğru gittiler, gözden kayboldular. Bende bekliyorum tabi. Bir süre sonra Dörtbenliler bağrışarak suyun akışı ile geliyorlar. Bir şey var ! Sarıçıfıt ! Yukarı doğru koştum. Kıyıda karga onu sırt üstü yatırmış ve bağırsaklarını çekiyor. O gün duyduğum ıstırabı aynı zamanda karnımın acısını, çünkü onun karnı çok acımıştı, bugün bile tarif edemem. İkinci çocuğumu kaybettim.
Dayımda kaldığımız zaman kardeşimden büyük olduğumu ve onu korumak zorunda olduğumu anlamıştım zaten. Bir de civcive ve ördek yavrularına annelik yapmıştım. Artık iki kardeş kalabilirdik. Kalacağımız eve ördeklerimizle geldik. Onlar banyoda oldukça sıkıntılı kısa bir süreç yaşadık ve annem merkezin kıyısında bağda oturan, tarlası olan küçük halamın bakacağını söyledi oraya götürdük. Evimize döndük. Ortaokul birinci sınıfa giden küçük ama koca yürekli bir kız evi çeviriyordum.
