".......... Kollarımı birleştirerek ulaşabileceğim daire kadar büyüklükte iki ya da üç kalkan balığının mutfak tezgahında sıçradığını görür ama nefes alamıyorlar diye mutlu olamazdım. Zaman zaman annem, farklı zamanda babam ziyaretimize gelirlerdi. Kuzenlerimde yenge ve dayılarını çok severlerdi. Aile tamamlanmış gibi birlikte sevinir ve birlikte kudurur çekilmez olurduk. .............."
İkinci Okul yılım ve ablamın 5. yılı yine halamdayız ama evimizdeyiz. Köy yazlık, halamın evi kışlık gibi. Halamın evde olan 3 kızı ve biz iki kız kardeş. 5 kız çocuk. Eminim Halamın sabrını sonuna kadar zorluyorduk.
Eniştemin alkol alışkanlığı vardı ama ailesini hoş tutardı. En ufak bir tartışmaya tanık olmadım. O yıllarda her şey yöreseldi. Halam Cuma günü (Gerze’nin pazarı hala Cuma günü) pazara gider aldıklarını büyük bir siniye (sini-etrafında bir çok kişinin oturup yemek yiyebileceği büyük tepsi) döker yine pazara gider bu defa getirdiklerini ikinci tepsiye döker sonra mutfak dolaplarına yerleştirirdi. Köyde, evet sofra da ya da ahşap sini ayağı üzerine sini koyarak yemek yerdik. Halamda masada yerdik. İlçemizde mobilyanın bilinmediği o tarihler için çok lüks eşyalı bir evdi çünkü büyük baba kaptandı ve eşyaları Rusya’dan getirmişti. Mutfağımız köydeki duruma göre daha düzgün çalışırdı. Pazardan yerel ürünler alındığı gibi nakliyenin zor olmasına rağmen güneyden gelen narenciye kasa ile alınır, hepimize sayı ile bölüştürülür herkes komodinine koyardı. Her şey boldu Denizlerimizde zengindi. Kollarımı birleştirerek ulaşabileceğim daire kadar büyüklükte iki ya da üç kalkan balığının mutfak tezgahında sıçradığını görür ama nefes alamıyorlar diye mutlu olamazdım.
Zaman zaman annem, farklı zamanda babam ziyaretimize gelirlerdi. Kuzenlerimde yenge ve dayılarını çok severlerdi. Aile tamamlanmış gibi birlikte sevinir ve birlikte kudurur çekilmez olurduk. Babamın da ablasını sevdiğini anlamıştım, hatta mantıklı açıklaman yoksa ikna etmenin mümkün olmadığı, doğru bildiğini yapan babamın ablasının sözünü dinlediğine tanık oldum.
Bizimle ilgili yapılacak şeyleri, alınacak ayakkabıları, kumaşları, diktirilecek terziyi bitişik komşumuz Memiş Ayşesini bile o işaret ederdi. Hatta alışverişimize refakat ederdi. Kısa sürede büyürler diye her şeyin hatta ayakkabıların bile biraz büyük alınmasını sağlardı. Yıllar sonra halama "ayağımın taraklı olmasının sebebi sensin, büyük numara giydirdin ayaklar yayıla yayıla böyle oldu" demiştim, birlikte gülmüştük.
Eniştemin alkol alışkanlığının ailesine yine de zararı olmuştu. İşinin muhteşem olmamasına rağmen harcamaları standardımızı düşürmeye başlayınca halam " ne yapabilirim" diye kafa yormuş olmalı ki örgü makinesi aldırdı ve evde triko örmeye başladı. Bütün gün sipariş veren, siparişini alan müşterileri ile meşgul olmasına rağmen ne şefkatinde ne hizmetinde hiçbir değişiklik olmadı. Sanırım bizi kontrol etmekte güçlük çektiği zamanlar korkunç hikayeler anlatır bizde korkudan mum gibi otururduk. Ölüden ve mezarlıktan o kadar korku duydum ki yıllar yıllar sonra yenebildim.
Köyde muhakkak ki çok iş olurdu. Çalışanlarımızda olurdu ama annem kadar çalışkan insan görmedim hayatımda. Biz bebekken bile sarılıp okşamaya fazla zaman bulamamış olmalı. Hala ne yakınlarıma ne en sevdiğim arkadaşıma bile sarılmak içimden gelerek yaptığım davranışım değildir. Otoritesinden ürktüğüm babam inatçılığıma kızmasına rağmen "keçi kızım" diye sarılır öperdi. Şimdi düşünüyorum da kendi de inatçı olduğu içindi sanırım. Ama ikisi de hiç korku öğretmediler. Sadece babam "erkek çocuk hamallık bile yapabilir kızlar mutlaka okuyup meslek sahibi olmalı, eğer okumazsanız köyde oturacaksınız size koyun sürüsü alacağım artık nerede otlatırsanız" derdi. Tabi bizim için ciddi bir tehditti. Koyunlar için geniş meralar yukarı köylerdeydi. Tehdit işe yaramış olabilir ama en önemlisi eğitim sistemiydi. Köy çocukları için Öğretmen Okulları vardı. Köy Enstitülerinin son kırıntısı.
