"............En düşük emekli aylığına sadaka verir gibi zam yaparken bütçeye ne kadar yük getirdiğini de söylemeden duramıyorlar. Ülkenin ekonomik durumundan seni sorumlu tutuyorlar. Sen “evime hırsız girdi” diye şikâyet ederken aslında ne yapıyorsun biliyor musun? Evinin içindeki hırsız dolaşıp seni soyuyorken gözlerini kapatıyorsun, hırsızın soygunu bitirip gitmesini bekliyorsun.............."


Tüm yaşamın boyunca görmediğin zulmü görüyorsun.

Çalışırken, üretirken kaybettiğin tüm değerlerden kalanlar da emekliliğinde elinden alınmaya başlanmış. Çalışırken elindeki değerleri korumak için örgütlenmeye ihtiyacın vardı.

Örgütlenmedin.

Kamu emekçisi olarak sendikal mücadele içinde olmadın. Veya işçi olarak sendikana sahip çıkmadın, seni sömürmelerine izin verdin.

Senin emeğini sadece sermaye sahipleri, patronlar sömürmedi. Devleti yönetenler, 80 yıldır siyasi iktidar olanlar da sömürdü.

Ses etmedin.

Halen sömürülüyorsun yine sesin çıkmıyor.

Artık kahve köşelerine bile gidecek gücün kalmamış. Bir arkadaşın yanına gelir de bir çay söyleyemem korkusu ile parklarda, banklarda oturup vakit geçiriyorsun. Bayramlar gelsin istemiyorsun, çünkü torunlarına verebilecek harçlık yok cebinde. Olanlarda konfor sayıyorlar bugünleri sesleri çıkmıyor.

Ya yarın? Zaman çabuk geçiyor, farkında değil misin?

Devletini yöneten siyasi iktidarlar seni yok sayıyorlar, “ne kadar uzun yaşıyorlar” diyorlar senin için. “Emekli maaşınızı aldığınıza şükredin” diyorlar.

En düşük emekli aylığına sadaka verir gibi zam yaparken bütçeye ne kadar yük getirdiğini de söylemeden duramıyorlar. Ülkenin ekonomik durumundan seni sorumlu tutuyorlar.

Sen “evime hırsız girdi” diye şikâyet ederken aslında ne yapıyorsun biliyor musun? Evinin içindeki hırsız dolaşıp seni soyuyorken gözlerini kapatıyorsun, hırsızın soygunu bitirip gitmesini bekliyorsun.

Senin hiç mi kabahatin yok bu düzenin oluşmasında?

Yani sütten çıkmış ak kaşık değilsin sevgili emekli dostum, arkadaşım, çilekeş yoldaşım. Yani biraz da Nazım Hikmet’in dediği gibisin kardeşim;

“Akrep gibisin kardeşim,

Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,

Serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,

Midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibisin

Korkunçsun, kardeşim.

Bir değil,

Beş değil,

Yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,

Gocuklu celp kaldırınca sopasını

Sürüye katılıverirsin hemen

Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlûkusun

yani,

hani şu derya içre olup

deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.

Ve bu dünyada, bu zulüm

senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan

içindeysek eğer

Ve hala şarabımızı vermek için üzüm

gibi eziliyorsak

kabahat senin,

-demeye dilim varmıyor ama-

Kabahatin çoğu senin, canım

kardeşim.

Yani bu kabahatten kurtulmak istiyorsan örgütleneceksin arkadaşım. Çalışırken yapmadığın, yapamadığın örgütlenmeyi şimdi yapacaksın. Kaybedecek neyin kaldı? “Bir ayağım çukurda” deyip yaşayamazsın aç-susuz, sıkıntı içine. Daha yapacak çok şeyin olduğunu unutma, çünkü nefes alıyorsun. 17 milyon arkadaşın, kardeşin, yoldaşın var. İstersen dünyayı değiştirebilecek güce sahipsin.

Haydi, bir yerden başla artık. Emekli sendikan da var. Üye ol, hakkını ara, haklarını koru, TOPLU SÖZLEŞME hakkını al. Anayasal ve yasal hakkın, senin sendikalı olmak, TOPLU SÖZLEŞME yapmak. Aksini söyleyenlere inanma, yalan söyleyecekler sana.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demişler atalarımız.

Bak, DİSK/Devrimci Emekliler Sendikası olarak “emeklilerin ve emekçilerin hakları için NÖBETE BAŞLIYORUZ!” şimdi.

Sensiz bir kişi eksiğiz emekli dostum, gel katıl bizlere, güç ver. İnan ki, ancak birlikte kazanabiliriz.

EY EMEKLİ ARKADAŞIM DAHA NE BEKLİYORSUN?