".............En büyük keyfim hayvanlarla olmaktı. Evimizin önünden ve büyük sebze ve meyve bahçemizin alt kenarından da dere geçiyor olması muhakkak topraklarımızı bereketli yapıyor aynı zamanda çeşitli hayvanlar beslememize imkan veriyordu. Tavuklar olduğu gibi ördekler ve kazlar vardı. Babam öndeki derenin bir bölümünü genişlettirip göle çevirdiğinde mandalarımız da olmuştu ve onlar gölde yatarak zaman geçirirdi. ........."
Babaannemin vefatı sonrası büyük halamda ikinci dönem eğitim öğretim yılını geçirmek bir yandan da eğlenceliydi. Halamın 4 kızı vardı. En büyük kızı Sevgi Ablam çocuğu olmayan amca Haşim Tarı’ya evlatlık değil sadece evlat sevgisini tatması için verilmişti. Diğer üç kızın büyüğü Şeniz Abamla ablam arasında küçük bir yaş farkı, onun küçüğü Şinas ile ben yaşıt bir de bizden birkaç yaş küçük Esma. Tam şenlikti. Yaşıtımla aynı sınıftaydım.
Okuldan gelince acıkmış olup akşam yemeğini bekleyemeyeceğimizi bilen halamın hazırladığı aperatifleri yer, evin karşısındaki Servilik oyun alanımıza koşardık. Servilik aslında mezarlıktı. Servi Türk Kültüründe gökyüzü ile yer altı dünyası arasındaki bağlantıyı temsil eden gökyüzüne uzanan Hayat Ağaçlarından biridir. Tarih hafızasına o zaman da değer vermeyi bilmiyor olmalıyız ki hazır ağaç var diye mezarlığı park yapmışız. Yemek zamanı Halamın çağrısı duyulur ve neşe ile eve gelip masa başında toplanılırdı.
Halam derslerimizle de ilgilenirdi. İkinci yarıyıl da okuma yazmayı öğrenmiş olmamız gerekiyordu. Halam tek kitabımızı açtı başlığını okudu ben su gibi devam ettim. Yaşıtım Şinasi harfleri birbirine çattırıp ta bir kelime okuyana kadar, ben metin okuyorum. Başka sayfa, başka sayfa, ben devam ediyorum. Halam şaşkınlık içinde sayfayı karıştırdı ben farklı bir şey okudum. Aslında daha okula gitmeden Türkiye haritasını ezberlemiş olan ben, öğretmen bize okuyunca başlıklara göre metinlerimizi ezberlemişim, sayfa karışınca farklı bir metne devam ediyorum yani ben de harfleri çattıramıyorum henüz…..
Yine de sınıfımızda düzgün okuyabilmeyi ilk önce ben başardım. Bu benim zekamdan değil yıllar sonra öğretmen okulunda öğrendiğim 'bütünden-parçaya' öğrenme yöntemi nedeniyle olmuş. Öğretmenlerimize öğretilmemiş bu yöntemi ezberlemeyi öğrenmiş olduğumdan kendiliğimden bulmuşum. Bu günüme bakınca ezberlemek ne kelime, bildiklerimi de unutuyorum.
Okul tatili ve tabi eve asıl olan köye gidiş de harikaydı. Halamın çocukları ve küçük halamın çocukları da zaman zaman köye gelir 8-9 çocuktan eksik olmazdık. Köyde babam ve gelmişlerse, halamlar hem oynamamıza izin verir hem gücümüzün yeteceği işleri yaptırırlardı. Yazın tütün işçiliğimiz başlardı.
En büyük keyfim hayvanlarla olmaktı. Evimizin önünden ve büyük sebze ve meyve bahçemizin alt kenarından da dere geçiyor olması muhakkak topraklarımızı bereketli yapıyor, aynı zamanda çeşitli hayvanlar beslememize imkan veriyordu. Tavuklar olduğu gibi ördekler ve kazlar vardı. Babam öndeki derenin bir bölümünü genişlettirip göle çevirdiğinde mandalarımız da olmuştu ve onlar gölde yatarak zaman geçirirdi. Dere boyunca ve göl boş olduğunda kazlar ve ördekler, hele onların yavrularının kafaları suyun içinde daldırıp araştırma yaparken popoları havada görüntüleri gerçek bir görsel şölendi.
Sadece keyif değildi, sanırım hala en güçlü duygum olduğuna göre büyük bir merhamet duygusuydu. Sabahleyin akranlarım gibi kan uykusunda iken bile ve evin ikinci katında uyuyor olmama rağmen annesinden ayrı düşmüş civcivin cik..cik feryadını duyar pijamalarımla aşağı koşar onu annesi ile buluşturur döner tekrar uyurdum. Bugün 'algıda seçicilik' olarak ifade edilen hassasiyet başlamıştı demek ki. Mehmet Dayım Çift sürerken öküzlere ya da mandalara üvendire ( uzun ince sopa) ile vurursa ya da, ucundaki nodulu batırırsa (kalın iğne- küçük çivi) ne yapıyorsun diye bağırır, iş bitiminde onları okşayarak acılarını hafifletmeye çalışırdım.
Merhamet içinde sevgi, empati ve sorumlulukla yaraları sarmak barınıyor sanırım.
