".....Bir gün kardeşim okuldan ateşli ve kırmızı döküntüleri olarak geldi. Yengem oturduğumuz odaya yer yatağı serdi güya göz önüne ve soba yanına almıştı . Ertesi gün bende aynı şekilde geldim. Bana da bir küçük yatak atıldı iki kardeş yatıyoruz ama bir sıcak çorbamız bile yok. Kardeşim ağırlaştı giderek kendini kaybetti. Bende ağırlaşmaya başlamışım. Kapı çok kuvvetli vurulduğu için duyabildim kalkıp açabildim. ......"
İlk Okul yıllarım yani 60 lı yıllar da cep telefonu yok, televizyon yok sabit telefon bile yok ama büyüklerde komşuluk- sohbet, biz çocuklarda arkadaşlık- bol oyun herkes mutluydu. Bütün mahalleler ve bütün sokaklar bizimdi. Nerede üç beş arkadaş bir araya gelsek sek- sek, yakar top, yağ satarım- bal satarım, saklambaç oyunu kurulur özgürce oynanırdı, araçsız trafiksiz. Hele yılbaşı geceleri muhteşem olurdu. Ortada para olmadığı halde tombala, fırdöndü gibi oyunlar, neşe- çığlık içinde oynanırdı. O günleri düşündüğümde bu günkü çocuklarımıza üzülüyorum. Sokakları yok, bulunabiliyorsa birkaç oyunu hazır parklar. Oraya da sadece arkadaşları ile gönderilme ihtimali zayıf.
Tabi bazen inişler çıkışlarda oluyor hayatımızda çocukta olsak. Annemin en büyük erkek kardeşi Nurettin Dayım İlçede dedem ile yangın evleri yapımında başlayan inşaat işlerine devam ediyor, evlenmek istiyormuş ama babasına söyleyemiyormuş. Babamdan yardım istemiş. Babam da eh enişte olarak yardım etmek istiyor. O sıralarda babam annesi akrabamız olan Prof. Dr. Ali Uras’ın babasından, asker olduğu için Kumandanın yeri denilen 40 dönümlük araziyi yeni satın almıştı. Tarla, şimdi hatırladıklarımla tarihlemem mümkün değil ama eski bir yerleşim yeri idi. Çünkü arazi bütün olarak yapı döküntüsü taşlarla kompoze olmuştu. Taşların toplanması ve toprağın ortaya çıkarılması sırasında mezar odaları ve epeyce sayıda madeni kap kacak bulunmuştu. Babam araziyi tarıma elverişli hale getirmek için bunu yapacak kişiler ararken dayım bu duruma fırsata çevirdi. Çalıştırdığı inşaat işçileri ile uygun bir bedelle araziyi temizleteceğini, evlenmesi halinde ablasının çocuklarını da yani bizleri yanından okula göndermek, her şeyleri ile ilgilenmek istediğini söyleyerek hem işi aldı hem evlenmesine yardımı zorunlu hale getirdi.
Babam ve annem dayımın evlenmeyi arzu ettiği kızı istediler, geleneksel yollar yürünerek düğününü yaptılar. Kısa süre sonra Eğitim Öğretim yılı başladığında dayım bizi yanına aldı. O yıl erkek kardeşimde okula başlıyordu. Yeni evli dayım üç çocuğu birden hararetle yanına istemişti. Ancak arazinin tarla haline getirilmesi hiçte uygun bir bedelle olmadı. Dayım babama açık ifade ile güzel bir kazık atarak düğününü yaptırdığı gibi uzun sürelik geçimini sağladı. Kasırga gibi esebilecek babam anneme sevgisinden olmalı bizim orada kalışımıza sabır gösterdi.
Dayımın yaptığına rağmen maddi olarak yük etmedi bizi asla. Kışlık iaşemizi aldı, dönem dönem ödeme yapmak üzere alış-veriş yapacağımız bakkal-kasap planladı. Dayımlara sadece sebze- meyve ve ekmek almak kalıyordu. İş hayatında dürüst olmayan yöntemler izlediği anlaşılan dayım şansa bakın ki gerçekten kendine uygun eş seçmişti. Meyve sebzeyi onlar aldıkları için meyveler yatak odasına çıkıyordu biz görmüyorduk. Zeytinyağı bizdendi içinde yüzecek kadar az fasulye ile yemek pişiyordu. Hala her zeytinyağlı fasulye yediğimde hatırlarım. Yengemin dayıma iyi hizmet ettiğini ama bizimle ilgilenmediğini de hatırlıyorum
Annemden bin bir zorlukla ayrılan ve gece altını ıslatan kardeşimin pijamalarını ve çarşaflarını, zorunlu olarak birden büyümüş olan ablam her gün yıkıyordu. O yıllarda tam gün olan okuldan çıkışımız ikindiyi buluyor geldiğimizde yengemizi evde bulamıyorduk. Bazen saatlerce kapı önündeki yaklaşık otuz cm yükseklikte bir metre karelik giriş betonu üstünde oturup yengemi bekliyorduk. Bazen mahalle arkadaşlarımızla oyun oynuyorduk. Benim beton üzerinde derslerimi karıştırdığım bir gün kardeşim komşumuz Oduncu Recep’in oğlu ile oynuyorken ağlayarak yanıma geldi. Neden anlaşamadılarsa döğüşmüşler onun canı acımıştı. Orta okuldan daha geç gelen ablam yoktu. Demek ki büyüklük bana düşmüştü. Öfkeyle koşup bende onu dövdüm ve nasıl denk geldi ise kafasını duvara vurdum. Yıllar sonra Gerze de karşılaştığım genç bir adam abla beni hatırladın mı ? Ben Oduncu Recep’in oğlu dediğinde çok utandım. O hatırlıyor muydu bilmiyorum ama sadece a deyip hatır sordum
Bir gün kardeşim okuldan ateşli ve kırmızı döküntüleri olarak geldi. Yengem oturduğumuz odaya yer yatağı serdi güya göz önüne ve soba yanına almıştı . Ertesi gün bende aynı şekilde geldim. Bana da bir küçük yatak atıldı iki kardeş yatıyoruz ama bir sıcak çorbamız bile yok. Kardeşim ağırlaştı giderek kendini kaybetti. Bende ağırlaşmaya başlamışım. Kapı çok kuvvetli vurulduğu için duyabildim kalkıp açabildim. Gelen annemdi. Genellikle Cuma günleri köyün ve bizim ihtiyaçlarımıza bakmaya geliyordu ama o gün sadece bize bakmaya gelmişti. Onunla odaya dönünce onun çığlığı ile fark ettim. Sobadan ateş sıçramış yatağın biri tutuşmuş, oda duman ve yatağın köşesi alevler içinde, kardeşim baygındı. Kapı vurulmasa bende uykuda olacaktım ve bugünkü hikayeler yaşanmayacaktı. Annem yangını önledikten ve bizi kendimize getirdikten sonra ilçenin iki cipinden birini kiralayarak bizi köye taşıdı. Ağır ve birimiz daha ağır kızamık geçirmiştik. Ama iyileşip dönüp yılı orada bitirdik. Yıl bitti dayı-yenge macerası ve anne- babamın sabrı bitmişti.
