Kitabın Yazarı: Fikret BİLÂ (Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Baskı- Eylül 2022, 270 Sayfa)

Gazeteci Yazar Fikret Bila’nın Cumhuriyetimizin son yüz yılında nasıl bir Karşıdevrim ile karşılaştığını üç bölüm halinde anlattığı kitap, aynı zamanda yüz yıllık bir yakın tarihin de özeti gibidir. Bu nedenle hem okurken bilgilerimizi tazelemek hem de en baştaki ile en sonraki karşıdevrim çıkışları arasındaki benzerlik ve ilişkileri anlamak açısından çok yararlıdır.

“Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı sonrasında, 1923 yılında kurduğu, demokratik bir rejime kavuşturmak istediği laik Türkiye Cumhuriyeti devleti ile 100. Yaşına giren Türkiye Cumhuriyeti Devleti aynı devlet midir? Hayır, aynı devlet değildir” diyerek giriş yapıyor yazarımız ve ekliyor; “100 yıllık Cumhuriyet’in siyasal tarihi, demokratik, laik, sosyal hukuk devletine dönüştürmeye çalışan akımlarla, siyasal İslamcı bir din devletine dönüştürmek isteyen siyasal akımların mücadelesi tarihidir” diyor.

Atatürk’ün yeni devleti ve toplumu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak yolunun “aydınlanma ve sanayi devrimi yolu” olduğunu, amacına üç temel devrim olarak anılan, tarih sırasıyla “saltanatın kaldırılması, cumhuriyetin ilanı ve halifeliğin kaldırılması” ile ulaştığını okuyoruz. Bunlar günün koşulları ve siyasi yapısı nedeniyle tek tek, bazen erteleyerek ve sonunda günü geldiğinde uygulanacaktır. “Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne devrimlerin kazandırdığı üç temel nitelik; ulus-devlet, laik-devlet ve üniter devlettir.”

“Atatürk’ün ulus anlayışında ırk ve din yoktur. Ortak tarih, ortak vatan, ortak kültür vardır” ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk denir.” “Ne mutlu Türküm diyene” sözüyle bu tanım çok uyumludur. “Ne mutlu Türk olana” demeyerek halkı etnisitelere dayandırmaz. “1924 Anayasası’nın 88. Maddesindeki Türk tanımına da anlayış şöyle yansıtıldı: “Türkiye halkına, din ve ırk ayırt edilmeksizin, vatandaşlık bakımından Türk denir.” Aynı zamanda “uluslaşmak, demokratikleşmek, sanayileşmek için de laiklik olmazsa olmaz koşuludur.”

Atatürk demokrasiye inanan biriydi. Ama temel ilkelerinden asla taviz vermeden ülkeyi daha iyi kalkındırabilecek muhalif görüşlere yer vermeyi çok istedi. Her denemesinde kurulan partiler hızla kolay oy kazanma yolu olan dine ve etnikçiliğe sarılınca, demokrasi ve laikliği yok etmeye uğraşınca, bu uğurda karşıdevrim, ayaklanma yapmayı deneyince gereğini de yapacaktı.

En çok tartışılan konulardan biri, Cumhuriyet Döneminde ‘Güçler Birliği’nin olmasıdır. Savaş yönetimi dahil her şeyi TBMM içinde yapan Atatürk, meclise olağanüstü bir yetki veriyordu. O süreçte TSK hem savaşı yöneten, kazanan hem Mecliste ülkenin kuruluşunu yapan kişilerden oluşuyordu. Bu nedenle Ordu-Meclis ayırımı zordu. Ordu, yasalarda yazmasa bile kurulan Cumhuriyetin koruyucusu ve bekçisiydi.

1940-1954 yılları arasındaki daracık zamana sığan, eğitimde dünyaya örnek olacak Köy Enstitüleri’nin kuruluşu da kapatılışı da “kişiye göre” değil, o günün iç ve dış koşullarına göre değerlendirilmek zorundadır. Bu enstitüler ve mezunları, yaptıkları işlerle öncelikle toprak ağalarını çok rahatsız edecekti. “Nitekim ağaların, aşiret reislerinin desteklediği DP tarafından önce Köy Öğretmen Okullarına dönüştürülen Köy Enstitüleri 1954 yılında kapatıldı.”

Bir yandan da Türkiye demokrasinin gereği çok partili döneme geçmeye çabalıyordu. İnönü, istese koltuğun asla bırakmayabilirdi. Ama devrimler öyle yapmasını emrediyordu. “Önünde iki seçenek vardı. Ya parti- devlet düzenine devam ederek daha otoriter bir rejim kuracak ya da demokrasiye yönelecekti. İnönü ikincisini seçti ve Türkiye’yi çok partili hayata geçirdi.” İşte karşıdevrimin en önemlilerinden biri olan DP dönemi ve çok partili yaşama geçilmesinde, demokrasi ve laikliği içselleştiremeyen, kafaları halen padişahlık ve din devletinde olanlar, canlarına da mal olacak hamlelerini yapacaklardı.

1961 Anayasasıyla “Kuvvetler Ayrılığına dayanan çoğul demokratik sistem 27 Mayıs sonrasında Türk siyasetine sosyalist solun legal olarak girmesini” sağlayacaktı. Kitapta bundan sonraki yirmi yıllık süreç, yani önce 1971 ve peşinden 1980 darbelerine nasıl gelindiği anlatılmaktadır.

“Karşıdevrim Yoluna Döşenen Taşlar” başlığında 12 Eylül 1980 dönemi ve getirdikleri, PKK ve Laiklik karşıtı İslamcı akımların yükselmesi ve AKP’nin iktidara gelişini anlatıyor. PKK, ülkemizde Kürt etnisitesine göre kurulan partileri kontrol altında tutmaktaydı. “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ulus-devlet ve üniter devlet niteliğine karşı yapılan Kürt isyanlarının devamı olan PKK’nın terör ve şiddetle başlayıp siyasallaştırdığı akım Güneydoğu’da seçimlerde yerel iktidar konumuna gelmiş durumdadır.”

“Laik devletin tasfiyesi” adı altında devletin tüm kurumlarının nasıl iktidarın istediği hale dönüştürüldüğü anlatılmaktadır. Biliyoruz ki, “Cumhuriyet tarihi, bu yönüyle, laik cumhuriyeti savunan siyasi akımlar ve devlet kurumlarıyla, laiklik karşıtı İslamcı akımlar arasında geçen mücadele tarihidir.” Bu dönemin en önemli kırılma noktası, askeri vesayete karşı görünüp laikliği ve demokrasiyi yok etme hedefiydi. “AKP’nin askeri karakterli üçlü vesayeti hedef almasının nedeni, ‘Cumhurbaşkanlığı-TSK- Yüksek Yargı’nın laikliği koruma işleviydi. İslamcı partileri bu üçlü vesayet sistemi kapatıyordu. (...) AKP’nin sorunu buydu.” Sonrasında 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi yaşanacak, AKP bundan sanki hiç ilişkisi yokmuş(!) gibi “Aldatıldık” diyerek sıyrılacak ve Allah’tan af dilerken hukuktan gık çıkmayacaktı! Artık İslami devrim tamamlanabilirdi. Bunun için; “Şartlardan birincisi, halkın %40’ının desteğini elde edilmesi, ikincisi ise Müslüman olan veya olmayan dış devletlerin içerisindeki cemaatlerden siyasi ve ekonomik yardımın sağlanmasıdır.” Tamamlayıcı faktör de TRT’nin ele geçirilmesi ve basın özgürlüğünün yok edilmesiydi.

Durumumuz budur; kurtuluş ise “Demokratik ve laik cumhuriyet” yeniden kurulduğunda Türkiye, Atatürk’ün gösterdiği gibi akıl ve bilimin yolunda ilerleyerek aydınlığa çıkacaktır.

Bu kitabı okumanızı dilerim. Son 75 yıllık “geriye dönüşü” anlayabilmenin ve bilgi tazelemenin yolu budur. Sayın Fikret Bilâ üstadın emeğine, kalemine sağlık... O kadar güzel ve özel ayrıntılar var ki, tanıtımı kısa yapmak doğru olmazdı, biraz uzunca tuttum.

İyi okumalar dileği ile. (5.9.2025)

Değerli okurlarım;

aşağıdaki linkleri ayrı ayrı tıklayarak abone olunuz, takibe alınız ve bildirimleri açınız. Böylelikle sitemiz sizlerle güçlenecek, halkın aydınlanması ve yönetim kadrolarının Kentimize daha doğru ve yerinde hizmetleri sağlanabilecektir. Saygıyla...

https://www.youtube.com/@HaberKolektif

https://www.instagram.com/haberkolektif/?igsh=MThneHdwaGNpcWRmOQ%3D%3D#

https://x.com/haberkolek84891?s=11

https://www.facebook.com/people/Haberkolektif/61579142911001/

http://www.haberkolektif.com