18 .yüzyılda buharlı makinelerin fabrikalarda kullanılmaya başlaması sanayi devrimini başlatmış, sanayi devrimi de Avrupa ya ,oradan Amerika ya hızla yayılarak sanayileşme alanında büyük gelişmelere sebep oldu.
Avrupa da sanayileşmede büyük gelişmeler yaşanıyorken Osmanlı da tüm Anadolu coğrafyasında feodalizmin egemen olduğu tarıma dayalı bir ekonomik yaşam hakim konumdaydı. Bu gün 21. Yüzyılın ilk çeyreğini bitirmeye ramak kalmasına rağmen henüz feodalizmi bir bütün olarak tasfiye edebildiğini, aştığını söylemek mümkün değildir.
İlk fabrika 1835 yılında Çuha fabrikası, ardından ise ipek, pamuk ve yün dokuma fabrikaları ile deri fabrikaları kuruldu. Bu fabrikaların kurulmasından yaklaşık 36 yıl sonra kurulan İlk işçi örgütü ise Ameleperver Cemiyeti( Amelesever Derneği) dir. Ameleperver Cemiyeti adından da anlaşılacağı üzere bir yardım derneğidir. Ve içinde Türklerinde bulunduğu yabancı azınlıklardan toplumda tanınan kimselerce kurulmuş olan bir hayır derneği idi.
Tüm bu baskı ve engellemelere rağmen Avrupa da ki işçi sınıfının hareketlenmelerinin toplumsal yaşama yansımaları kısa süre sonra Osmanlı topraklarına kadar ulaştı. Henüz daha emekleme halinde de olsa Avrupa da yaşanan değişim ve dönüşüm henüz yeni ortaya çıkmaya başlayan sanayi ve dolayısı ile çalışan işçileri etkisi altına aldı. Bu etkilenmenin bir sonucu olarak 1894 yılında Tophane fabrikasında çalışan işçiler gizli olarak Osmanlı Amele Cemiyeti adında bir sendikayı kurdular. Bu dernek Osmanlı topraklarında kurulan ilk sendika olarak tarihe geçti. Ancak adından da anlaşılacağı gibi bu dernek yardımlaşma ağırlıklı bir örgütlenmeden başka bir şey değildi. Bir taraftan bu tür örgütlenme çabaları her türlü baskı ve engellemelere rağmen devam ederken Kasım Paşa Tersanesinde çalışan işçiler uzun çalışma saatlerini ve ücretlerini alamadıklarını gerekçe göstererek 1872 yılında greve çıkmışlardı. Bu grev Osmanlı topraklarında işçilerin yaptığı ilk grev oldu.
Bu grevin ardından ikinci Meşruiyetin ilanına kadar geçen sürede ilk grevdekine benzer gerekçelerle yirmiye yakın grev gerçekleşti. İkinci Meşruiyetin ardından iki ay içinde otuza yakın grev gerçekleşti. Üstelik Polis Nizamnamesi yürürlükte olmasına rağmen grevler gerçekleşiyordu. Grevler karşısında çaresiz kalan dönemin iktidarı 1909 yılında Tatili Eşgal Kanununu (İş Bırakma Kanunu) çıkardı. Grevleri düzenlemek, yani yasaklamak üzerine çıkarılmış bir kanun olarak kamu hizmetlerinde çalışanların sendikalaşmasını yasakladığı gibi grevleri yasaklamasa da belli sınırlamalar getirdi. Birinci dünya savaşının başlamasından sonra işçi sınıfı üzerindeki baskılar, kısıtlamalar ile birlikte uzun çalışma süreleri ile çalışma koşulları inadına ağırlaştı. Ve bu kanun 1936 yılına kadar yürürlükte kaldı. Hem bu yasa hem de savaşın ortaya çıkardığı koşullarında etkisine baskı ve ağır çalışma koşullarının eklenmesi sonucu işçilerin örgütlenmesi ve sendikal mücadelesinde bir gerileme oldu.
Savaşın bitmesi ve Cumhuriyetin ilan edilmiş olması işçi sınıfı üzerinde ki baskı ile ağır çalışma koşullarının ortadan kalkması yönünde hiç etki yaratmadığı gibi her türden işçi hareketini yasaklayan, baskının ve engellemelerin daha da arttığı bir süreç yaşanmıştır. 1923 yılında İzmir de yapılan İktisat Kongresi ve sonuçları bakımından bir dönüm noktası oldu. Kongre Türkiye nin ekonomi politikasının Kapitalizm olduğunu ilan etti. İlan ise her türden üst yapı kurumlarının işçi sınıfından yana ve onun çıkarlarını gözeten değil sermayenin ve onun çıkarlarını gözetecek şekilde olacağının açık ilanı idi.
Ülkede başlayan huzursuzlukların hemen ardından 1925 de çıkarılan Takriri Sukün Kanunu (Huzurun Sağlanması Kanunu) hükümete her türlü cemiyet ile işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlerini,1 Mayıs ı yasakladı. Bu yasak 1 Mayıs 1935 yılına kadar sürdü. Öyle ki 1 Mayıs 1935 te ise 1 Mayıs Bahar ve Çiçek Bayramı olarak ilan edildi. Bunun la da kalınmadı örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan yasaklar da genişletildi. Grevleri teşvik edenlere ağır cezalar getirildi. Sendikalar yasaklandığı gibi bu yönde propaganda yapmakta yasaklandı.
İkinci Dünya savaşının faşizmin yenilgisi ile sonuçlanmasının yarattığı demokratik atmosfer sonrasında egemen sınıfları sendika hakkını tanıma zorunda bıraktı. Ve 1947 yılında sendikalar kanunu çıkarıldı .Ancak sendikalar yasal olarak tanınmış olsa da toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmayarak, sendikayı sendika yapan iki temel ayaktan yoksun bırakan bir yasa olarak 1961 yılına kadar yürürlükte kaldı.
1948 yılında sendika sayısı 73 e, sendikalı işçi sayısı ise 52 bindi.1952 yılına gelindiğinde ise sendika sayısı 248 çıkarken sendikalı işçi sayısı da 130 bine ulaştı. Aynı yıl 31 Temmuz 1952 yılında Türk İş kuruldu. Ne gariptir ki Türk İş in kuruluşu 18 Şubat 1952 yılında Türkiye nin NATO ya dahil oluşunun hemen ardından gerçekleşti. 1946 yılında Çalışma Bakanlığı nın kurulması ve ardından 1947 yılında sendikalar kanunun çıkarılmasından sonra işçi sınıfı içerisinde sendikalaşma çalışmaları hız kazandı. Türkiye İşçi Derneği ve İstanbul İşçi Sendikaları Birliği kuruldu. Hem derneğin hem de sendikanın kuruluşunda o dönemde faaliyette olan Türkiye Sosyalist Partisi ile Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisinin önemli bir etkisi oldu.
Bu etkiyi gören mevcut iktidar ve sermaye Türkiye nin ABD nin başında olduğu savaş örgütü NATO ya dahil olmasının etkisi ABD ile kurulan ittifak anlaşmalarına uyumlu, devlet kontrolünde ve sermayenin yedeğinde bir sendikayı ,Türk İş i apar topar kurdu. Türk İş kurulduğundan bu yana hep devletin ve sermayenin kontrolünde ve yedeğinde, Menderes hükümetlerine bağlılık mektupları yazan,1 Mayıs a alternatif olarak 24 Temmuz u İşçi Bayramı olarak ilan eden bir konfederasyon olmakla birlikte 12 Eylül Faşist askeri cuntasını desteklemekten de geri durmadı. Bu tavrının sonucu yada mükafatı olsa gerek genel sekreteri Sadık Şide 12 Eylül Faşist askeri darbe yönetiminin Çalışma Bakanı olarak tarihe geçme şerefine nail oldu. Tabi burada Türk İş e bağlı iki sendikayı, Petrol İş ve Yol İş sendikalarını ayrı tutmak gerekir. Çünkü bu iki sendika mevcut Türk İş sendikal anlayışına muhalif oldukları için 12 Eylül de DİSK ile birlikte kapatılan sendikalar olarak tarihe geçti.
Türk İş in kuruluşundan itibaren devletin güdümünde, ABD nin Türkiye deki çıkarları ve sermayenin çıkarları ile uyumlu bir seyir izlemesinden duyulan sendika içi rahatsızlıkla birlikte 1961 Darbesinin sonra 1963 ve 1967 yılları arasında muhalif sendikalar arasında 1966 yılında “Sendikalar Arası Dayanışma” oluştu. S.A.D yı oluşturan sendikalara Maden İş in de katılımı ile 13 Şubat 1967 yılında Türk İş içinden ve Türk İş in sendikal perspektifinden tamamen farklı sınıf sendikacılığını esas alan yeni bir sendika DİSK doğdu. DİSK in kuruluşu Türkiye işçi sınıfı içerisinde büyük bir heyecan yarattı. Ve bu etki ile Türk İş ten DİSK e kayış yaşanmaya başladı. Bunu gören devlet ve sermaye DİSK in kitleselleşmesini engellemek ve ortadan kaldırmak için 274 ve 275 sayılı Sendikalar Yasasını çıkardı. Bu yasa ile birlikte DİSK i baskılamaya yönelik yasalara karşı 50 bin DİSK üyesi olmasına rağmen 100 bin işçinin katıldığı Türkiye İşçi Sınıfının büyük eylemi, 15-16 Haziran 1970 Direnişi gerçekleşti.
Bu direniş hem işçi sınıfı içerisinde hem de siyasal atmosferde büyük bir etki yarattı. Direniş esas itibarı ile 1970 enerji krizi diye 1973 te ise petrol krizine dönüşen sermayenin krizi ve bu krizi aşmak için devreye koyduğu yeni ekonomik politikalarının dünyanın geri kalmış ülkelerine dayatmış olduğu döneme denk gelmesinin de etkisi ile devlet ve sermaye i hemen devreye girdi .12 Mart Muhtırası olarak tarihe geçen darbeyi gerçekleştirdi. Darbe sonrası sıkı yönetim ilan edildi. Tüm darbelerde olduğu gibi işçi sınıfı önderleri ile sol sosyalist partiler ve o partilerin önderleri tutuklandı, partiler yasaklandı. 30 Mart 1972 de Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere de katledildi . Ardından Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 6 Mayıs 1972 de idam edildi. Mahir ve beraberindeki arkadaşlarının katledilmesi, Denizlerin asılması ile birlikte Türkiye işçi sınıfı mücadelesi ve sol, sosyalist hareket açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
DİSK in ortaya koyduğu sendikal mücadeleyi ve giderek kitlesel bir güç haline gelmesini Türk İş le aşamayacağını anlayan iktidar 1976 yılında Hak İş Konfederasyonunu kurdurdu. Hak İş in kurulması da DİSK i durdurmaya yetmedi.1 Mayıs 1977 de ise Taksim 1 Mayıs alanı kana bulandı .Bu katliamda çoğu DİSK üyesi 34 kişi hemen orada 8 kişi de hastanelerde öldü.120 kişi yaralandı.22 Temmuz 1980 tarihinde de DİSK in kurucu başkanı Kemal TÜRKLER bir suikast sonucu öldürüldü. Kemal Türkler in öldürülmesinden yaklaşık iki ay sonra 12 Eylül Faşist askeri darbe gerçekleşti. Gerçekleşir gerçekleşmez de darbeciler ilk önce DİSK i kapattı, tüm mal varlığına el koyarak tüm yöneticilerini tutukladı.
DİSK e bunlar reva görülürken ,Hak İş ve Türk İŞ darbeyi desteklediklerini, her türden desteği vereceklerini ilan etmişlerdi. Tarih bir kez daha tekerrür ediyordu.1950 li yıllarda Menderes hükümetine bağlılık mektubu yazanlar bu kez darbecilere destek açıklamaları yapmaktan hiç utanmıyor, geri durmuyordu. Bu da sendikanın ne olup olmadığı, adının sendika olmasının işçi sınıfı açısından ne anlam ifade ettiği konulardaki soruların bu günde güncelliğini koruduğunu göstermekte ve işçi sınıfının önüne çok önemli dersler koymaktadır.