70’li yılların başında Ordu’da yerel Havadis gazetesinde, yaygın basında Yeni İstanbul gazetesinde atıldığım mesleğime 70’li yaşlarda da devam ediyorum.
Halen Cumhuriyet gazetesinde Samsun temsilcisi olarak sürdürdüğüm mesleğimde 50’nci yıla merdiven dayamak üzereyim.
Ordu’nun Perşembe ilçesinin Babalı Mahallesi’nde dünyaya geldim, kendimi araya bir (ı) harfinin konulu bulunduğu İstanbul Bab-ı-ali’de buldum!
Hani bir söz vardır; “Gazeteci olunmaz doğulur” diye.
Sözün doğrusu “Gazeteci olarak doğulamaz ancak doğuştan gazeteci niteliklerine sahip olunabilir” olarak da tanımlanıyor.
Gazetecilik zor bir meslektir.
Gece gündüz demeden çalışırsın.
Asla emeğinin maddi karşılığını alamazsın.
Asla kimseye yaranamazsın.
Bab-ı-ali; büyük kapı, yani devlet kapısı anlamına gelen bir sözcüktür.
İstanbul Valilik binasının bulunduğu bölge için kullanılır.
Bab-ı-ali, Osmanlı’dan kalma bir tanımlamadır.
Osmanlı 'da bugünkü vilayet binası ve onun tamamlayıcısı yapının bulunduğu alandaki Sadrazam Sarayı'na Bab-ı-ali denilirdi.
Saraya adını veren (Yüce Kapı) Bab-ı-ali, Valilik binasının arka bahçesinin Gülhane’ye açılan kapısı olarak halen kullanılmaktadır.
Tarihi nitelikteki görkemli kapı turizm envanterinde önemli bir yere sahiptir.
Valilik binasının yanından geçen Sirkeci-Cağaloğlu arasındaki yokuş da Bab-ı-ali Yokuşu olarak anılır.
Taşradan İstanbul’a gittiğimiz zaman Kadıköy ve Üsküdar ilçe merkezleri arasındaki Harem’de otobüsten inerek, vapurla Eminönü’ne geçerek Sirkeci-Cağaloğlu arasındaki Bab-ı-ali yokuşunu arşınlardık.
Gazeteciler için Bab-ı-ali Yokuşu’nun ilk durağı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’dir.
Halen Samsun Temsilcisi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin bulunduğu sokaktan 200 metre kadar sağa doğru gidildiği zaman Cumhuriyet Gazetesi idari binası ve matbaası vardı.
İşte Babalı doğumlu olan ben Bab-ı-ali Yokuşu’ndan yürüyerek Cumhuriyet gazetesine ilk adımımı 1976 yılında attım.
Türk basını bu bölgede gelişmesine devam etti.
Türkiye’nin bütün önemli gazetelerinin merkezleri ve basımevleri bu bölgede bulunuyordu.
Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Türkiye, Vatan, Akşam, Son Posta, Son Telgraf, Yeni Sabah, İstanbul Ekspres ve Yeni Gazete bu bölgeye sığamaz oldular ve yavaş yavaş bölgeyi terk ettiler.
2005 yılında Cumhuriyet gazetesinin tarihi binasından taşınmasıyla Bab-ı-ali’nin Türk basınına adını veren işlevi son buldu.
Cengiz Demirel ile ilk tanışmam 1986 yılında Cumhuriyet Gazetesi Samsun Bürosu’nun faaliyete geçmesi ile oldu.
1986’dan sonraki yıllarda Samsun-Sinop arasını su yolu yaptım.
Sinop’ta, Gerze’de çok dostlar edindim.
Aslında daha öncesine dayalı Sinop anılarım da var yok değil!
1977-1980 yılları arasında Sinop’ta belediye başkanlığı yapan Haydar Yılmaz Sinop’ta tanıdığım ilk belediye başkanı oldu.
Aynı yıllarda Karadeniz Belediyeler Birliği’nin bölgedeki faaliyetlerini basın mensubu olarak yakından izliyordum. Birliğin Sinop’taki toplantısında da Haydar Yılmaz konuk ettiği bölgedeki belediye başkanlarını en iyi şekilde ağırlamıştı. Toplantıda önemli kararlar alınmıştı. Daha sonraki aylarda Karadeniz Belediyeler Birliği resmen kurulunca, basın mensubu olarak izlediğim Karadeniz Belediyeler Birliği yönetimi tarafından ‘Genel Sekreter ve Basın Danışmanı’ olarak resmen görevlendirilmiştim. Bu görevim 12 Eylül Askeri Darbesi’ne kadar sürmüştü.
1986’da Cumhuriyet Gazetesi Samsun Temsilcisi olarak atanınca memleketim Ordu’dan daha çok Sinop’a gitmeye başladım.
Çünkü Sinop, her yönü ile haber kokan bir şehirdi!
İnsanları candandı!
10 yıl belediye başkanlığı yapan Ali Karagülle konukseverliğin en güzelini gösteriyordu.
Haberlerin ötesinde yerel ve genel seçim öncesinde gazetem Cumhuriyet seçim yazıları için Sinop’a ayrı bir önem veriyordu.
Neyse;
Cengiz Demirel, www.haberkolektif.com için “Patron, birkaç satır yazını lütfedersen sevinirim” mesajı atınca bilgisayarda klavyenin başına geçerek bu kadarını yazabildim!
İlk yazımda fazla kendimden bahsettiğim için kusura bakmayın.
Bizim kuşaktakiler beni çok iyi tanır.
Arada sırada bu köşeden sesleneceğim yeni kuşağa da kendimi böyle tanıtmak istedim.
Sürçü lisan ettiysek affola!...
