"...............projeler bilimin olmazsa olmazıdır. Ama bugün ülkemizde yaşadığımız şey, projelerle bilimin yok edilme çabasıdır. Proje adı altında öyle şeyler yaşıyoruz, öyle şeyler görüyoruz ki, neredeyse bilimi nasıl yok edebiliriz onun bir projesini yapalım arkadaşlar demedikleri kaldı. Sizin anlayacağınız bilimin olmazsa olmazı proje kelimesini bile kirlettiler. ............."
Hepimizin malumudur, emekçinin ,emeklinin durumunun içler acısı olduğu. Çalışan bir insanın bile geçinmekte zorlandığı bu şartlarda bir emekli aldığı açlık sınırının altındaki bir maaşla nasıl geçinebilsin. Gelinen bu durumun tahlilini yapmaya kalkarsak; yıllarca hatta onlarca yıllık yanlış politikaların bizi taşıdığı nokta olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
En başta kendi insanına , kendi ülkesine , kendi kaynaklarına değer vermeyen yönetimlerin bir toplumu taşıyacağı durum bundan ötesi olamazdı zaten.
İşin kötüsü, dünyanın en güzel coğrafyasında ,muhteşem zenginlikler üzerinde yaşayan insanlar olarak bu duruma düşmemize sebep olanlar zerre kadar utanmıyorlar da. Bu konuda söylenecek çok şey var ama benim esas değinmek istediğim bu değil.
Konumum gereği emekçinin ve emeklinin sıkıntılarını takip ediyor ve dolayısıyla da kamuda çalışan insanların ve oradan emekli olmuş insanların sesi olmaya çalışıyorum. Hem bir sendikacı olarak ben, hem de sendikam yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz . Bugün kamudaki her kurumun bazen “saçmalık” derecesine varan yanlışlarını anlatmaya kalksak herhalde bir çığ olur. Ama sendikal kimliğimden öte bir eğitimci olarak özellikle daha hakim olduğum eğitim konusunda bazı şeyleri dillendirmenin doğru olacağını düşünüyorum.
Ülkemizde her şeyin dejenere edildiği bu süreçte elbette eğitim de bundan payını aldı. Ama tabii eğitimin farklı bir konumu da var. Çünkü hep söyleriz ya her şeyin başı eğitim diye. Biliyoruz ki eğitim dejenerasyona uğrarsa bütün toplum dejenerasyona uğrar. Üzülerek görüyoruz ve elbette ki mücadele ediyoruz ama ;zaman zaman çaresiz de kalıyoruz. Yıllardan beri eğitimin sürüklenmeye çalışıldığı bir nokta var ki bu akıllara durgunluk verecek düzeyde maalesef. Yani bir insan bir ülkeye kötülük yapmak isterse ancak bu kadar yapabilir diyoruz; ve işin içinden çıkmakta da zorlanıyoruz açıkçası. Çünkü bu tek başına bizim yürütebileceğimiz mücadele değil. Savrulup giden binlerce insan da bu mücadelede bize destek olmakta biraz zorlanıyor. Belki kendilerince haklılardır ama sonuçta gelinen nokta bu.
Sendikalar bu mücadelenin insanları kitle olarak bir araya getirip örüleceği yerler aslında. Ama bugün görüyoruz ki birçok kamu çalışanı sendikalara olan inancını kaybetmiş durumda. Haksızlar mı? Bence gayet haklılar. Çünkü kimi sendikalar var ki ; siyasetin kirli bataklığına saplanmış çıkmak için mücadele ediyorlar ama nafile. Kimi sendikalar da var ki marjinalitenin esiri olmuş o kalıpların dışına bir türlü çıkamıyor. Bense bir sendikalı olarak ve şu anda bir sendikacı olarak yıllardan beri bunun mücadelesini veriyorum. Bu yapılar ile maalesef ülkemizde sendikacılığı insanların gözünden düşürdüler. Hep çıkar ilişkileri içine girdiler, insanları bazı amaçlar için kullanma çabasında oldular ve geldiğimiz noktada bugün gerçek sendikacılığı anlatmakta zorlanıyoruz. Neden mi? Belki de gerçekleri görmek istememektendir. Kimisi bir sendikanın çıkar amaçlı kurulduğunu, bir sendikanın siyaset batağında yürüdüğünü, bir sendikanın da ağzından emek lafını hiç düşürmeyip de hendeklere takılıp kaldığını görüyordur. Bu ülkede bizi parçalamak isteyenlere, muhtaç hale getirenlere inat şunu diyebilmeliyiz; "bu ülkede bizim birbirimizden farkımız yok." Kendi adıma bu ülkenin temel değerleri üzerinden bir gün birlikteliği sağlayacağımıza ve kamu çalışanlarının ülkemizi yüceltmek için bir çizgiye gireceğine olan inancımı hiç kaybetmedim, kaybetmiyorum .
Dediğim gibi ben bir eğitimciyim ve eğitimdeki sorunları anbean görüyor ve takip ediyorum. Uzun zamandır eğitimin içinde bulunan bir insan olarak şunu söyleyebilirim; Şu an eğitimin içi tamamıyla boşaltılmış vaziyette. Makyajlı bir eğitim yaşıyoruz maalesef. Sürekli projelere boğulmuş bakanlıktan, milli eğitimden ,valilikten sürekli proje istekleri proje baskıları altında ezilen bir eğitim sistemi yaşıyoruz şu an. Ve bunların ne eğitime ne çocuklara ne de geleceğe hiçbir katkı sağlamadığını herkes biliyor.
Sakın yanlış anlaşılmasın, projeler bilimin olmazsa olmazıdır. Ama bugün ülkemizde yaşadığımız şey, projelerle bilimin yok edilme çabasıdır. Proje adı altında öyle şeyler yaşıyoruz, öyle şeyler görüyoruz ki, neredeyse bilimi nasıl yok edebiliriz onun bir projesini yapalım arkadaşlar demedikleri kaldı. Sizin anlayacağınız bilimin olmazsa olmazı proje kelimesini bile kirlettiler.
Bugün eğitimin içinde birçok sıkıntılar yaşıyor eğitimciler. Emin olun burada hepsini anlatmaya kalksam sayfalar yetmeyebilir, çok da bunaltmak istemiyorum. Bugün sadece eğitim emekçilerinden bana iletilen bu şikayetten bahsetmek istedim .
Bir sendikacı, bir eğitimci olarak birçok okul gezdim ve en çok “Bizresmen proje memuru olduk, gerçek işimizi öğretmenliğimizi yapamıyoruz. “ cümlesini duydum. Bu projeler bir işe yarasa hiç sorun değil bizim için. En mükemmelini hayata geçiririz. Ancak sırf birileri puan toplasın diye ,hani tabiri caizse dostlar alışverişte görsün diye yapılan bu proje boğmacası ve sene sonunda hiçbir şey olmamış gibi dosyalanıp raflara kaldırılan ve unutulan bu projeler zaman, emek ve para kaybından başka bir şey değil.
Bu konu maalesef eğitim emekçilerinin havanda su dövdüğü tek bir konu değil, bunun gibi daha birçok konu var maalesef. Son olarak tüm kamu çalışanlarına şunu söylemek isterim: Sendikalar bir kuruluş veya şirket gibi yapılar değildir arkadaşlar. Bir birlikteliktir, birlikte bir mücadele örüntüsüdür. Dolayısıyla birlikte hareket etmek ,birilerini memnun etmek, bir siyasi partiyi parlatmak, konunun dışındaki bir mevzuyu açıklığa kavuşturmak değildir öncelik. Her şeyden önce kendi hakkımız, hukukumuz ve emeğimizin hakkı için mücadele birlikteliğidir. Kimsenin bu birlikteliği farklı amaçlar için kullanmasına müsaade etmeyin.
