".............bugün iktidarda olan AKP’ nin ilk on yılı için hafızamızı burada tekrar tazeleyelim. Demokratik düzen, özgür toplum, AB standartlarına uyum ve AB’ ye giriş sözü, uluslararası iyi ilişkiler, ülkemizde ve dünyada barış talepleri ve tüm benzeri demokratik taleplerin olduğu AKP programı. Ve on yılın sonunda tek adam yönetimine yöneliş ve geçiş, TBMM’ nin bypass edilmesi, rejimin farklı mecraya taşınması, baskı, zulüm, ....................."
Önce hafızamızı tazelememiz gerekiyor. Çünkü emperyalistlerin ülkemizi ele geçirme, kendilerine bağımlı kılma amaçları doğrultusunda planlar yapma çalışmaları 1950’ lerde başlamıştır. Biraz da aceleci davranarak önce siyasi iktidar, CHP’ nin içinden çıkan işbirlikçi toprak ağaları ve sermayedarlar tarafından kurulan DEMOKRAT PARTİ tarafından ele geçirilmiş, bir oldu-bitti ile NATO’ ya sokulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti hızlıca ABD mandası haline getirilmiştir. Eğitim sisteminin yok edilmesi ve dini söylev ve uygulamalar ile başlayan, “her mahallede bir milyoner yaratacağız” sloganı ile uyutulan halkın, cumhuriyet devrimlerinin sırayla ve sessizce yok edilmelerine seyirci kalmaları sağlanmıştır.
Demokrat parti (DP) iktidarı 1957 seçimleri sonucu kesin zafer (!) kazanarak neredeyse tek parti dönemini başlatmıştır. 610 sandalye için yapılan 1957 seçimlerinden DP 503 vekillik alarak birinci parti olarak çıkarken, CHP sadece 31 vekillik alarak ikinci parti olmuştur.
Büyük bir siyasi güç kazanan DP, Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes yönetiminde TBMM’ de tüm muhalif güçlere yoğun bir baskı uygulamaya başlamıştır. Devletin, başta üniversiteler ve askeri okullar olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarında yoğun baskılar uygulanmaya konulmuştur.
Öyle ki, ATATÜRK tarafından kurulan CHP ve lideri İSMET İNÖNÜ’ ye karşı da uygulanan şiddetli baskı ve her türlü ahlaksızca yapılan planlar ile CHP kapatılmaya, lideri İNÖNÜ cezaevine atılmaya çalışılmıştır. Öğrencilerin ve özellikle muhalif gençliğin hedef alındığı, katledildiği üç yıllık faşist dönem 27 MAYIS 1960 tarihinde son bulmuştur.
1961 anayasası ile biraz rahat nefes alınan ülkemizde çileler bitmemiş, faşist yönetimler 12 MART 1971 muhtırası ile tekrar hortlamış, 12 EYLÜL 1980 darbesi ile ülkeye karabasan gibi çökmüştür.
Emperyalistler 1950-1960 yılları arasında yaptıkları gibi bu kez çok aceleci davranmamışlar, ülkemizdeki yerli işbirlikçileri ile birlikte ağlarını ilmek ilmek sabırla örerek günümüze kadar gelmişlerdir.
25 yıl öncesine 2002 yıllarına gidelim ve bugün iktidarda olan AKP’ nin ilk on yılı için hafızamızı burada tekrar tazeleyelim. Demokratik düzen, özgür toplum, AB standartlarına uyum ve AB’ ye giriş sözü, uluslararası iyi ilişkiler, ülkemizde ve dünyada barış talepleri ve tüm benzeri demokratik taleplerin olduğu AKP programı. Ve on yılın sonunda tek adam yönetimine yöneliş ve geçiş, TBMM’ nin bypass edilmesi, rejimin farklı mecraya taşınması, baskı, zulüm, demokratik hakların kısıtlanması, ekonominin batma noktasına gelmesi, hazinenin boşalması ve sürekli borçlandırılması dönemi.
Ve yurttaşların yoksullaştırılması, zengin-fakir arasındaki uçurumun artması, ücret ve gelirlerin açlık sınırının altında kalması, işsizliğin tavan yapması, işçi, gazeteci, siyasetçi, öğrenci ve yurttaşların cezaevlerine doldurulmaları günümüzde olağan yaşam haline gelmesi. Gizli tanıklar ve KHK’ lar ile ülkenin yönetilme döneminin başlaması.
Ne kadar çok benziyor değil mi, 1957- 1960 dönemine?
Ve artık ana muhalefet partisi CHP ile başta lideri ÖZGÜR ÖZEL olmak üzere CHP’ li Belediyelere ve başkanlarına, çalışanlarına saldırılar, hukuksuz gözaltılar, tutuklamalar ile başlatılan operasyonlar.
Tüm muhalif belediyelere kayyım atamalar ile başlayan süreç sonunda CHP İstanbul İl Başkanlığına KAYYIM atanması çabası, son süreçte CHP’ ye kayyım atamasından söz edilmesi, MUTLAK BUTLAN sürecinin sürdürülmesi, yoğunlaşan baskıların ülkemizde açıkça ve tamamen yerleştirilmeye çalışılan yönetim modelinin habercisi değil midir?
Ne yazık ki yine CHP tarafından 2003 yılında altın tepsi içinde Recep TAYİP ERDOĞAN’ a sunulan iktidar, bugün yine CHP’ nin ve ülkemizin üzerine karabasan gibi çökmüştür.
Hafızamızı bu derece tazeledikten sonra geriye ne yapılması gerektiği kalmıştır.
Ülkemizin SOL’ u öncelikle dağınıklıktan, “küçük olsun, benim olsun” anlayışından kurtulmalı, ülkesini seven tüm demokratlar, demokrasi güçleri konforlarını, çekincelerini, korkularını bir kenara bırakarak ellerini taşın altına koymalı, acilen tüm demokratlar ve demokrasi güçleri faşizme karşı mücadelede birleşmelidirler. Bu görev de, yani birleşik mücadeleye öncülük etme görevi yine ülkede en geniş tabana sahip CHP’ ye, CHP örgütlerine düşmektedir.
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE sevdasından asla VAZGEÇMEDEN, Türkiye’ nin AYDINLIK GELECEĞİNİ YARATMA ilkesinden sapmadan, EMPERYALİZME, FAŞİZME TESLİM OLMADAN, MANDACILIĞA, ESARETE HAYIR DİYEREK HUKUKİ VE MEŞRU MÜDAFAA HAKKIMIZI KULLANMALIYIZ.
Haydi; SOSYAL DEMOKRATLAR, SOSYALİSTLER, KOMÜNİSTLER, TÜM DEMOKRATLAR BİRLEŞİK MÜCADELEYE!