YİNE YENİDEN BİR YIL VE YAŞAMA DOĞRU!

Evet yine koskoca bir yıl 365 günü (2025) geride bırakarak heyecanla

ve umutla yeni bir yıla yelken açarak (2026) yılını karşılamaktayız.

Tüm dünya ülkelerinde olduğu üzere 31 Aralık’ı 01 Ocak’a bağlayan

gece ve 01 Ocak’tan itibaren oluşan süreç takvimsel olarak

hep ‘’ Yeni Yıl ‘’ olarak adlandırılıp kutlanmakla, düşünsel ve duygusal

açıdan ise umutlarla dolu devamı gelecek yaşamsal süreç adına

pozitif beklentilerin dualar eşliğinde gerçekleşmesine dayalı olarak

hayallerimiz ve pozitif yöndeki çeşitli düşüncelerimizin

kurgulanmasıdır aslında.

***

Yeni yıl kutlamaları; geçmişten günümüze kadar olan seyirde

evrensel düzeyde kabul görmekle hep devam edegelmiştir.

Öncesinde yaşanılan ve devam edegelen olumsuzlukların

unutularak, geleceğe umutla bakmak ve yaşama

sıkıca sarılmak adına yapılmakta olan geleneksel yeni yıl

kutlama ritüelleri yadsınamaz.

Bu anlamda, yaşamın pozitif ölçekte devam ettirilmesinden

yana daha doğal ne olabilir ki diyebiliriz.

Diğer taraftan buna mukabil olarak; bazı çevrelerce üretilen fanatik

dinsel söylem ve yorumlar üzerinden ‘’ bu kutlamalar İslami değildir ve

Müslüman, bir Hristiyan geleneği olan yeni yılı kutlayamaz. ‘’

yorumları ağır bastırılarak zihinler karıştırılıp, yılbaşı kutlamalarına

negatif düşünce soslarıyla engel olunmaya çalışılmaktadır.

Bu düşünceye ne yazık ki bazı çevrelerce akıl dışı yorumlarla ve

bilinçsizce destek verildiği de ayrı bir gerçekliktir.

Yılbaşı kutlamalarına yönelik dinsel yönlü eleştiri ve

anlamsız yorumlara yanıtla ;

İslâm’ın kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerimin de kabul ettiği üzere

Hristiyanlık inancının Peygamberi olan Hz. İsa’nın doğumu

31 Aralık değildir. Hristiyanlarca, Hz. İsa’nın doğumu olarak

24 Aralık kabul edilmekle o gün dini ritüellerle kutlanır.

Ona da hiçbir diyeceğimiz olamaz.

Nihayette ülkemizde ve dünya genelinde 31 Aralıkta yapılan

yeni yıl kutlamalarının Hristiyan inancına dayalı dinsel bir temeli

bulunmamaktadır.

Önemli olan fanatik saplantılara kapılmadan, barış, kardeşlik

ve huzur ortamında evrensel kabul görmüş

geleneksel ritüellerin yaşanması ve yaşatılmasıdır.

Yeni yıl kutlama geleneği sadece günümüzde değil,

insanlık tarihinin ötesinden bu yana muhtelif zamanlarda çeşitli

toplumların kültüründe var olarak sürdürülmüştür.

Bunun çeşitli dinsel çarpıtma ve söylemlere indirgenerek

yorumlanması ve kabul görmesi akıl alası bir durum değildir.

Başta İslâm öncesi Orta Asya ve diğer Türk toplumlarında da

benzer uygulama ve kültürel izlere rastlanıldığı bilinmektedir.

Örneğin ; İslamiyet öncesi Orta Asya ve Anadolu topraklarında

yaşamış olan Türklerde ve Sümerlerde Narduvan adıyla

kutlanılan bir yeni yıl bayramı vardır.

O dönemler bu kutsal bayram inanışa göre;

gece ve gündüz sürekli savaş halindedir ve en uzun gece 21 Aralık’tır.

O günden sonrasında ise gecelerin kısalıp, günlerin de uzayarak

doğacak yeni parlak ışıklarla beklentilerin pozitif yönde

oluşacağı ve karşılanacağı umudu bulunmaktadır.

Hani günümüzde bizler de hep deriz ya;

‘’ Tanrım yeni yıl hepimize sağlık huzur ve mutluluk getirsin,

karanlıklar geride kalarak ülkemiz için de hayırlısı olsun ‘’.

Beklentilerin temel çıkış kaynağı ve çıkış felsefesi ve

temennisi de budur aslında.

Yeni yıl kutlamaları ile ilgili temeldeki düşünsel gerçekler böyleyken;

bazı fanatik düşünceli kişiler ve kuruluşlarca , yılbaşının Hz. İsa’nın doğum

gününün kutlanması ve Noel geleneğine atıfta bulunularak

‘’ yılbaşı kutlaması Hristiyan adetidir, buna katılan

bizden değildir, kâfirdir ‘’ yorum ve eleştirilerine katılmak

hiç de mümkün değildir.

***

Ülkemizde resmi olmayan ilk yılbaşı kutlamalarının

Cumhuriyet öncesi, Osmanlı’nın Tanzimat Döneminde

yapıldığı, Sultan Abdülmecid’in İstanbul’da Fransız Sefiri

tarafından düzenlenen yılbaşı balosuna katıldığı bilinir.

Yılbaşının tüm dünya insanları tarafından kutlanmasını

belirleyen asıl unsur, tüm ülkeler için 31 Aralık’ın yılın son günü

oluşunun kabul görmesidir. Bu da Milâdî takvim olgusundan

kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de de yılbaşı tatili ve kutlamalarının resmi olarak

başlangıcı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen

26 Aralık 1925 yılında çıkarılan 698 Sayılı Kanunla

yeni saat ve takvim uygulamasına geçilmesiyle birlikte olmuştur.

Halen yürürlükte olan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller

Hakkında Kanun hükümleri gereğince de yılbaşı

günü tatil olarak kabul edilmiştir.

Bir yeni yılı daha karşılarken geride bıraktığımız 2025 yılı üzerinden

ülkemizde ve dünyada yaşanılanlara baktığımızda;

beklentilerimiz adına hayalen ruhumuzda iz bırakacak

pozitif yönde fazlaca yansıma ve izler göremiyoruz.

Ülkemiz genelinde yaşanılanların çarpıcı özeti üzerinden;

Bolu Grand Kartal Otel'de 21 Ocak 2025'te sabaha karşı

çıkan yangında çocuklar dahil 78 vatandaşımızın tatil yapmakta iken

hiç beklenmeyen bir şekilde feci şekilde yanarak ölümleri .

Siyaseten ; CHP’nin cumhurbaşkanı adayı İstanbul Büyükşehir

Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere diğer

muhalif belediye başkanlarının tutuklanarak görevlerinden

uzaklaştırılıp yerlerine Kayyum atamalarının yapılması,

iç siyasetteki kısır çekişme ve çalkantılar.

Ekonomik açıdan ise; durdurulamayan enflasyon ve halk kitlelerinin

bunun etkisine dayalı ezilerek de olsa yaşamlarını devam ettirmek adına

dirençle yaptıkları mücadeleler.

İç siyasette yaşanılmakta ve zirve yapmakta olan

ülkeye hiçbir katkısı olmayan seviyesiz polemik ve tartışmalara

değinmeden de geçemeyiz.

***

Bir diğer taraftan ise daha da vahim olarak;

Kürt sorununun adeta hortlatılarak Türkiye Büyük Millet Meclisine

taşınması, daha da ötesi yaklaşık 40.000 kişinin katili olan

Abdullah Öcalan denilen caninin ‘’kurucu önder ‘’ sıfatıyla

kabul görülüp muhatap alınmakla ‘’ Çözüm Süreci ‘’

yakıştırması adı altında, ülkemiz adına ne idüğü belirsiz

yollara sapılmasıyla oldukça endişeli ve negatif

düşüncelere sebebiyet verilerek şehit ailelerinin

yürekleri ne yazık ki bir kez daha derinden incitilmesi

asla kabul görülmesi beklenilemez.

Bundan daha da acısı olmasa gerek…

***

Uluslararası dünya geneline bakıldığında da

politik ve yaşamsal yönde iç açıcı durumların yaşandığını

söylemek ve yazmak mümkün değildir.

Doğal afetler, Rusya ile Avrupa arasında artan gerilim,

Coğrafi yönden hemen yakınımızda yer alan Ortadoğu’da

sönmeyen ateş ve İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılar neticesi

çocuklar dahil binlerce masum sivilin öldürülmesiyle yaşanılan

acılar ve yıkımlar. Bu açıdan yorumla; en kötüsü de tüm dünyanın

İsrail’in uyguladığı vahşete seyirci kalarak bir yaptırımda bulunamayışı.

Geçmişte yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen; 2025 yılını geride bırakırken

her nerede ve şekilde yaşanılsa da 2026 yılının başta güzel ülkemiz

Türkiye olmak üzere tüm dünya insanlığına huzur ve mutluluklar

getirmesi dileğiyle...