İnsan olarak mutlaka bir yerlerde yaşamak zorundayız. Bu her hangi bir şehirde, kasabada veya köyde yaşıyor olabiliriz. İnsan nerede yaşarsa yaşasın hayatın mutlaka bir zorlukları vardır. Eğer şehirde yaşıyorsan, işin yoksa, işte o zaman hayat işkence demektir. Köyde yaşamanın da mutlaka bir takım zorlukları var. Orada karnını doyurmak için toprağı sürmek lazım. Toprağı sürmediğin de aç kalmak var. Şehirde yaşamanın bir bedeli olduğu gibi birde kuralları vardır. Yaşamak için önce para lazım. Paraya sahip olmak içinde bir işe gerek var. Hem işin hem de paran yoksa işte o zaman hayat acımasız yüzünü hemen göstererek insana bedel ödetir. Birde şehirde yaşantının bir kuralı olduğunu kabul edersek, o kurallara insan olarak uymak zorundayız. Şehir yaşantısında insanlar keyfi harekette bulunamaz. Eğer araba kullanıyorsan şehir trafiğinde kırmızı ışıkta asla geçemezsin ve bu bir kuraldır. Kırmızı ışıkta geçtiğinde bunun karşılığı para cezasıdır.
İnsanoğlu nefes alıp verdiği müddetçe neresi olursa olsun ister köy, ister kasaba isterse de şehir olsun insanı kader çizgisi nereye getirirse orada yaşamak zorunda kalır. Hani hep derler ya insanın memleketi doğduğu yer değil doyduğu yerdir. İnsanlar doğduğu yerde geçimini sağlayacak gelir elde edemezse yapacağı tek şey yaşamını sürdürebilmesi için gelir elde edebileceği bir yere gidip orada yaşamını devam ettirmesidir. İnsan olarak çalıştığın ve ekmeğini yediğin yeri o kadar çok benimsiyorsun ki emekli olduğunda bile oradan asla ayrılmayı düşünmüyorsun. Bu sefer doğduğun yerde değilde doyduğun yerde kalarak emeklilikten sonra yaşamın ikinci baharını burada mutlu bir şekilde devam ettirmek isteğidir.
Birde hayatın öteki yüzü var ki, yaşamak için adeta çile çekmek zorunda kalan insanlar. Hayat bazı insanlara o kadar acımasız davranır ki, adeta yerden yere vurur. Hayatın tenha köşesine itilen bu gariban insanlara hiç kimse sahip çıkmaz. Hayat bir sınavdan ibaret olduğuna göre bu sınavda başarılı olamayan bu çaresiz insanlar kendi kaderleri ile baş başa kalarak hayatın arka sokaklarında yaşamak için kendi kaderlerine terk edilmiş fakir ve onurlu insanlardır. Hayatın çelme taktığı bu kader insanları hem sevinmeyi, hemde gülmeyi unutarak, hayatın acısını yüreğinde hissederek devlet babanın güçlü elini uzatması ve insan yaşamı için adil olmayan bu kötü yaşam biçiminden kurtulması insanlık adına muhteşem bir duygu olur. İstedikleri para değil sadece bir iş imkanı sağlanması ve alın teri ile kazanarak evlerine huzurlu bir şekilde gidebilmektir.
İnsanoğlunun doğasında vardır güzel bir hayat yaşamak. Eğer insan güzel bir hayat yaşamak istiyorsa bununda kuralları vardır. Önce zengin olacaksın. Zengin insanlar her imkana sahip olduğu gibi her istediğini de alabilen ve her istediğini yapma imkanına sahip olan kişilerdir. Ne kadar da parası olsa yinede huzursuz insanlar sınıfına girerler. Elindekini serveti ve varlığını kaybetmemek için sürekli çalışmak ve çaba harcamak zorundalar. Fakir insanlar, zenginlere oranla daha mutludur. Onun belli bir yaşantısı vardır, sürekli o hayatı yaşar. Kaybedeceği ne parası ne de serveti vardır. Zengin insanların yaşantıları göz kamaştırsa da kaybetme korkuları vardır. Zenginlik her insan tarafından istenen ve ulaşılması gereken bir amaç olarak düşünülebilir. Zenginliğinde bazı sorumlulukları vardır. O sorumlulukları yerine getirmek insani görevdir. İnsanlara yardım elini uzatmak, bakıma muhtaç hasta ve yaşlı insanlara yardımda bulunulması zengin kişilerin hedefi olmalıdır.
Onurlu bir yaşam için çalışmak ve üretmek tek hedef olmalıdır. Çalışmak ve üretmek hiç kimseye muhtaç olmadan alın teri ile para kazanarak insanca yaşamak her insanın arzu ettiği bir yaşam biçimidir. Çaresizlik içinde bir yaşam değil, eşitliğin, özgürlüğün ve sınıf ayrımı yapılmadan huzurlu ve mutlu bir dünyada yaşamak, aynı zamanda geleceğinden korkusu olmadan hayatın ve yaşamın tadını çıkarmak her insanın hakkı olmalıdır. İnsanların nefret ettiği, hiç bir zaman karşılaşmak ve yaşamak istemediği şiddet ve terörden uzak bir dünyada barış içinde bir yaşam sürdürmesi tek isteğidir. Her hangi bir devlet tarafından toprağına müdahale olmadığı müddetçe savaş insan haklarına aykırı bir davranıştır. Güçlü bir ülke olmak başka bir ülkenin topraklarına müdahale hakkı vermez. Savaşarak İşgal edilen topraklara hiç bir zaman barış gelmemiştir. Sadece yaşamları altüst olmuş acı çeken, topraklarını ve yurtlarını terk etmek zorunda bırakılan insanların çaresizliğini görmek mümkün. Savaşarak değil, anlaşarak ve konuşarak yapılan tüm barışçıl çabalar mutlaka bir sonuç verecektir. Tek bir hedef olmalı ki dünyada hiç bir insanın ölmediği kardeşçe ve barış dolu bir YAŞAM İÇİN.