ÇEVRE

NKP’den uyarı; Dünya halkları harekete geçmelidir.

"........Bir nükleer tesise yönelik herhangi bir saldırı, yalnızca hedef ülkeyi değil; rüzgâr, su ve ekosistemler aracılığıyla tüm bölgeyi etkileyebilecek sınırlar ötesi bir felaket riskini beraberinde getirir. Bu durum, nükleer enerjiyi bir ulusal mesele olmaktan çıkarıp küresel bir tehdit haline getirmektedir. ............"


Ankara, İstanbul, Mersin ve Sinop Nükleer Karşıtı platformları Rusya-Ukrayna savaşında Zaporijya Nükleer Santrali‘ne yönelik tehditlerin sürdüğünü söyledi. NKP, Mart 2026‘da İsrail ve ABD‘nin İran‘daki Natanz Nükleer Tesisi yakınını bombalamasının ve akabinde İran‘ın İsrail‘in Dimona kentini balistik füzelerle hedef almasının nükleer tesislerin küresel bir tehdit haline geldiğini vurguladı. NKP, yayınladığı basın açıklamasında yaşanan bu gelişmelerin ardından tüm dünya halklarını harekete geçmeye davet etti.

NKP Tarafından yapılan basın açıklamasının tam metni şöyle;

Rusya–Ukrayna Savaşı kapsamında Zaporijya Nükleer Santrali`ne yönelik tehditler sürerken, 2 Mart ve 21 Mart 2026 tarihlerinde İsrail ve ABD tarafından İran`daki Natanz Nükleer Tesisi`nin yakınına saldırılar gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılardan saatler sonra İran, İsrail`in nükleer silah geliştirmesinde de rolü olan nükleer tesislerinin bulunduğu Dimona kentini, balistik füzelerle hedef aldı. Bu durum, nükleer tesislerin küresel ölçekte ne denli büyük bir tehdit haline geldiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Yaşanan bu gelişmeler, nükleer santrallar ve ilgili tesislerin savaş koşullarında tüm insanlık için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek hedefler haline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Nükleer tesisler "enerji güvenliği" söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılsa da çatışma koşullarında doğrudan askeri hedeflere dönüşmektedir. Zaporijya, Natanz ve Dimona örnekleri göstermiştir ki; en gelişmiş savunma sistemleri dahi bu tesisleri korumaya yetmemektedir.

Bir nükleer tesise yönelik herhangi bir saldırı, yalnızca hedef ülkeyi değil; rüzgâr, su ve ekosistemler aracılığıyla tüm bölgeyi etkileyebilecek sınırlar ötesi bir felaket riskini beraberinde getirir. Bu durum, nükleer enerjiyi bir ulusal mesele olmaktan çıkarıp küresel bir tehdit haline getirmektedir.
Aynı zamanda bu tür saldırılar, halklar üzerinde büyük bir korku ve panik yaratmakta; ekonomik ve sosyal yaşamı derinden sarsmaktadır.

NÜKLEER TEKNOLOJİ ESKİMİŞ VE TEHLİKELİDİR!

Yüzyılın koşullarında geliştirilen nükleer teknoloji, günümüzün çok katmanlı ve asimetrik tehdit ortamında artık savunulamaz hale gelmiştir. Merkezi ve yüksek riskli yapıları nedeniyle nükleer santraller, Fukuşima`da olduğu gibi depremler, tasarım ve insan hatalarının yanısıra bir askeri-siber saldırıyla geniş coğrafyaları yaşanamaz hale getirme potansiyeline sahiptir.
Natanz ve Dimona`da yaşananlar açıkça göstermektedir ki gerek elektrik enerjisi elde etmek amacıyla kurulan nükleer santrallar, gerekse savaş teknolojisi amaçlı kurulan nükleer tesisler savaşta hedef ve "kendi kendini imha mekanizması" yaratmak anlamına gelmektedir.

Yaşanan bu gelişmeler, nükleer tesislerin daha iyi korunmasına yönelik tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sorun, güvenlik açığı değil; bizzat bu tesislerin varlığıdır.
Gerçek güvenlik; enerji ve silah üretimi için kullanılan nükleer tesisleri güçlendirmekle değil, onları tamamen ortadan kaldırmakla mümkündür.

Bu nedenle;

*Nükleer santrallerle elektrik enerjisi üretiminden,

*Nükleer yakıt zenginleştirme faaliyetlerinden,

*Nükleer silah üretimi ile ilgili tesislerden, dünya genelinde vazgeçilmesi zorunludur.

Dünya halklarını; nükleer risklere karşı seslerini yükseltmeye, devletler üzerinde baskı kurmaya ve nükleer endüstri ile onun ekonomik çıkar ağlarına karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.