İLK DERSLERİM

"...........Biz çocuklar okula başladıktan sonra ancak tatillerimizde, yevmiyeli ya da ödüllü bir şekilde tütün işçisiydik. Okula gidene kadar sadece çocuktuk ve ben çoğunlukla babamın yanındaydım. Bir akşam Mehmet Dayım tütün hevenklerinin asıldığı........"


Tütün anlattığım gibi zorlu bir işti. Arazimiz geniş olduğundan ailemize ilave olarak tütün dikiminde ve yabani otlarının kazılmasında günlük, tütün dizilmesinde yaz boyu çalışan ve bizde kalan çok sayıda çalışan olurdu. Ayrıca bizimkinden küçük ikinci evimizde oturan "ortakçı" dediğimiz aile olurdu.

Geleneksel olarak söylemiş olmalıyız, akrabalarımızın "ortakçı" dedikleri aileler bütün işi yapar, eker biçer yıl sonu bir pay alırken, bizim ortak ürünümüz yoktu. Babamın onlara ekip biçmeleri için verdiği araziyi kullanır geçinir, karşılığı ne kadar denkti bilemiyorum bir işimiz olunca koşarlardı. "Arazi ve ev karşılığı yardımcı" demek doğru olurdu aslında. Tütün işinde başkaları vardı. Hayvanlarımıza bakan da dayı dediğimiz başka bir çalışan olurdu. Sanırım onlar kimsesi olmayanlardı. Ölene kadar bizimle yaşadılar. Sabri dayımı bize söğüt dalının kabuğundan düdük yapması ile Mehmet dayımı asık suratıyla, yemeğini hep yalnız yemesi ile hatırlıyorum. Onu da öyle kabul edip sevdik. Çünkü ailemizdi, çünkü başka kimsesi yoktu. Mezarı, bugün başkasına ait olan arazimizde kalan aile mezarlığımızda, babamın yanında. Soy ismini bilmediğimiz için sadece ismini yazdırdık mezar taşına. Soy ismini bilelim bilmeyelim bildiğimiz şey insan ayrımı yoktu ailemizde.

Biz çocuklar okula başladıktan sonra, ancak tatillerimizde, yevmiyeli ya da ödüllü bir şekilde tütün işçisiydik. Okula gidene kadar sadece çocuktuk ve ben çoğunlukla babamın yanındaydım. Bir akşam Mehmet Dayım tütün hevenklerinin asıldığı Mağaza dediğimiz mekanın altındaki ahıra öküzleri bağlamış, karma (karma=kepeğin su ile karıştırılarak hazırlanan gevşek hamur ) verip ayrılmıştı. Arkasından babamla ahıra gittik Babam afura (afur=sığırların rahat yem yiyebileceği yükseklikte ahşap yemlik) öküzlerin önlerindeki karmaya baktı, "bugün ikisi de aynı işi yaptı" dedi ve karması büyük olandan bir parça alıp diğerinin önüne koydu. Adalet duygumu o zaman kazanmış olmalıyım. Zaman zaman söylediği söz kulağımdan hiç çıkmadı. ‘Allah önünde hak, hukuk önünde hak’.

Tabi dersler her zaman güzel duygularla verilmiyor. Aynı babam başka bir gün peşinden ayrılmayan, inadı kendinden büyük yumruk kadar çocuğu bana ne dedi de yaptıramadı ise öfke ile beni mağazanın altındaki ahıra doğru çekiyor "seni öküzlerin yanına bağlayacağım" diyordu. Babaannemin peşimizden koşarak ‘Sütümü helal etmem Süleyman, bırak çocuğu’, demesiyle ancak güçlükle beni bırakmış hayatım ilk korkusunu yaşatmıştı. Öküzlerin yanında olmak değildi beni korkutan öfke ile sevgisizce bağlanmaktı. 14 yaşında evlendirilmiş olan annem, zaten zalim bir babanın otoritesinden çıkmış, babam gibi bildiğini okuyan, yerinde duramayan, hak mücadelesi veren hayatım boyunca adaletinden, dürüstlüğünden bir saniye şüphe duymadığım ama öfkelendiği zaman köşe bucak saklanmak istediğim babama itaat ve hizmet etmekteydi ve üzerinde en küçük etkiye sahip olmadığı için beni babaannem korumuştu.

İnatçılığımı ne babam yenebildi ne de ben, farkına vardığım halde. Bir işi olumlu ya da olumsuz sonuçlandırana kadar uğraşan biri olduğum için zararsız bir özellik gibi düşünülebilir, düşüncemden vazgeçirilemediğim için kırılan, kaybedilen çok kişi olmuştur muhakkak. Bugünden bakınca ölçülü olmak lazım diyorum.

.