Siyaset gittikçe kirleniyor. Yirmi yılı aşkın ülkeyi tek başına yönetenler ne söyledilerse tersini yaparak zücaciye dükkanına giren fil gibi her yanı kırıp döküyor.
Siyaset bir amaç için yapılır. Bir partide siyaset yapmak kişisel seçenek olsa da halkın o partiye oy vererek kişiyi seçmesi partisel siyasettir. Kişi, çoğu zaman kendi ismiyle değil partisinin oyuyla seçilir. Yani seçilenin seçene borcu vardır.
Ülkemizde bir türlü içselleştiremediğimiz demokrasi kavramı, oyun hamuru gibi kimin eline geçerse onun vereceği şekle sokulur. Cumhuriyetten sonra çok partili döneme geçişin çağdaş bir demokrasi göstergesi olmasının dışında yetmiş beş yılı geçen bir süredir ülkeyi yöneten sağ iktidarlar da bunu hep kötü kullanmışlardır. Öncelikle çoğulculuk ile parmak çokluğu birbirine karışmış, gücü olanın haklı olacağı kabule zorlanarak adım adım faşizan uygulamalara doğru gidilmiştir. Gücü olanın her istediğini yapabilmesinin görünen hukuki tarafı mecliste bir konuda soru, önerge, yasa teklifi verildiğinde netleşir. İçeriğin doğru olması değil, kimin tarafından verildiğine bakılarak güçlülerin parmak sayısıyla anında reddedilir, ciddiye bile alınmaz.
Siyaset, Yürütme-Yasama-Yargı kurumlarının birbirini dengeleyen güçlerini yok ederek Anayasa ve yasaları yok saydıkça hukuk devletinden parti devletine doğru dönüştük. Zaten Parlamenter Demokratik Sistem yerine tanımı bile olmayan bir tek adam sisteminin getirilmesi bu durumun ilk taşlarının döşenmesiydi. Tek kişinin parmak sayısı gücünden kaynaklı her istediğini yapabilir hale getirilmesi artık Anayasanın ve yasaların önemini yok ediyordu. Yargının Yürütmeni kontrolüne geçirilmesi de sürpriz sayılmamalı… Tek kişilik bir parti devletinde demokrasi ve kuvvetler ayrılığı ise hayaldir.
Bu koşullar altında gücün koltuğunda kalabilmesi tek hedef iken, her şeye rağmen halen demokrasi ve hukuk devletini savunan bir muhalefet vardır. Ne yapılırsa yapılsın yok edilememiştir. Siyasetin en kirli uygulamaları muhalefet üzerinde acımasızca denenmektedir. Ülkemiz çağdaş bir hukuk devleti olma hedefinden şeriatçı örgütlerin deneme tahtası haline dönmüştür. Bu kavga içten içe sürmektedir. Gücü elinde tutanların yıllardır hukuk tanımadan yaptıkları yanlışlar çığ gibi büyümektedir. Kendi kitlelerini bir arada tutan tutkal ise ortak çıkarlar-aynı kaptan yemektir. Bunları gören ve ortaya koyan muhalefetin varlığı ise en büyük korku olduğundan, yıllardır muhalefeti yok edebilmek için içi boş dosyalarla mahkemelerde süründürmek doğal sayılır hale gelmiştir.
Siyaset, kirli düşünce ve hedefleri olanların ellerinde hızla kirlenmeyi sürdürüyor. Artık hırsı aklının önüne geçenler, ellerindeki gücü kaybetme korkusuyla daha çok yanlış yapmakta, koltuklarını korumak uğruna hukuksuz davranabilmektedir. Güç zehirlenmesi çok tehlikelidir. Hırsını da kontrol edememenin, kendi yandaş kitlesini korumanın zorluğu içlerinde gizli ve çok büyük çalkantılara neden olmaktadır. Herkes gemi batarsa önce kendini kurtarmaya koşullu olduğundan, güç azalmaya başladığında yıkım da çok hızlı olacaktır. Hiçbiri yapılanların hesabını veremeyeceğini çok iyi bilmektedir.
İşte bundan dolayı muhalefeti çökertmek, hatta toptan kapatmak ana hedeftir. Bu nedenle itirafçılık ve gizli tanıklık acımasızca kullanılmaktadır. Bu da yetmeyecektir; biliyorlar ve korkuyorlar! Zulmün artsın sözünün gereği zulüm artmış, hatalar çoğalmış, inandırıcılıkları yok olmuştur. Halk, yıllarca destekledikleri bu gücün gerçek yüzünü geç de olsa hızla öğrenmektedir. En büyük korkularından biri de budur. Halk zaten açlık ve yoksullukla boğuşmakta, güvenecek bir dalı kalmadığını anladıkça muhalefeti hızla anlar hale gelmektedir. Kedi köşeye sıkışmıştır, şakaya gelmez; yüzünüze atlayacaktır!
Soru şudur: İktidar, muhalif iken; hırsız, rüşvetçi, yolsuz, terör örgütü üyesi diye suçladıkları kişilere, neden sütten çıkmış ak kaşık gibi törenle yakasına kendi rozetini takar? Onlarca muhalif belediye başkanını tutuksuz yargılanmaları gerekirken adeta düşman hukuku uygulayıp içeride tutuyorken böyle bir yolu nasıl dener? Adama sormazlar mı; “yahu buna dün demediğimizi bırakmadık, bugün ne oldu da bu kişi tertemiz oluverdi?” diye...
Sormazlar kardeş, sormazlar! Bu ülkede en zor ve tehlikeli şey hesap sormaktır! En kolay yapılan ise haksız ve güçlü olmaktır. En büyük hayal ise; “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine...”