Hukuk devleti gücünü Anayasa ve yasalardan alır. Bunu yargıç, savcılar ve avukatlar aracılığı ile mahkemelerde uygular. Cezasız suç olmayacağı gibi tanımı yapılmamış suça da ceza verilemez. Hiç kimseye, mahkemelerde yargılanıyor olsa bile, suçu resmen kanıtlanıp tüm itiraz makamlarından geçip resmen sonuçlanmadıktan sonra suçlu uygulaması yapılamaz, kişi suçsuz sayılır.
Mahkemeler yaptıkları işlemlere göre farklıdır. Burada görev yapan yargıç ve savcılar da bu mahkemenin görev ve yetki sınırları içinde karar vermek zorundadır. Kimse, yetkisini aşan bir üst mahkemenin verebileceği bir kararı veremez. Görev ve yetki aşımı suç olmalıdır. Anayasamıza göre mahkemeler bağımsız, tarafsız ve kimseye bağlı ve bağımlı değildir. Kararlar yasalara, dünya hukukundaki yorumlara ve vicdana göre verilir. Kimse buradaki görevlilere emir ve talimat veremez. Hele siyasi görüş belirtmek, duruş ve tavır göstermek kabul edilemez.
Genel doğrulardan sonra ülkemiz gerçeklerine dönersek çağdaş demokrasi, hukuk devleti ve bağımsız-tarafsız yargı konularında duvara çarpmış gibi oluruz. Yine de sormak zorundayız;
Mahkemelerde çalışan hukuk insanlarının verdikleri kararlardan dolayı bir sorumluluğu yok mudur? Bilerek yanlış ya da yanlı bir karar verildiği zaman suç işlemiş olmazlar mı? Yetkisi olmayan mahkemeler kendilerini aşan konularda karar verebilir mi? Bu ve benzeri durumlarda yargıç ve savcıların hesap vereceği bir makam yok mudur?
Evet; adı daha önce “Yüksek” iken normalleşmiş bir “Hakimler ve Savcılar Kurulu” vardır. Yukarıdaki soruları; “bilgi eksikliği, yanlış yorumlama, baskı-tehdit-adam kayırma-siyasi ve benzeri nedenlerle karar haline getiren sorumlulara” yaptıklarının hesabı sorulması gerekmez mi? Eğer HSK gibi bir kurum varsa, yaşamakta olduğumuz onlarca olayın sorumluları neden hiç sorgulanmaz? Yaşanmış bir örneği var mıdır? Varsa, öncelikle verdiği karar düzeltilerek bundan mağdur olan kişi/kişilerin hakları iade edilmiş, sonra ilgili kişiye hesap sorulup ceza verilmiş midir?
Bu konu sadece hukuk alanında değil, belli mesleklerin uygulanmasında da karşımıza çıkar. Örneğin; Tıp alanında bir doktorun veya veteriner hekimin yasal yetkisi-ortamı-izni-becerisi olmadan insan veya diğer canlılar üzerinde operasyon yapması yasaktır. Operasyonların kimler tarafından ve hangi koşullarda yapılacağı yasa ve yönetmeliklerde belirtilmiş, uymayanlara verilecek cezalar da yazılmıştır. Böyle bir durumda meslek odaları gereken uygulamaları yapıp ilgiliye yasadaki cezayı verir ve ayrıca o kişinin hukuken yargılanması için de mahkemelere başvurur. Yani kişiler, mesleklerini yapabilmeleri için bağlı oldukları meslek odası gibi kurumların koruma ve denetimi altındadır. Hukukta da böyle olmalıdır da gerçekten böyle midir?
Hukuk, bir gün hepimize gerekebilecek en güvenli limandır. Devletin tüm görevlileri tarafından hukukçulara bağımsız ve tarafsız kalmalarına, kararlarını özgürce verebilmelerine yardımcı olunması gerekir. Yargı-Yasama ve Yürütmenin eşit ve birbirini denetleyebilen kurullar olarak kalması hukukun da rahat hareket edebilmesini sağlar. Demokratik Parlamenter Sistemin bu çok önemli üstünlüğü, değiştirilen tek kişi sisteminde yok edilmiş görünmektedir. Yine de ısrarla ve umutla soruyoruz; “Türkiye bir hukuk devletidir” deriz de söylenenle yaşananlar uyumlu mudur? Mahkemelerde alınan kararların yansız ve tarafsız olduğu söylenebilir mi? Hukuk siyasileşmiş midir? Hukukçular görevini yasalara göre mi, siparişe göre mi vermelidir?
İşte bu sorulara; “Evet, ülkemiz bir hukuk devletidir. Kimse hukuk dışı bir yöntemle sorgulanamaz, yargılanamaz ve üzerinde işlem uygulanamaz. Kararlar makul süreler içinde ve hukukun üstünlüğü esas alınarak, kimseye ayrıcalık tanınmadan yasalara, hukuk normlarına göre ve yargıç vicdanıyla verilir” diyebiliyor muyuz?
O zaman HSK bu işe bir el atsın! Mahkemelerde yaşananları hiç hukuk bilgisi olmayanlar bile şaşırarak izliyor! Hukuk bu kadar ayaklar altına alınmamalı; bir gün hepimiz aynı koşullarda o hukukun karşısında olabiliriz. İktidarlar ne kadar uzun olursa olsun bir gün çekip gider ve yaptıklarının da hesabını verirler. Önemli olan yasalara, hukuk normlarına ve vicdanlara sığmayan kararlara imza atan ve attıranların, bunlara göz yumanların da hesap verilmesini sağlamaktır.
Günler zor da olsa geçer; gelmez denen yarınlar gelir, dünde kalır. Bu nedenle insan olmayı becerelim; vicdanımızı ayaklar altına almayalım. Güvendiğimiz dağlar da gün gelip devrildiğinde tek sığınağımız yine o hukuk olacaktır.
Ne ekersen onu biçeceksin; unutma!