Her Şeyi Bilenler Hiçbir Şey Bilmezler Mi?

"...........Buna benzer şekilde; siyaseti matematik gibi kesin kurallara bağlı görüp, doğası gereği içindeki olası değişim ve uzlaşıları reddetmek doğru mudur? Bu düşünce ise ancak radikal partilere yaşam kaynağı olabilir. Yaşayan her canlının beyninin gelişmişliği ölçüsünde zamana uyum sağlayacağı unutulmamalıdır. Evrim; bu sonsuz uyum sağlama yetisi sayesinde sürmekte, güçlü olanlar canlı kalabilmektedir. ............."


İnsanlar dünyaya beyinleri bir bilgisayar gibi doldurulmuş olarak gelmezler ama beyin doğuştan öğrenmeye açıktır, öğrenme yeteneğini çevre, deneyim, eğitim sayesinde geliştirir. Bireyin yıllar önceki birikimlerinin süreç içinde olası değişimlerden etkilenebileceğini, güncel olaylar, teknoloji ve pozitif gelişmelerin zamanla eski düşüncelerini değiştirebileceğini kabul etmek gerekir. Öyle ise bireyi eski düşüncesiyle yargılamak ne kadar doğrudur? Hangimiz yirmili yaşlarda düşündüklerimizi bugün doğru bulabiliriz? Koşullar bizi daha olgun, daha bilgili, daha iyi analiz yapabilir hale getirmemiş midir? “Değişmeyen tek şey değişimdir” sözü de bunu kanıtlamıyor mu? Önemli olan, olumlu ve çağdaş yöndeki değişimlerdir. Irmaklar tersine akmayacağına göre beyinsel devrim de geriye doğru olamaz.

Öyleyse yirmi otuz yıl önce siyasi olarak daha tutucu olan biri, bugün laik ve demokrat olamaz mı? Bu tavrından dolayı tüm pozitif yanları yok sayılarak eski durumunu öne çıkarıp onu aşağılamak ne derece doğrudur? Bu davranış bizi ne kadar kolay bölecektir, farkında mıyız? Buna benzer şekilde; siyaseti matematik gibi kesin kurallara bağlı görüp, doğası gereği içindeki olası değişim ve uzlaşıları reddetmek doğru mudur? Bu düşünce ise ancak radikal partilere yaşam kaynağı olabilir. Yaşayan her canlının beyninin gelişmişliği ölçüsünde zamana uyum sağlayacağı unutulmamalıdır. Evrim; bu sonsuz uyum sağlama yetisi sayesinde sürmekte, güçlü olanlar canlı kalabilmektedir.

Ülkemizde kötü günler yaşamaktayız. Ekonomik sıkıntılar ve muhalefetin yok edilmeye uğraşılması geleceğimizi karartmaktadır. İktidarın yanlışlarına seyirci kalırken muhalefetin tüm iyi niyetli çabalarında öküz altında buzağı aramanın ve her fırsatta eleştirmenin kime yararı olur? En büyük sıkıntı, sorunlara günün koşullarına uygun çözüm üretmek yerine, buna uğraşanları kendi doğrularına uymadığından dolayı dışlamak, başka görüş ve düşüncelere katılmamak, uzlaşmaya kapalı olmaktır.

Güvenerek izlediğimiz kişilerin fikirlerini kesin ve tek doğru kabul etmek zamanla saplantı haline gelebilir. Bilgi dağarcığımızı genişletmenin ve doğruyu aramanın yöntemi, bir kişi ya da görüşe bağımlı olmamak, kendini anlayabilmenin öncelikle karşı tarafı iyi bilmekten geçtiğini unutmamak, bu nedenle değişik alan ve görüşte okumalarla fikir jimnastiği yapmaktır. Fikirler matematik denklemleri gibi sabit değil, esnektir. Bu esneklik sayesinde yeni çözümler üretilebilir. Sadece kendi görüşlerini doğru görüp, içinden cımbızla çektiği kelimelerle diğerlerini kötülemeyi adet haline getirenler kitaplar çıkarıyor, köşeleri, blokları var, TV’lerdeler. Bunlar “doğruları söyleyen tek adam” rolünü oynarken, diğer görüşlerin açığını arayıp karalamakla kahraman olma hayalindedir. Aydın bir kişi bu tuzağa düşmemeli, günün koşullarına göre sorun çözücü yeni fikirler üretebilmelidir. En azından “yararın dokunmayacaksa önce zarar verme” ilkesine uyulmalıdır.

Ülkemizde Cumhuriyete, laikliğe, demokrasiye, insan haklarına, anayasaya, tüm insani ve hukuki değerlere karşı çıkmayı ve yok etmeyi hedef edinmiş güçlere karşı çözüm, bunların yine hukuk içinde yerlerinden sökülüp atılmalarıdır. Başarı; bunun farkına varan ve yanlışlığını kabullenen bireylerin mücadele güçlerini artırmak için bir araya gelmeleriyle başlar. Öncelik; araya kalın bir demokrasi çizgisi çizip, hukuksuzların karşısındaki demokrasi alanını tüm muhaliflere açmaktır. Bu çizgi, kurtuluşa gidecek ilk adımdır. Kararsız kalmak kurulu gücü desteklemektir. İkinci adım; hepsine şemsiye görevi yapabilecek en güçlü partinin kabulü ve desteklenmesiyle bu koruma kubbesinin altında el ele, omuz omuza olmaktır. Çünkü demokrasinin içselleştirilemediği toplumlarda haklı olan değil güçlü olan kazanır. Buna karşı durmak, demokrasiye inanan, kurtuluşun bireysel değil toplumsal olacağını düşünenlerle olasıdır. Çözüme destek yerine, buna çaba harcayanları karalamak, kararsız kitlenin aklını çelmek, dolaylı olarak güçlüyü desteklemiş olmak değil midir? Bilgi kimsenin tekelinde olamaz. Bir kişi her şeyi doğru söyleyip yapamaz. Matematiksel doğrular ile yaşamın doğruları birbirine uymaz. Hele siyaset bir çözüm arama yeri olup kesinlik içeren davranışlarda bile çoğunluğun çıkarına uzlaşmaları görmezden gelemez.

Eğer ana muhalefet partisi yok edilirse diğer partilerin ayakta kalamayacağı gibi güçlü insanlar susturulursa bizlerin konuşabilmesi de olanaksızdır. Ya susup sıranın bize gelmesini korkuyla bekleyecek, ya da hukuk çerçevesinde yılmadan mücadele edecek ve birlikte kurtulacağız. İnsanları üzümün çöpü armudun sapı gibi sudan nedenlerle eleştirmek yerine çorbada bir tutam tuzu olanlara yardımcı olmak zorundayız.

Tüm inananların bayramını kutluyor, sağlıkla geçmesini diliyorum.