Gün biter gülüşün kaldı bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
AHMET TELLİ
Bir şairi, bir öğretmeni, bir devrimciyi daha uğurladık. AHMET TELLİ’ yi uğurladık.
7 TEMMUZ 1993’ de RIFAT ILGAZ’ ı uğurlamıştık. Arkasında binlerce HABABAM SINIFI bırakarak gitmişti.
Haziran veya Temmuz’da ölmek değildir zor olan. Veya yılın herhangi bir ayında, ya da her hangi bir gününde. Giderken arkanda bıraktığın İZ’ dir, gidişini zor veya kolay kılan. AHMET TELLİ ve RIFAT ILGAZ’ dır, Temmuz’ları kolay kılanlar. Ne mutlu onlara.
Ne demişti RIFAT ILGAZ bizlere? Nasıl seslenmişti?
“Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol”
Rıfat Ilgaz’ ı ne kadar dinledik, bilemiyorum henüz. Sanki son aylarda önemli ölçüde bir uyanış görüyorum. “Kaldırıyor başını kan uykusundan...... Çabuk oluyor” gibiyiz!
Geçen hafta söz vermiştim sizlere. ROSENBORG ailesinden söz edecektim. Bir alıntı görmüştüm geçen gün. Mümtaz İdil tarafından paylaşılan, belki de bir başkasından alıntı olan yazıyı sonuna kadar okumanızı öneririm. Bir aile dramını, aslında bir aile direnişini, tüm dünyaya örnek olan mücadele ve direnişlerini okuyacağız. Ve içinde ülkemizin günümüzde de yaşanan gerçeklerini de göreceğiz.
“ 19 Haziran 1953’ TE tüm dünya Amerika’ da elektrikli sandalyede idam edilen JULİUS ve ETHEL ROSENBERG için ağlıyordu.
İnfazın gerçekleştiği gün, infaz da hazır bulunan ABD Devlet Bakanı William A. Carol şu utanmaz açıklamayı yapıyordu:”....Rosenberglere suçu kabul etmeleri halinde telefona sarılacağımızı, hattın öbür ucunda bulunan Washington’ a durumu bildireceğimizi, idamın durdurulacağını, cezalarının 30 yıl hapse çevrileceğini ve böylelikle de kendilerini hasretle bekleyen oğulları 6 yaşındaki Robert ile 10 yaşındaki Michael’ e kavuşacaklarını söyledik...”
Peki onlar ne dedi?
Rosenberglerin cevabı değil Bakan Carol’u, tüm insanlığı delip geçen ve uzayda bir yerlerde asılı kalan cevaptı:
“İyi ama suçsuzluğumuza inanan milyonlarca insan ne olacak? Onlar bizim çocuklarımız değil mi? Böyle bir şeyi onlara nasıl anlatırız?”
Baştan sona trajedi kokan Rosenbergler olayının bir başka yürek burkan yönü de, ETHEL ile Julius’ un idam tarihlerinin 18 Haziran olarak kararlaştırılmış olmasıydı.
Zavallı karı-koca o günün evlilik yıldönümü olduğunu belirterek, idamın bir gün önce veya bir gün sonraya alınmasını istemişlerdi. Amerika adaleti(!) idamları bir gün sonraya aldı!
NEYDİ ROSENBERGLER OLAYI?
İkinci dünya savaşı sonrası ABD ile Rusya arasında “Soğuk Savaş” diye adlandırılan müthiş bir çekişme başladı.
ABD dünyadaki en büyük tehlikenin komünizm olduğunu söylüyor ve bütün mücadelesini bu fikirle savaşa ayırıyordu.
Senatör McCharty ve adamlarının başlattığı cadı avı tüm Amerika’ ya korku salmıştı ve bir korku imparatorluğu yaratılmıştı. Kimse ses çıkaramıyor, hakkını arayamıyor, haksızlıkları kabul ediyordu.
Komşusunu, arkadaşını, meslektaşlarını ihbar edenlerin sayısında olağanüstü patlamalar oluyordu.
Herkes kendini kurtarmaya çalışıyor, kendi canını kurtarmak için bir başkası hakkında “gizli tanıklık” veya “yalancı tanıklık” yapmayı kabul ediyordu. McCharty ‘nin bürosu ihbar mektuplarından geçilmiyordu.
Bir başkasını suçlayarak kendi hayatlarını garanti alma noktasında bir korku çemberine alınmıştı insanlar.
Aralarında Robert Taylor, Ronald Reagan, Ellia Kazan, Bertolt Brecht, Paul Robson, Lili Helmann, Eisel kardeşler gibi ünlülerinde bulunduğu binlerce insan McCharty’ nin kurduğu mahkemelerde yargılanıyor, itirafa zorlanıyorlardı.
Rosenbergler olayı da işte tam bu sıralarda patlak verdi. Yahudi kökenli ETHEL ve JULİUS ROSENBERG ABD’ de işçi olarak çalışan, bir işçi toplantısında da tanışıp evlenen iki zararsız insandı. Ama işçi olmaları ve sendika ile bağlantıları onların hedef olması için yeterliydi.
Hedef olmaktan çıkarılıp “kurban” olmaları için ise küçük bir “casusluk” uydurması yeterli olacaktı.
Oldu da.
Julius Rosenberg 1947 yılında yürürlüğe giren “ Taft Hartley Yasası” çerçevesinde, Komünist Parti’ye üye olduğu gerekçesiyle işten çıkarıldı. Karısının kardeşi David Greenglass ile tamirhane açan Julius bu işte de sıkıntılar yaşadı. 1945 yılında “McCharty çetesi “düğmeye” bastı.
Önce bir itirafçıdan David Greenglass’ ın ismini aldılar.
David Greenglass yaratılacak komplo için ideal bir suçlu adayıydı.
Askerliğini atom bombası üretilen Los Alamos’ ta yapmış, terhis edildikten sonra hatıra olsun diye çaldığı uranyum ve bazı aletlerle yakalanmıştı. O sıralarda Greenglass’ ın üzerine pek gitmeyen FBI, Rosenbergler davası için hazırladığı senaryoda David Greenglass bazı bilgileri Julius’a pekala vermiş, o da SSCB’ne satmış olabilirdi.
Nitekim senaryoda bunun üzerine kuruldu.
Greenglass’ ın karısı Ruth da Julius aleyhine tanıklık yaptı.
Her şey “cadı avcıları” için iyi başlamıştı.
Julius 17 temmuz 195O tutuklandı, 11 Ağustos'ta da karısı ETHEL. Her ikisi de kendilerine yöneltilen casusluk suçlamalarını kesin dille reddettiler.
Mahkeme hızlı çalıştı ve yaklaşık 8 ay sonra, 5 Nisan 1951'de Rosemberg çifti ölüm cezasına çarptırıldı.
Karar tüm dünyada tepkiyle karşılandı. Zira elde somut bir delil yoktu.
Bütün suçlamalar gizli tanıklar ve sahte belgeler üzerinden yürütülüyordu.
Tepkilerin şiddetlenmesi karşısında McCarty ekibi Rosenberglerle pazarlık yolunu seçti.
Sovyet ajanı olduklarını kabul etmeleri halinde idam edilmeyeceklerini belirtti, ama Rosembergler bu teklifi reddetti.
Çaresiz kalan savcılar karı kocayı birbirinin aleyhinde ifadeye vermeye zorladılar. Ethel’e kocasının kendisine ihanet ettiğini, Julius'a da Ethel'in kendisini ele verdiğini söylediler, ama ikisi de bu yalanları burunların ucuyla itelediler.
Son olarak savcı Ethel Rosenberg’in hücresine girerek itiraf etmesi halinde kendisinin affedileceğini, kocasının suçlu olduğunun kesinleştiğini söyledi.
Ethel ROSENBERG o zaman tarihe geçecek şu sözleri savcının yüzüne haykırdı;
“Ey yollarını şaşırmış yiyiciler, ey satılmış insanlar, ey bu güzel dünyamızı kirleten iğrenç mahlukatlar yanıt mı istiyorsunuz?
İşte size yanıtım:
Sizin lanetlenmiş bağışlamanıza boyun eğip yaşamaktansa suçlu bulduğunuz kocamla birlikte ölmeyi tercih ederim.”
19 Haziran 1953 yılında Edison’un icadı elektrikli sandalyede idam edildiler. Kendilerine yöneltilen suçlamanın asılsızlığını, bu suçlamaların aslında ABD'deki işçi sınıfı yanlılarına yöneltilen bir baskının sonucu olduğunu, kendileri hakkında hiçbir kanıt olmadığı halde, suçlamaların hepsini çürüttükleri halde idam edilmelerini dünya hiç bağışlamadı.
ABD hükümeti de bu yükün altından ancak yıllar sonra, düzmece bir raporla, Julius’un casusluk olayına karıştığını ama Ethel'in gerçekten suçsuz yere idam edildiğini el altından açıkladı.
Kimse de yutmadı.
Tarih Rosenberg'leri hiç unutmadı, ama karşı devrimci ve korku imparatorluklarının harç doldurucuları onların hikayesini insanlardan uzak tutmaya çalıştı.
“Ama yani, aslında onlar da suçluymuş galiba” kuşkusu yaratıldı. “Sütten çıkmış ak kaşık” olmadıkları söylendi.
Yine Ethel Rosenberg’ in idam edilmeden önce çocuklarına yazdığı şiiri yok edemediler.
Bir fırsatını bulursanız şiiri bulun ve okuyun.
O zaman anlayacaksınız suçsuz yere hapishanelerde sahte deliller, gizli tanıklarla tutsak edinen insanların çektikleri acı kadar yakınların, çocuklarının da çektiği acıların şiddetini.
O zaman daha iyi anlayacaksınız unutturulmaya çalışılan Dreyfus davasının, Rosenberg’ler yargılanmasının nedenlerini.
O zaman anlayacaksınız bir “devletin” öldürmeye kurgulandığı zaman hukuku nasıl kendi lehine kullandığını, yargının nasıl siyasileştiğini, yasaların nasıl esnetildiğini, korkunun nasıl egemen kılındığını...
Okuyun...
Anlayacaksınız...”
Görüyoruz ve yaşıyoruz ki, o günlerden bu günlere değişen bir şey olmamış.
Değişmesi için ne gerekir?
Mücadele gerekir, kararlılık gerekir, birleşmek gerekir...
Biraz da bedel ödemek gerekir!