GÜRÜLTÜYÜ SEVİYORUZ VESSELAM!

Uyuyamayacaksın / Düzelmeden memleketin hali / Düzelmeden dünyanın hali / Gözüne uyku giremez ki / Uyumayacaksın (Melih Cevdet Anday)


Bugün yakın bir dost paylaştı da aklıma geliverdi birden. Ne kadar bağlantılı ise artık?

Melih Cevdet Anday’ın bir şiiri bu;

(Teşekkürler METİN YİĞİT)

Uyumayacaksın

Memleketinin hali

Seni seslerle uyandıracak

Oturup yazacaksın

Çünkü sen artık o sen değilsin

Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin

Durmadan sesler alacak

Sesler vereceksin

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku giremez ki..

Uyumayacaksın

Bir sis çanı gibi gecenin içinde

Ta gün ışıyıncaya kadar

Vakur metin sade

Çalacaksın

Şairin dediği gibi durmadan sesler alıyoruz bir yerlerden. Televizyonu açıyoruz birbirlerine ağıza alınmayacak sözler söyleyen politikacıların, yandaş sözde gazetecilerin, yorumcuların bağıra bağıra konuşmalarını dinlemek zorunda kalıyoruz. Sokakta, ev oturmalarında, kahvelerde, toplantılarda bağıra bağıra tartışıyoruz nedense. Görenler kavga ettiğimizi sanırlar.

Daha çok bağırdığımızda haklı olacağımızı, karşımızdakini etkileyeceğimizi düşünürüz hep nedense. Hiç de öyle olmaz aslında. Hatta çoğu zaman tam tersi olur ve kaybedenler daha çok sesi çıkanlardır. Hâlbuki bu işleri, tartışmalarımızı medenice yapsak, birbirimizi dinleyerek anlasak ve cevap versek daha iyi olmaz mı? İyi olur, hem de çok iyi olur, çünkü sonunda doğruyu bulmuş oluruz ve huzura kavuşuruz.

Günlük yaşamımızda yeterince gürültü içindeyiz zaten. Trafikte gürültü, toplu taşıma araçlarında gürültü, arabaları ile tur atmaya çıkan “gençlerin” araçlarından feryat figan son sesle yükselen sözde müziklerin gürültüleri, balıkçıların, manavların, pazarcıların ne dedikleri anlaşılmayan bağrışları içinde geçiyor zamanımız.

Ha, bir de şu günde beş vakit okunan, aslında daha çok var güçleri ile haykırdıkları, hoparlörlerin sesini sonuna kadar açarak namaza davet etmeleri de var. Kardeşim, Sinop’tan örnek vermek gerekirse-ki hemen her yerde aynıdır- yaklaşık ortalama her 100 metrede bir cami vardır, hepsi de ayrı ayrı ezan okumaktadırlar. İşin doğrusunu isterseniz ezan vakitlerinde iki kişi birbiri ile konuşamaz, birbirini anlayamaz olur.

Sevgili İl Müftüsü, ilimizin mülki amiri, size sesleniyorum; lütfen volümleri düşürün. Sabahın köründe yatağından korkuyla fırlayan bebekleri düşünün, hastaları düşünün, yaşlıları düşünün, ders çalışan öğrencileri düşünün. Günümüz teknolojisini kullanıp caminin şerefesine dahi çıkmadan aşağıdan ezan okuyan müezzin kendi sesinden doğal olarak rahatsız olmuyordur. O nedenle volümü sonuna kadar açmakta sakınca görmüyordur. Ancak gerek cami çevresinde oturanların, gerekse fazladan elektrik direklerine asılan hoparlörlerin yönleri bir de binalara dönükse o binalarda oturanların vay haline. Siz belki farkında değilsiniz ama halk gerçekten çok tepkili bu duruma.

“Yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin” diyor ozan. İşte bu “yiyiciler” tarafından sömürülen, ezilen halk-ki dini alet edenler daha çok sömürdükleri için- dinden imandan soğurken, bu çılgınca yarış içinde bağırarak söylenen ezanların payını da unutmayın soğumadan.

Birileri kızacak, birileri saldıracak belki bunları yazdığım için. Dinsiz diyecekler, imansız diyecekler belki. Ama olsun, canları sağ olsun. Belki de onlarda rahatlayacaklar, belki de onların bebeleri de korkudan fırlamayacak yatanlarından, belki de yaşlıları, hastaları da rahat ettikçe hak verecekler kim bilir.

Ne demişti şair;

…..

Uyuyamayacaksın

Düzelmeden memleketin hali

Düzelmeden dünyanın hali

Gözüne uyku giremez ki

Uyumayacaksın

….

GÜRÜLTÜYÜ SEVİYORUZ VESSELAM!