Özellikle çeyrek asırdır çok tartışılan basın özgürlüğü; genellikle gazetecilerin mesleğini engelsizce yapabilmesi olarak dar bir çerçevede görülüyor olsa da, toplumun temel demokratik haklarından biriyle, yani halkın haber alma özgürlüğü ile eşittir. Bu iki kavram arasındaki bağ, basit bir mesleki kolaylıktan öte, modern demokrasinin işleyişi için de hayati bir zorunluluktur.
Bir gazeteci haberi kendisi için değil, kitleye ulaştırmak için üretir. Gazeteci, toplumsal olayların, siyasi kararların, ekonomik gelişmelerin ve adaletsizliklerin ayna tutucusu, bilginin toplayıcısı ve güvenilir aracısıdır.
Yani gazetecinin ulaştığı haberin ana amacı bunu okura, yani halka ulaştırmaktır. Aslında bu haliyle bile gazetecinin de bir kamu görevini yerine getirdiğini görmek mümkün.
Gazetecinin özgürlüğü de, aslında bu aracı kurumun kesintisiz ve şeffaf çalışabilme kapasitesidir. Habere konulan her sansür, gazeteciye getirilen her kısıtlama, bu aracın işlevini doğrudan kesintiye uğratır. Sonuç olarak, bu kısıtlama bir meslek grubuna değil, bilinçli kararlar almak zorunda olan halka yönelmiş olur.
Haber alma özgürlüğünden mahrum kalan bir toplum, adeta karanlık bir odada bırakılmış gibidir.
Nedenlerini de şöyle sıralamak mümkün;
1.Denetim Mekanizması Çöker: Basın, yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında, yönetimi denetleyen dördüncü güç olarak kabul edilir. Eğer basın susturulursa, kamu gücünü elinde tutanlar hesap verebilirlikten uzaklaşır, yolsuzluk ve keyfilik yayılır. Denetimsiz kalan yönetimden zarar gören ise en nihayetinde vatandaştır.
2.Bilinçli Seçim Hakkı Engellenir: Halkın seçmen olarak doğru karar verebilmesi için siyasi partilerin, adayların ve politikaların gerçek yüzünü bilmesi gerekir. Sansür, bu bilgileri çarpıtarak veya gizleyerek, halkın özgür ve bilinçli seçim yapma hakkını temelden ihlal eder.
3.Çözüm Yolları Kapanır: Toplumsal sorunlar (çevre felaketleri, ekonomik krizler, sağlık riskleri) sansürlendiğinde, halk sorunun gerçek boyutunu anlayamaz. Sorunun varlığını bilmeyen bir toplum, çözüm talep edemez ve böylece sorunlar derinleşir.
Bu bağlamda, basın özgürlüğü sadece bir yasal düzenleme ya da anayasal madde olmaktan çıkar; aktif bir sivil sorumluluk alanı haline gelir. Halk, gazetecinin özgürlüğünü kendi haber alma hakkının güvencesi olarak görmeli ve bu özgürlüğe sahip çıkmalıdır.
Çünkü bir ülkede gazeteciler sindirilmişse, o ülkede susturulan sadece gazetecilerin sesi değil, o ülkenin vatandaşlarının hakikati bilme ve sorma hakkıdır.
Basın özgürlüğü, demokrasinin damarlarında akan kan gibidir; temiz ve kesintisiz akışı, bütün vücudun sağlıklı işlemesini sağlar. Gazetecilik üzerindeki her baskı, aslında halkın bilgiye erişim kanallarının tıkanmasıdır.
Dolayısıyla, basın özgürlüğünü savunmak, bir meslek grubuna destek çıkmaktan çok, demokratik bir toplumda yaşama, hakikati bilme ve yönetime katılma hakkını savunmaktır. Halkın haber alma özgürlüğü güvence altında olmadığı sürece, gerçek bir özgürlükten ve demokrasiden bahsetmek mümkün değildir.