Fasıl bitti istekler başladı!

"...........kökü 1990’lara dayanan BOP da buraları ele geçirme projelerinden biriydi ve ülkemiz de tam göbeğindeydi! BOP gereği hedef olan 22 ülkeden sadece üçü kaldı, Suriye, İran ve Türkiye. Ya ötekiler? “Kullanışlı diktatörler” koltuklarının tadını çıkarırken ABD onların tüm zenginliklerini kendi halkına aktarıyor.............."


Coğrafyanın kader olması başımıza çok iş açıyor. Sevinelim mi, üzülelim mi bilemiyoruz bu cennet vatanda. İmparatorluktan tarihin çarkları arasında ezilerek Kurtuluş ve Kuruluş aşamalarında kanımızın son damlasına kadar direnip kurulan Türkiye Cumhuriyeti, eskiye özlemle yaşayan “kullanışlı malzemeler” sayesinde parçalanmaya uğraşılıyor. Topraklarımızın bu kadar verimli olmasından mıdır bilinmez, kahramanı kadar haini de çıkmış tarih boyunca.

Vazgeçilemeyen Orta Doğu ve onu Avrupa’ya bağlayan Anadolu, tarihte paylaşılamayan bir köprü olagelmiştir. Onlarca toplum Anadolu’ya gelip yerleşmiş ya da geçerken uğramıştır. Bu nedenle Anadolu’muzda sadece kültürel değil genetik geçirgenlik de sürekli değişmiştir. İşte kökü 1990’lara dayanan BOP da buraları ele geçirme projelerinden biriydi ve ülkemiz de tam göbeğindeydi! BOP gereği hedef olan 22 ülkeden sadece üçü kaldı, Suriye, İran ve Türkiye. Ya ötekiler? “Kullanışlı diktatörler” koltuklarının tadını çıkarırken ABD onların tüm zenginliklerini kendi halkına aktarıyor.

Biz ne yapıyoruz? Irak’ın parçalanması, 36. Paralel dayatılarak PKK’nın beslenip büyütülmesi, Suriye’de ABD denetiminde ve dokunulamayan PYD’nin kurulup geleceğe yatırım yapılmasını herkes gibi sadece izliyoruz! Bu arada daha önce iki kez “resmen” denenen, süslü-püslü isimlerle halkın gözünü boyayan açılımlar niye yapıldı? Millet/Ulus yerine Ümmet diyenler, Türk milleti tanımını reddederken Kürt kavramını nasıl kabul edebilecekti?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vatandaşlık tanımında etnisite ve dini dayanak yoktur; bu coğrafyada yaşayan halka Türk milleti derken ısrarla etnisiteden kaçınmıştır. Etnik gruplar elbette vardır ve herkes gibi vatandaşımızdır. Birinin diğerinden hukuken üstünlüğü de olamaz. Bu süreç peşinden din ve inanış farklılıklarının dayatılmasını getireceğinden istenen özerkliğe doğru gidilecektir. İstenen de tam budur.

Bu anlatılanları kavrayabilmek için ülkemizdeki siyasi durumun çok iyi bilinmesi gerekir. Birinin iktidara tutunması gittikçe zorlaşmaktaydı ve tek çözüm açılımlar yaptığı partiyi kendi yanına çekebilmek, muhalefeti de barış düşmanı ilan etmekti. Yolunda taş olarak gördükleri içeri tıkılırken aynı zamanda geride kalanlara bunu göz dağı olarak kullandılar. Meşhur 12,5 yıl sürecek bir dava var! Yani 12,5 yıl haklı bile olsan içeridesin! Bu sürede seçme ve seçilme hakkını da kullanamayacaksın. Daha ne olsun? Ülkemizde “Oscar” hayali gören birileri dünyanın kıskanacağı bir barış istemektedir. Buna karşı çıkan muhaliflerin zaten yaşamaya bile hakkı yoktur, gereği yapılacaktır, aynı daha önceden yapıldığı gibi… Akla sığmayan suçlamalar, hayali belgeler, itirafçı ve gizli tanıklar ile bakın ülkemizde kimler hapistedir? Dünya hakikaten yapılanlara şaşkınlıkla bakıyor! Hukuk devletinin nasıl bir parti devletine dönüştüğünü anlamaya çalışıyor.

Birbirine benzer süreçlerin yaşandığı Oslo ve Dolmabahçe açılımlarını yaşadık. Sonuç? İki tarafın da kendi geleceklerini garantiye almak için üzerinde tepinmelerine halk izin vermeyince görüşmeler bozuldu, eski dostlar düşman oluverdi. Olan halkımıza oldu; açlık, sefalet ve şehit haberleri, çöken ekonomi, kaybolan ülke itibarımız… Şimdi aynı işlem yineleniyor. Birbirlerine söylemediklerini bırakmayan meşhur üçlü ne oldu da kanka oluverdiler? Sadece bu soruya bile yanıt bulabilirsek oynanan tiyatroyu anlarız.

DEM Parti tek başına ülkemizdeki tüm Kürt vatandaşlarımızı temsil edemez! Hele Bahçeli’nin öve öve bitiremediği “Önder Apo”larına bağlı, PKK ile kol kola olanlar sadece teröre ve ABD’nin BOP’una hizmet eder. Zehri çikolataya sarıp yedirmek, onun zehir olmasını sadece gizler, yok edemez! Hedeflerinde Kürdistan kurmak olanların buna ne yetkileri ne de hakları vardır; güçleri ise asla yetmez! AKP ve MHP ülkeyi böldürme çabalarına çanak tutarken kendi ideolojileri uğruna ölenlerinin kemikleri sızlamayacak mıdır? Bu nedenle adı çok güzel olan “Barış ve kardeşlik” kelimelerini lütfen çıkarlarınız uğruna kirletmeyiniz!

Adı güzel “Barış Kardeşlik...” komisyonunda ilk etap bitti gibi, artık sıra isteklere geliyor. İlk rapor DEM Partiden geldi. Ağızlarından “savaşta galip gelmiş devletler” gibi bal damlıyor! “Söyleyene değil söyletene bak” dememişler boşuna. Dünün yanında duranını bile yakan DEM Partisi şimdi neden bu kadar rahat ve aşırı cesur? Üstelik çok da çekici; kendine anadan doğma muhalifleri nasıl kanka yapabildi de muhalefete bile ayar verebiliyor? Taleplerini her gün artırarak dayatabiliyor? Olmayacak talepler ile ne amaçlıyor? Buyurun;

“Süreci taçlandıracak anayasal değişiklikler yapılmalı, değişmez başlangıç hükümleri değiştirilmelidir. Türkiye’nin çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı ve çok kimlikli toplumsal gerçekliği tanıyan yeni bir anayasal düzene ihtiyacı vardır. Anayasa’nın 42.(anadilinde eğitim), 66. (vatandaşlık tanımı) ve 127. (idari vesayet) maddeleri üzerinde düzenlemelere gidilmelidir. Yerel yönetimlerin mali ve idari özerkliği güçlendirilmelidir. Terörle Mücadele Yasası (TMK) kaldırılmalıdır. Bu Yasa (Barış), çatışma sürecinin tarafı hâline getirilmiş tüm kesimleri kapsamalı; “suç işleyen-işlemeyen” gibi öznel ve ayrıştırıcı kategorilere dayanarak yeni dışlama alanları yaratmamalıdır” ve benzerleri...

Bunların gerçekten amacı barış mı? Bu kılıf altında gizlenen ne var? İki taraftan da bakalım; hatta üç taraftan! İlki, Cumhurun yaptıklarının hesabını veremeyecek kadar battığı ve tek kurtuluş olarak yeni Anayasa ile geleceklerini garantiye almak mı? İkincisi; arkasındaki güçlerin iki tarafa da yüklediği sorumlulukları yerine getirmek zorunda kalmalarından mı? Üçüncüsü de bunu barış gibi sunarken ülkenin bölünmesinin adımlarını atmayı ve üç kesimi de mutlu etmek mi? Koltuğu korumak, geleceği garanti altına almak, hesap vermemek kolayca vazgeçilebilecek şeyler mi? Bölünmüş ya da zayıflatılmış bir Türkiye Cumhuriyeti, zamanın ABD mandacıları gibi sığınacak yer aramaz mı?

Bize emanet edilen ülkemizin coğrafi bütünlüğü ve yönetim şeklini korumak görevimizdir. Bunun için ortaya kalın bir çizgi çizilmeli, herkes geleceğini düşünerek, siyasi görüş ve partilerini bir tarafa bırakarak, ortak noktalarda buluşabileceği tarafı seçmelidir. Üzümün çöpü armudun sapını aramanın zamanı değildir. Birlikte hareket ederek galip gelmek yerine yenilmenin mantıksal bir açıklaması olamaz. Aynı tarafa olmak tıpa tıp aynı şeyleri düşünmek ve savunmak anlamına da gelmez, çoğunlukla benzer şeyleri düşündüğünü gösterir.

Bu hedefin merkezinde ülkemiz vardır. Coğrafyanın kader olduğunu biliriz de bizimki galiba kötü insanların elindeki bıçak gibi kötü kader; adı BOP! Dört parçalı bir Kürdistan kurulması, ülkemizin büyük bir bölümünün elimizden çıkması hedeflenmektedir.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!