Emekliler tüm diğer kesimler; kamuda ve özel işletmelerde çalışan işçiler, memurlar vb. gibi emeğinden başka satacak bir şeyleri olmayan, ürettikleri veya yaptıkları iş karşılığında ücret alan bununla geçimini sağlayan kesimlerden biridir. Emeklilerin kamuda ya da özel sektörde çalışan işçilerden ve kamu emekçilerinden tek farkı aktif çalışma yaşamı içerisinde olmamalarıdır.
Son kamu oyu araştırmalarına göre emeklilerin yaklaşık yüzde yetmişi geçinebilme endişesi ve yaşam koşullarının dayatmasının sonucunda ikinci bir işte çalışmak zorunda bırakılarak, emekli olmalarına rağmen, aktif çalışma yaşamının içinde yer almaktadır. Çalışma yaşamının içinde yer alan emeklilerin yine son araştırmalara göre 10 milyonu aşmaktadır. Bu sayı azımsanmayacak bir sayı olmakla birlikte Türkiye nüfusunun yüzde onunun üzerindedir.
Buna karşılık 27 Ekim 2025 tarihinde açıklanan işgücü istatistiklerine göre 2025 yılı Eylül ayında dolayısı ile daha yani yüzde 8,6 seviyesinde gerçekleşmiş olduğu açıklanmıştır. Türkiye nüfusu baz alındığında bu da göstermektedir ki yaklaşık 10 milyon çalışabilir durumdaki kişi işsizdir.
Bu oranlara bakıldığında ortaya çıkan sonuç; bu gün kü yaşam koşuları içerisinde çareyi ikinci bir işte çalışmakta bulan emeklilere geçinebilecekleri oranda ücret verilse bunlar çalışmak zorunda kalmayacak, dolayısı ile sayıları yaklaşık 10 milyonu bulan işsizler buralarda istihdam edilerek çalışma yaşamının içinde yer alabilecek, böylece işsizlik sorunu da ortadan kalkacaktır. İş arayan ve bugün üniversitelerde okuyan potansiyel iş arayacak olanlar gelecek kaygılarından uzak bir öğrenim hayatı sürdürebileceklerdir.
Emeklilerle birlikte emeklilikleri gelmiş olan potansiyel emekçiler de aynı sorunlarla karşılaşma endişesi ile emekliliklerini ertelemekte; geçim sıkıntısı ve gelecek endişesi ile çalışma yaş sonu olan 65 yaşına kadar çalışmaya devam etmektedir.
Orta öğretimde okuyan gençler üniversiteye girebilme endişesinin yanında üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulup bulamayacağı, ailesine yük olma endişesi içerisinde üniversite sınavlarına hazırlanıyorken, üniversite sınavını kazanıp girenler ise okulu bitirince ne yapacağım endişesi ile üniversite yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Hatta bu endişe ile üniversite yaşamlarını bilinçli olarak uzatıyor.
Bugün; işçi endişeli, köylü endişeli, esnaf endişeli, emekli endişeli, emekli olacaklar endişeli, işsizler zaten geleceklerinden umudu kesmiş umutsuzluk ve karamsarlık içinde yaşam sürdürüyorken, buna her yıl eklenen işsizleri de eklediğimizde toplumun yarısından çoğu gelecek endişesi yaşıyor demektir.
Eğer durum gerçekten böyleyse ve ne yazık ki böyle o halde ortada temel bir sorun var demektir. Sorunun ne olduğu, nereden kaynaklandığı çok açık bir şekilde ortadadır. Sorun tercih sorunudur. Yani bütün kurum ve kuruluşları ile devleti yöneten mevcut iktidarın işçi, emekçiden ve emeklilerden yana değil sermayeden yana tercihini yapması, tüm kaynakların sermaye ye aktarılması sorunudur. Yani özcesi külfetin işçi, emekçi ve emeklilere, nimetin ise sermayeye düşmesi meselesidir. Konunun iyi anlaşılması aynı zamanda yaşadığımız sorunların nedenlerine ve çözümüne ilişkin yanıtlar bulmamızı kolaylaştıracaktır.
Burjuva devletinde, siyaset sermaye sınıfının, sermaye sınıfı ise siyasetin emrinde olur. Geriye kalanlar ,yani ötekiler ise bu ayrılmaz ikili ortağın kölesidirler. Dolayısı ile bu sistemde köleleştirilen ötekilerin gerçeğe ulaşmaları din, milliyetçilik, ulus, vatan gibi soyut kavramlarla gölgelenir. Elbette ki buna futbolu ve futbol fanatizmini de eklemezsek eksik kalır. Seçimler, siyasi partiler, yargı kurumları, okullar, askerler ve polisler çarkın dönmesi ve devam etmesi için bu yukarıda saydığımız araçların gölgesinde sermaye –siyaset ikilisine hizmet ederler.
Dolayısı ile bu gün işçiler, emekçiler, emeklilerle birlikte tüm ezilenlerin yaşadıkları sorunların temel nedeni bu döngüdür. Bu döngüyü iyi görmek, bilmek yaşadığımız sorunlara çözümler üretme konusunda işimizi kolaylaştıracaktır.
Bu arada şunu da belirtmeliyim ki sorun biraz da bizdedir. Bunu niçin söylediğimi bir şiirle anlatarak yazımı sonlandıracağım. Ve değerlendirmeyi okuyucuma bırakacağım.
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katıltıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim! /NAZIM HİKMET RAN
Değerli okurlarım;
aşağıdaki linkleri ayrı ayrı tıklayarak abone olunuz, takibe alınız ve bildirimleri açınız. Böylelikle sitemiz sizlerle güçlenecek, halkın aydınlanması ve yönetim kadrolarının Kentimize daha doğru ve yerinde hizmetleri sağlanabilecektir. Saygıyla...
https://www.youtube.com/@HaberKolektif
https://www.instagram.com/haberkolektif/?igsh=MThneHdwaGNpcWRmOQ%3D%3D#
https://x.com/haberkolek84891?s=11
https://www.facebook.com/people/Haberkolektif/61579142911001/
haberkolektif@hotmail.com