Hepimizin anımsayacağı gibi Covid-19 salgını ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde Kasım 2019’da ortaya çıktı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise 11 Mart 2020’de Covid-19’u küresel pandemi olarak ilan etti. Türkiye’de ilk vaka 11 Mart 2020’de açıklandı. Bu süreç, kitaplara konu olacak kadar çok soru işaretleri taşıyacak, özellikle ABD’nin kimyasal silah olarak bu tür çalışmaları sorgulanacaktı.
Kitap, yazarın bu konudaki yazılarından bir derleme olarak sunarken “Kitapta okuyacaksınız, temel tezim bu virüsün doğal bir virüs olmadığı ve doğum yerinin de ABD olduğu üzerine kurulu” diyor. Bununla ilgili tarihsel bilgileri aktarıyor. Örneğin; Bill Gates’in aşı çalışmaları için harcadığı milyarlarca doların yanında aynı zamanda öjenist (engelli, hasta, homoseksüel insanların toplumdan ayıklanarak insan ırkının ıslah edilmesini isteyen kişi) olarak tanıtıyor. Hitler’in aynı konuda işe kısırlaştırmakla başlayıp insan fırınlarına kadar uzandığını, bu durumu yasa olarak Washington ve California eyaletlerinin de kabul ettiğini de anımsatıyor. Aşı üretiminin ise hem insan sağlığı için çok gerekli hem de kâr amacı güttüğü için çok tehlikeli olabileceğini okuyoruz.
Hastalığın Çin’de çıktığı haberlerinin kirli bilgi olarak hızla ortalığa yayılmasının, bundan bir süre önce yine başta Çin olmak üzere Asya ülkelerinde aniden patlak veren Kuş Gribi ve Afrika Domuz Ateşi hastalıklarının hem ekonomiye hem de ana protein kaynağı olan domuzların yok oluşuna neden olmasına dikkat çekiliyor.
“Kapitalist elitin arka planda olduğu bu insanlık dışı taktiğe biyolojik savaş deniyor ve tarihi 1493’e kadar gidiyor. Güney Amerika’yı fetheden İspanyol fatihler yerli halka vebalı ve çiçek hastalığı yüklü battaniyeler dağıtmıştı!” diyen yazar, bu yöntemlerin teknolojiyle birleştirilerek bugün de kullanıldığını söylüyor.
Yaşanan son pandeminin ortaya çıkışı hakkındaki gizlenen gerçeklerin aslında ekonomide dünya devi olma yolunda giden Çin’e engel olmak olduğunu görüyoruz. “ABD’de tüketilen ilaç ve içeriklerinin yüzde sekseninin Çin’de üretildiğini pek fazla kişi bilmez ama öyle. Dünyada da buna benzer bir orandan söz etmek mümkün. Çünkü dev ilaç firmaları üretim merkezlerini neredeyse tamamen Çin’e taşımıştı. Halihazırda ABD’deki antibiyotiklerin %97’si Çin’den geliyor. (…) Hindistan’a dönüş de çare değil, çünkü Hindistan da ilaç hammaddelerinin çoğunu Çin’den alıyor.”
İşte sorun da burada… ABD bunu çekemiyor, Çin’in güçlenmesinden korkuyor ve engellemek için her şeyi yapıyor. Aynı COVİD-19’un Çin tarafından üretilen bir yapma virüs olup Wuhan kentinden yayıldığı yalanı gibi… Daha önce yaptığı gibi; “Küresel çapta 30 ila 100 milyon kişinin ölümüne yol açan 1918 İspanyol Gribi, İspanya değil ABD kaynaklıydı. 2009’da 300 bin kişinin ölümüne yol açan H1N1 Domuz gribi de keza ABD kökenliydi. HIV-AIDS de ABD kaynaklıydı. Hiçbirinden özür dilemeyi neden düşünmemişti Sam Amca?”
Kitapta çok sayıda ünlü kişinin ABD’nin kitle halinde insanları öldürmek için “Ölüm Bilimi İnsanları” yarattığını, bunların gece gündüz yapay virüsler üretmek, ırklara yönelik biyolojik savaş malzemesi üretmek gibi insanlık dışı çalışmalarını anlatıyor. “Genel olarak, Amerika’da bugün 13.000 ölüm bilimcisi var. Bunlar kendilerini “yaşam bilimcileri” olarak adlandıran, kirli biyo-savaş çalışmaları yapan insanlar.” Bu konuda yapılan söyleşiler kitapta var; ama okurken tüyleriniz dikenleşebilir! Bazılarından kısa alıntılar yapayım:
“(Teksas’taki Galveston Ulusal Laboratuvarı, dünyanın diğer yerlerinde “biyolojik silaha dönüştürmek amacıyla” vahşi yaşamdaki potansiyel biyolojik savaş ajanlarını aramayı kabul ettiğini itiraf etti, yorumunuz? Yanıt: Doğru! Galveston’u SS ve Gestapo hatları boyunca devam eden bir suçlu girişim olarak kapatmalılar. Galveston insanlık için Hitler’in ölüm mangalarından çok daha tehlikeli.”
“Soru: Amerika dışında hangi ülkelerin biyolojik savaş laboratuvarı var? Yanıt: İngiltere, Rusya, Fransa, Çin, elbette İsrail.”
ABD, bu çalışmaları yaparken başka devletler dışında kendi insanlarını da acımasızca kullanmıştır. “Çok ilginç bir deney silsilesi de Amerikan Hava Kuvvetleri’nin 1950’lerden itibaren başlattığı “havadan saçılma operasyonları.” ABD kendi toprakları ve kendi insanları üzerinde tam tamına 240 biyo-savaş hava operasyonu yapmış. Nerede diye sorarsanız, Alaska’dan Hawai’ye kadar ABD’nin onlarca eyaletinde.”
Başa dönersek; COVİD-19 yazarın anlattığı ve sunduğu verilere göre ABD tarafından üretilmiş bir silah… ABD’nin amaçlarına hizmet edeceğini düşündüğü her şeyi yapabileceği zaten biliniyor. Başındaki manyak da bunu tetiklemekten geri duracak biri değil. “Ancak virüs sadece ekonomik kriz, işsizlik ve açlık yaratmadı. Korku ile kurulan bir yeni otoriter rejim de gündemimize girdi. Hem de gönüllü bir rejim. İnsanlar dehşet içinde evlerinde hapisken, Bill Gates ve sınıfdaşları küresel sistemi tasarlıyor belki de. Artık finans kapitalin o liberal demokrasi modeli dijital kontrolcü bir Orwellyen döneme geçiyor gibi: Zorunlu aşı ve çiplemeyle evrensel asgari geçim yardımı, uslu çocuk olursan ek sosyal kredi ve elbette nüfus kontrolü” diyerek ekliyor yazarımız:
“İnsanlık olarak önümüzde büyük bir sınav ve mücadele duruyor. Zaten aksi mümkün değil. Milyonlarca yıllık evrim çizgimize ters.”
Kitabı okurken pandemi günlerinde ülkemizde yaşadıklarımı gözümün önünden akıp geçti. Dünya nelerle uğraşırken biz daha koruyuculuğu bile tartışmalı uyduruk maskelerin vatandaşa ulaştırılmasını beceremeyenlerin ellerine teslimdik! Bence okumaya ve üzerinde düşünmeye değer…
İyi okumalar dileği ile.