Bir çocuğun karnını doyurmak zor değildir.
Üşümesin diye sırtına en güzel montu alırsınız, elinden telefonunu, oyuncağını eksik etmezsiniz. İyi bir okul, iyi bir kurs, iyi bir gelecek için didinirsiniz. Yıllar geçer, "Ben çocuğum için her şeyi yaptım" dersiniz.
Ama sonra bir gün...
O çocuk toplumun içine karışır.
İşte gerçek sınav o gün başlar.
Çünkü çocuk, evde öğrendiğini sokakta sergiler. Ailesinin aynası olur. Bir yaşlıya uzattığı el, bir ağacı koruyuşu, bir hayvanın başını okşayışı, bir kadına, bir öğretmene, bir emekçiye gösterdiği saygı… Hepsi aldığı eğitimin değil, gördüğü terbiyenin yansımasıdır.
Ne acıdır ki bugün sokaklarda birbirine tahammül edemeyen, en küçük tartışmada şiddete başvuran, "önce ben" demeyi hayat felsefesi hâline getirmiş insanların çoğu da bir zamanlar birilerinin çocuklarıydı.
Demek ki çocuk büyümüş...
Ama insan yetişmemiş.
Oysa çocuk yetiştirmek; sadece boyunun uzamasını değil, vicdanının da büyümesini sağlamaktır. Merhameti öğretmektir. Paylaşmayı, özür dilemeyi, teşekkür etmeyi, hakkını ararken başkasının hakkına saygı duymayı öğretmektir.
Çocuklar nasihatten çok örnekleri izler. Siz trafikte kırmızı ışıkta geçerseniz, o da kuralları önemsemez. Siz yalanı küçük bir çıkar için sıradanlaştırırsanız, doğruluğun değerini ondan bekleyemezsiniz. Siz öfkenizi kontrol edemezseniz, ondan sabırlı olmasını isteyemezsiniz.
Çünkü çocukların, kulağından çok, gözleri öğrenir.
Bugün toplum olarak şikâyet ettiğimiz birçok davranışın tohumu aslında yıllar önce evlerde atıldı. Saygıyı, sevgiyi, vicdanı ve adaleti öğretmeyi ihmal ettiğimiz her çocuk, yarının eksik kalan toplumunu inşa eder.
Çocuklarımızı doktor, mühendis, avukat ya da yönetici yapmak için gösterdiğimiz çabanın yarısını onları iyi insan yapmak için gösterebilsek, belki de bugün bu kadar öfkeyi, bu kadar sevgisizliği konuşmuyor olurduk.
Çünkü bir çocuğun başarısı aldığı diplomalarla değil; arkasından "Ne güzel insan olmuş." dedirtebilmesiyle ölçülür.
Unutmayalım...
Çocuk bakmak anne babalık görevini yerine getirmektir.
Ama çocuk yetiştirmek, insanlığa bırakılacak en değerli mirastır.
Ve o mirasın değeri, çocuk evden çıkıp toplumun içine karıştığında, herkes tarafından görülür.
Sizleri bu yazım ile klasik gazete köşe yazılarının duygusal ve düşündürücü üslubunun da ötesinde ebeveynler olarak kendimizi hem sorgulamayı ve hem de toplumsal sorumluluğumuzu yeniden değerlendirmeyi öneriyorum. Çünkü fotoğrafın büyüğüne baktığımızda bir yerlerde yanlışlar yaptığımızı ya da bir şeylerin ters gittiğini görüyoruz.
Bu yanlışların ya da ters gidişlerin sorumluluğunu çocuklarımızın üzerine bırakamayız.
Geleceğin teminatı çocuklarımız adına yarın çok geç olmadan!