ÇAYELİ’NDEN ÖTEYE BİR BAŞBAKAN KÖYÜ!

Mesut Yılmaz, 1983 yılında kurulan ANAP'ın kurucu üyeleri arasında yer aldı ve Genel Başkan yardımcılığı yaptı.

İlk defa 1983 Türkiye genel seçimlerinde ANAP Rize milletvekili olarak meclise girdi.

1986 ve 1990 yılları arasında Turgut Özal tarafından kurulan hükûmetlerde Dışişleri Bakanı ve Kültür ve Turizm Bakanı olarak görevlendirildi.

ANAP Genel Başkanı Yıldırım Akbulut’un istifasının ardından 1991 yılında yapılan kongrede yeni genel başkan seçilerek başbakan oldu.

1995 Türkiye genel seçimlerinin ardından kurulan koalisyon hükûmetinde tekrar başbakan olarak görevlendirildi.

1997-1999 yılları arasında da başbakan olarak görev yaptı.

2000-2002 yılları arasında DSP-MHP-ANAP koalisyonunda devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak yer aldı. Koalisyon ortakları ile birlikte ‘Rahşan Affı’ nı çıkardı.

Partisi 2002 Türkiye genel seçimlerinde meclise giremeyince istifa etti.

2007 Türkiye genel seçimlerinde Rize’den bağımsız milletvekili olarak meclise girdi.

15 Ocak 2009-2011 yılları arasında ANAP ve Doğru Yol Partisi’nin birleşmesi sonucu kurulan Demokrat Parti’de siyasi yaşamına devam etti.

2004 yılında Yüce Divan'da yargılandı. Cumhuriyet tarihinde Yüce Divan'da yargılanan ilk başbakan oldu.

30 Ekim 2020 tarihinde İstanbul’da sonsuzluğa uğurlandı.

Mesut Yılmaz, 23 Haziran 1991’de 21. Türkiye başbakanı olarak görevlendirilince Cumhuriyet gazetesi haber müdürü Yalçın Bayer “Başbakanın köyüne git. Bak bakalım orada ne var ne yok, hava nasıl, bakıver” dedi.

Temmuz ayının ilk haftasında Samsun Bürosu’ndan Salim Sürmeli ile birlikte yola koyulduk. Çayeli’nde Rize muhabiri Faik Bakoğlu ile buluştuk.

Soluğu Başbakan Yılmaz’ın köyü Çataldere’de aldık.

İşte bundan sonrasını 8 Temmuz 1991 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yarım sayfa yayınlanan haberden bir özet olarak sunuyorum:

Yılmaz’ın baba ocağı

"Evler sanki bir inat uğruna en dik yamaçlara yapılmış. Ana yoldan köye ulaşım, asma tahta köprülerle sağlanıyor. Toplanan çaylardan eve götürülecek erzağa kadar her şey teleferikle taşınıyor. Rize’nin Çayeli ilçesine bağlı Çataldere köyündeki teleferik, öyle bilinen teleferiklere benzemiyor. Boş bir araba lastiği, çelik halat ve raydan oluşan “teleferik” Karadeniz’in zümrüt yeşiline metal bir yabancılaşma unsuru olarak saplanıyor.

Çayeli’nden Çataldere ’ye giden 35 kilometrelik yolun yarısı asfalt, gerisi dağların yamaçlarından çay bahçeleri içinden uzanan toprak bir yol. Mesut Yılmaz çocukluğunda babasıyla birlikte İstanbul’dan ziyarete geldiklerinde Çayeli’nden Çataldere’ye 8-10 saatte yürüyerek aşarmış bu yolu.

İki derenin arasında kaldığı için Çataldere adını alan köye girdiğimizde bizi “gölge başbakan” muhtar Salih Aydın karşılıyor.

Yılmaz’ın baba ocağı Çataldere köyünde 110 ev var. 150-200 yıllık olanlar çarpıyor gözümüze. 1950’den bu yana bakan ve milletvekili çıkarmasıyla ünlenen Çataldere, bu özelliğine başbakan da ekledi. Mesut Yılmaz’ın amcası İzzet Akçal, 1950-60 arası DP’den, oğlu Erol Yılmaz Akçal da 1961-73 dönemlerinde AP’den milletvekili seçilmişler.

Baba İzzet Akçal Devlet Bakanlığı, oğul Erol Yılmaz Akçal, 12 Mart döneminde Nihat Erim Hükümetinde Turizm ve Tanıtma Bakanlığı yapmış. Çataldere 1983’ten beri ANAP’lı. Oylarda tek bir fire vermemişler. Sadece 1987’de bir oy DYP’ye çıkmış. Çok aramışlar ama bulamamışlar DYP’ye oy vereni.

Mesut Yılmaz’ın babası Hasan Yılmaz ve amcaları Hüseyin ve İzzet Akçal, 1940’lı yılların sonuna doğru gurbete çıkmışlar köylerinden. İstanbul Mercan yokuşunda bir gömlekçi dükkanı olmuş ilk işleri.

Köy meydanından yamaçtaki evlere patika yollardan ulaşılabiliyor. Elektrik 1990’da gelmiş, sonra da telefon. Her evde renkli televizyon var, ancak hiçbir Çataldereli bugüne kadar köylerindeki televizyondan Mesut Yılmaz’ı bir kez olsun izleyememişler. Yansıtıcılar yayın alanı dışında kaldığından Yılmaz’ın köyündeki televizyonlar şimdilik bir süs eşyası. Başbakan oluşunu bile radyodan dinlemişler. Çataldere’de her evde bir telefon var. Bu ay 7 milyon lira telefon faturası ödemiş köylüler. Köyde öğretmen sıkıntısı yok. Sağlık ocağı var ama iki yıldır ebesi ve doktoru bulunmuyor. Hayvancılık ve çay tek geçim kaynağı. Muhtar Aydın’a “Yeni başbakandan ne istiyorsunuz?” soruyorum.

Yanıtı hazır:

“Yol istiyoruz, su sorununun çözümlenmesini bekliyoruz. Sağlık ocağına ebe ve hemşire atanmasını istiyoruz. Televizyonu izlememize fırsat tanınmasını bekliyoruz.”

Köylüler Yılmaz’a “bizim patron” diyorlar ve ekliyorlar “patronu çok özledik”

Sonra başlıyorlar Yılmaz’ın çocukluğunu anlatmaya, derede balık tutmasını, diğer çocuklarla fazla haşır neşir olmamasını, kendi halinde durgun bir görüntüsünü.

“Mesut’un babası benim amcamın oğlu olur” diyen 68 yaşındaki TMO’dan emekli Yunus Akçal, Yılmaz’ın köyde kalan tek akrabası.

Yılmaz için Akçal, “Akranları ile fazla yakınlık kurmazdı. Okuyup büyük adam olacağım da demezdi, ama okuyup büyüdü. Başbakan da oldu. Ne kadar övünsek azdır.” diyor.

Yunus Akçal uğurluyor bizi köy meydanına. Patika yollardan köy meydanına iniyoruz ve köy meydanında “bal, yoğurt, dana eti kavurması ve mıhlamadan” oluşan yemeğimizi yiyoruz.”

Cumhuriyet’te yayınlanan haberin özeti böyle.

Buraya kadar özetini bir anı gibi sunmaya çalıştığım haber bol fotoğraflı olarak Cumhuriyet’te yayınlandığı gün Başbakanlık Özel Kalem Müdürü köy muhtarını aramış, köyün sorunlarını gazeteciye anlatana kadar bize anlatsaydın diyerek sert tepki göstermiş.

Gazeteyi görmemiş olan muhtar “gazeteciye anlattıklarımın hepsini milletvekilleri, bakanlar biliyordu” demiş.

Yaklaşık bir hafta sonra muhtar beni telefonla aradı.

“Haberden sonra buraya hizmet gelmeye başladı. Dağın tepelerine çok büyük yansıtıcılar kuruldu, patronu (başbakan) televizyonda görmeye başladık. Sağlık ocağına, okula atamalar yapıldı. Yol hızla asfaltlandı. Hepinize köy adına teşekkürlerimi sunarım.”

KISSADAN HİSSE:

Mesut Yılmaz’ın baba ocağı Çataldere, politikacı yetiştirmesiyle ünlü; köyden bugüne kadar 2 bakan bir başbakan çıktı.

Gazeteciler kamu görevi yapar. Bazı yerleşim yerlerine ne gibi hizmetlerin götürülmesi gerektiğini belediye başkanları, kaymakamlar, valiler, milletvekilleri, bakanlar yerine getirmemiş olabilir. Ancak bir gazete haberi tüm devlet kurumlarını harekete geçirebilir.