“Bu gidişi durdurmaya ...”

"............Örümcek ağlarının arkasındaki karanlık inlerinde kendilerini ayakta tutmak, sayılarını artırmak, güçlerini çoğaltmak için sistem içindeki zayıf halkaları her türlü yolu deneyerek yanlarına çekmeye çalışırlar. Bunlar içte ve dışta olabilir, hiç fark etmez. Çünkü amaca ulaşmak için her yolu geçerli görürler. Amaç ise.........."


“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” diyen sevgili Uğur Mumcu ne kadar haklı... Sap ile samanı karıştırıp yanlışında ısrarı sürdürmek az gelişmişliğin en büyük belirtisi aslında. “Doğrudan yana mı, güçlüden yana mı olmalı?” anahtar sorudur; bunu yeterince kavramayanlar ile demokrasi adına oy vermede aynı hakka sahibiz. Bu nedenle seçmen “futbol takımı tutar gibi” tarafı olduğu partilere oy vererek amacına ulaştığını sanır, kazanınca mutlu olur. Beklentiler gerçekten karşılanabilse haklıdır da “hem ağlar hem giderim” diyerek işsizlik, yokluk, güvencesizlik, açlık çeken birey olmak zorunda kalınca oy verip neden olduğu olayı da sorgulamaz. “Alışılmış çaresizlik” içinde hem sefaleti yaşar hem desteğinden vaz geçmez.

“Bıçak kemiğe dayanır, hatta deler geçerse” bir kısmı ancak o zaman yanlışının farkına varıp haklı ile güçlü arasında karar vermek zorunda kalabilir. Demokrasinin temeli olan “özgür iradeyle karar almak” bıçak gibi keskindir. Dikkat edilirse dünyada tüm siyasilerin temel hareket tarzı düşünmeyen, biat ve itaat eden, çıkar ilişkisi kurarak kendine göbekten bağladığı bir yandaş kitle yaratmaktır. Bu kitle koruma altındadır; karşılarına ise “ötekiler” konup sürekli bir tehlike tehdidi gösterilir. Böylece eğer yandaşını desteklemezse ötekiler geldiğinde yapılanların hesabını veremeyecek ve perişan olacaktır düşüncesi beyinlerine kazınır. Yandaş kitlenin pek çoğu bu yolla “mankurtlaştırılarak” biat ve itaat etmek zorunda kalır. Çok azı da zamanla halen koruyabildiyse düşünme ve değerlendirme, sorgulama ve hesap sorma yeteneğini geliştirerek yaptığı yanlışı anlayabilir ve doğruyu güçlüye tercih eder. Çünkü akıllı için doğru tektir!

Böyle bir ortam öyle kendiliğinden gelivermez; iğneyle kuyu kazarak yıllarca verilen emeklerle kurulabilir. Totaliterler ise sistemi yıkmak için çabalayacaktır. Örümcek ağlarının arkasındaki karanlık inlerinde kendilerini ayakta tutmak, sayılarını artırmak, güçlerini çoğaltmak için sistem içindeki zayıf halkaları her türlü yolu deneyerek yanlarına çekmeye çalışırlar. Bunlar içte ve dışta olabilir, hiç fark etmez. Çünkü amaca ulaşmak için her yolu geçerli görürler. Amaç ise demokrasiyi yok edip saltanatlarını kurmaktır.

En çok kullanılan yol eğitim sistemi ve ekonomiyi bozmaktır. Çocuk yaşta başlayan eğitim kişiyi geleceğe hazırlar. O kısacık zamanda ana hedef olan çocuk, kimin elindeyse o yolda beyinsel gelişme ve değişmeye uğrayacaktır. Ekonomik olarak geçinemeyecek ve sadakaya muhtaç hale getirilen bireyler ise, kendilerine ölmeyecek kadar yiyecek verene alışılmış çaresizlik içinde bağlanacaktır. Eğitimi yozlaştırılıp anlayıp sorgulaması engellenen bireyin, ona hayat vereceğini sanıp liderine biat ve itaati ise normalleşecektir.

Yıllardır yaşadıklarımızın, neden Cumhuriyetin temel ilkelerinden ısrarla saptırılıp orta çağ kafasında yönetimlere doğru gidildiğini anlamanın özeti budur. Ya çağdaş demokrasi ya tek kişilik baskıcı sistemler; karar sizin.

Parlamenter Demokrasiden bu sisteme geçilmesinde güya demokrasi adına halk karar verdi, öyle mi? Sonra verdiği yetkinin gittikçe yasaları, anayasayı, uluslararası yasaları bile dinlemeyen, kuvvetler ayrılığını yok ederek hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığını tartıştıran hale gelmesi demokrasi ile mi oldu? Muhalefet yapanların artık açıkça söylenebildiği siyasi davalarla bastırılması da mı demokrasiydi? Parmak çokluğunun çoğulculuğun yerini almasını alkışlamak ve tepe tepe kullanmak mı demokrasiydi?

Yasaları tanımamak, hatta AHİM; AYM ve diğer yüksek mahkeme kararlarını yok saymak nasıl alkış ve destek alabildi? İçi bomboş binlerce sayfalık iddianameler ile içeride tutulanlara neden bir gerçek hukukçu ses çıkaramadı? Ses çıkaranların başına gelenler neden görmezden gelindi? Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu yargılamalarda en büyük söz sahibi olanların şimdi yargıdan tek sorumlu bir yere getirilmesi de demokrasi mi?

Ülkeyi yöneten en üst makamda olan kişi Devlet değildir; devletin geçici bir süre yasal yetkilerini kullanır. “Ben olmazsam devlet olmaz” demenin ne yasal ne mantıksal bir yanı yoktur. İktidar güç zehirlenmesi yapar. Muktedirin hırsı aklının önüne geçtiğinde elindeki zehirli güç ile sadece kendine değil tüm halka geriye dönülemeyecek hatalar yapması kaçınılmazdır.

Geldiğimiz aşamada ve söylenen son cümle şimdi neye işaret ediyor? “Artık bulunduğun yer garanti değil, ben elimdeki güçle her şeyi yapabilirim. Ya benim dediklerimi dinleyecek ve hizaya geleceksin ya da sonuçlarına katlanacaksın. Bu, tüm bana karşı olanlara da örnek olacaktır” diye yorumlanamaz mı? Dikkatle, düşünerek, anlayarak defalarca okuyun ve unutmayın, ne deniyor?

“Bu gidişi durdurmaya sizin ne eliniz ne gücünüz yetmez, Özgür.”

Soru şu; Özgür durduramazsa halk durabilir mi? Siyaset isimle değil halk ile yapılır!