12 Eylül 1980 sonrası sendikalar ve genel olarak sendikal hareketin içinde bulunduğu durumu anlayabilmek açısından 12 Eylüle ve dolayısı ile faşist askeri darbeye bir paragraf açmak gerekiyor. Zira 12 Eylül 1980 darbesi ilk değil, Türkiye’nin NATO ya girişi üzerinden henüz 30 yıl geçmişken karşılaştığı üçüncü askeri darbe oldu. Diğer ikisinden farkı kurgusu, planlanması ve uygulanması sürecinin bütün aşamaları bizzat ABD’nin onayı alınarak hazırlanmış, programlanmış ve uygulamaya konulmuş faşist bir darbedir.
12 Eylül faşist darbesi sonrasında, Türkiye demokrasisinin “kap kara lekesi”, olan bu dönemde; DİSK, TÖB DER ve CHP kapatıldı, mal varlığına el konuldu ve tüm yöneticileri tutuklandı. 650.000 kişi gözaltına alındı, açılan 210.000 dava da 230.000 kişi yargılandı. Bu yargılamalar da 52 000 kişi tutuklandı. Yargılama öncesi yapılan polis ve asker sorgularında 171 kişi yapılan insanlık dışı işkenceler sonucu öldü. 130 kişi cezaevlerinde, cezaevi koşullarında, 14 kişi ise insanlık dışı işkenceleri ve cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla yapılan açlık grevleri sonrası öldü. 49 kişi idam edildi.1.650.000 kişi ise fişlendi. 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. 100 bin kişi "örgüt üyesi olma" suçundan yargılandı. 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işlerinden edildi.
12 Eylül darbesinin hemen ardından DİSK kapatılıp, mallarına el konulup yöneticileri tutuklanıp cezaevine atılırken, Türk İş tıpkı 1961 darbesinde olduğu gibi 1976 da kurulan Hak İş le beraber darbeyi destekledi. Desteklemekle de kalmayarak genel sekreteri Sadık Side’yi Bülent Ulusu başkanlığındaki darbe hükümetine Sosyal Güvenlik Bakanı olarak verdi. 12 Eylül den üç yıl sonra, 1993 te sıkıyönetim koşullarında yapılan seçimleri kazanan ve başbakan olan ve Turgut Özal ise 12 Eylül darbesinin hemen öncesinde ki Demirel hükümetinin, yani Başbakan Demirel’in yardımcısı iken bu kez darbe sonrasında oluşan darbe hükümetinin de devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Ve ilk icraatı da bu gün ekonomik anlamda hangi olumsuzlukları ve kötülükleri yaşıyorsak onların temeli olan ve zaten darbenin yapılış nedenlerinin başında 24 Ocak kararlarını ilan etmek ve uygulamak oldu.
12 Eylül 1980 bir tarihten öte Türkiye’nin dönüm noktasıdır. Türkiye’nin bir bütün olarak değişim ve dönüşüm sürecinin başlangıcı, Demokratik Cumhuriyetin üzerine oturduğu temelin yerle yeksan edildiği sürecin başlangıcıdır. 24 Ocak kararları ile devreye sokulan ekonomik politikalarla Türkiye sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasal, Türk İslam Sentezci bir ideoloji temelinde toplumu yeniden dizayn etmeye yönelik politikalarla ülke sosyal, kültürel ve toplumsal açıdan köklü bir değişim ve dönüşüme uğratıldı.
Tüm bunlarla birlikte, İMF ve Dünya Bankasının ekonomik programına dolayısı ile uluslararası sermayenin ve onun neo liberal ekonomi politikalarının insafına bırakıldı. Aradan 45 yıl geçmesine rağmen bu gün yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz tüm kötülüklerin ve olumsuzlukların temeli 12 Eylül 1980 tarihinde bu faşist darbe ile atılmış,12 Eylül darbecileri tarafından hazırlatılmış ve sıkıyönetimin baskıcı koşullarında halka onaylatılmış Anayasa ile ANAP ardılı siyasal partiler ve hükümetlerce bu güne kadar taşınmıştır.
Kısaca 12 Eylül 1980’ e bir parantez açtıktan sonra 12 Eylül sonrası işçi sınıfının ve dolayısı ile onun örgütü sendikalar, genel olarak sendikal hareketin içinde bulunduğu duruma ilişkin değerlendirme yapmadan önce darbe sürecinde ve sonrasında faaliyette olan sadece Türk İş ve Hak İŞ tir. Bu durumdaki 1990 yılına kadar böyle sürdü.1987 yılında başlayan kamu emekçilerinin sendika kurma çabaları 1990 yılında Eğit Sen ve Eğitim İş Sendikalarının kuruluşu ile sendikal mücadelede yeni bir aşamaya geçildi. 12 Eylül anayasasının yasakçı, özgürlükleri kısıtlayan yasaları dayanak yapılarak sendikaları kapatılan kamu emekçileri “fiili ve meşru” mücadele çizgisi temelinde sendikal mücadeleden geri adım atmayarak örgütlenmeye ve mücadeleye devam etti.12 Eylülde kapatılan DİSK 19 Ocak 1992 tarihinde yeniden açılarak sendikal mücadelede ki yerini aldı. 9 Eylül 1992 tarihin de de CHP aradan 12 yıl geçtikten sonra siyasal yaşamdaki yerini alıyordu. Ancak ne DİSK 12 Eylül öncesi dönemdeki DİSK’ti ne de CHP 12 Eylül öncesi dönemdeki CHP idi.
1990 Yılında eğitim iş kolunda kurulan Eğit Sen ve Eğitim İş kuruluşu ile başlayıp,20 Aralık 1990 tarihinde Tüm Bel Sen ve ardından 13 Kasım 1991 tarihinde BTS’nın (Birleşik Taşımacılık Emekçileri Sendikası) kuruluşu devam eden kamu emekçilerinin örgütlenme çabaları tüm baskı ve yasaklamalara rağmen tüm iş kollarında sürdü.1992 ye gelindiğinde kamu emekçileri sendikalaşma mücadelesi önemli kazanımlar elde etti. Sendika kurucuları ve yöneticileri ve sendikaların kapatılması yönünde açılan davalar mahkemelerde beraatla sonuçlandı. Ayrıca İLO sözleşmesinin 87 ve 151 sayılı maddeleri mecliste onaylandı. Bu gelişmeler üzerine kamu emekçileri sendikalaşma mücadelesinde çok önemli bir eşiği atlamış oldu. 1992 yılında sendikal mücadeleyi ortak bir platform üzerinden sürdürme amacıyla Eğit Sen, Tüm Bel Sen, Tüm Sağlık Sen, Tüm Ray Sen, Tüm Maliye Sen ve Tüm Haber Sen KÇSP (Kamu Emekçileri Sendikaları Platformu) yi oluşturdu. 27 Şubat 1993 tarihinde Tüm Bel Sen bir ilke imza atarak Gaziantep Belediyesi ile toplu sözleşme yaparak kamu emekçileri tarihinde bir ilke de imza atmış oldu
Eğit Sen, Eğitim İş, Tüm Bel Sen ve BTS’nın kurulması ve 1992 deki ilk eşiğin aşılmasından sonra ipin elden kaçtığını gören dönemin iktidarı Türk İş in kuruluş aşamalarına benzer bir süreci başlatarak; 18 Haziran 1992 tarihinde kurucularının önemli bir bölümü devletin üst kademelerinde yönetici pozisyonunda olan bürokratların önderliğinde ve desteğinde Türk Kamu Sen ,9 Haziran 1995 tarihin de de Memur Sen kuruldu.8 Aralık 1995 tarihinde KÇSP konfederasyona dönüşerek KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) adını aldı.
Başbakanın Necmettin Erbakan, başbakan yardımcısı ve dış işleri bakanının Tansu Çiller’in olduğu 28 Şubat 1997 tarihinde 1961 ve 1971, 1980 yıllarında yapılan darbelerden sonra Türkiye yeni bir darbe ile daha karşı karşıya geldi. Zaten 12 Eylül 1980 darbesinin şokunu ve etkisini henüz atlatamamış olan toplumda soğuk duş etkisi yaratan bu darbe sonrasında sağ gösterip sol vurma niteliğindeki uygulamalar ve gelişmelerden DİSK ve KESK olumsuz yönde etkilendi. Tarihsel birikim ve deneyim ile aşması gereken sorunları aşamayarak iç tartışmaların içine sürüklendi.
1997 yılına kadar sendikal mücadele çizgisi ve örgütlenme biçimi ve yapısı ile kamu emekçileri alanında büyük bir ivme yakalayan KESK içte yaşanan bu tartışmalarında etkisi ile belli bir dönem duraklama yaşadı. Bu durum 25 Haziran 2001 yılında 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanununun özellikle “grev ve toplu sözleşmeyi” içermeyen şekli ile çıkarılması giderek sendikaları bürokratik birer yapı haline dönüştürmüş, bu da devlet güdümlü sendikaların güçlenmesinin yolunu açmıştır. Bu da KESK i ve DİSK i işlevsiz hale getirmiştir.